Krizlerle boğuşan Türkiye, bankaların bir gecede hortumlandığı, memur maaşlarının bile artık ödenemez noktaya geldiği, tüm bunlar yetmezmiş gibi müslüman halkın üzerine bir yarasa gibi çökmüş dönemin muktedir gücü, halkı kastıkça kasıyor, boğdukça boğuyordu.

Memleket harap olmuş vaziyette, umutsuz ve yoksundu. Büyük bir karamsarlık ve sıkıntı bütün ülkeyi sarmıştı.

Tam da burada tarih, "minareler süngümüz, camiler kışlamız, kubbeler miğfer, mü'minler asker" diyen birinin sahneye çıkmasına şahit oluyordu.

Evet Tarih, belki de Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarından bir yere gelmişti ama bilen, farkeden, doğru okuyan var mıydı acaba?

O zamanlar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın, 12 Aralık 1997 tarihinde Siirt'e bir mitingde seslendirdiği Ziya Gökalp'e ait olan ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın Talim Terbiye Kurulunun onayıyla geçmiş bütün kitaplarında da yer alan bu şiir için, yazılı ve görsel medyadan ağır bir suçlama propagandası, zihinlere çivi çakılır gibi çakılıyordu.

Kartel medyası Erdoğan'ın şahsında müslümanlara kinini kusuyordu.

Ve olacak olan oldu. Dünya siyasi tarihinde emsali hiç olmayan böylesi bir suçtan dolayı Erdoğan'a cezaevi yolu görünüyordu. Manşetlerden "siyasi hayatı bitti, artık Muhtar bile olamaz" gibi alaycı, son derece aşağılayıcı, tahkir ve tağyir edici manşetler atılıyordu.

Nerden bileceklerdi ki, Yusuf'u kuyuya atanların aslında Mısır'a sultan ettiklerini.

Elbet bunu da bilemediler.

Aslında zalimler tarih boyunca bu hakikati hiçbir zaman anlamadı ve anlamayacaklar da.

Allah'ın kendilerine ve yapacakları işlere asla karışamayacağına inanan bu zavallılar sürüsü, yaptıkları bu işe de, Allah'ın asla müdahil olmadığını, olamayacağını düşünüyorlardı.

O'nun işleri nasıl evirip çevirdiğinin farkında değillerdi.

Böylece tarih boyunca Nemrutların, Firavunların ve bil-cümle tağutların, yeryüzünün ilahlarının kendileri olduklarını zannettikleri bir hatanın aynısını tekrarlıyorlardı.

Doğrusu gözler kör olmaz, sinelerin içindeki kör olur.

Ve Cezaevi günleri...

Erdoğan, cezaevinde kaldığı süreçte, Türkiye'de sorun adına ne varsa, köklü değişiklikler yapacak bir dönemi başlatmanın hazırlığını ve bunun altyapısının nasıl olacağının kritiğini yapıyordu.

Cezaevi ona çıkacağı uzun yolculuk için dinlenme, düşünme, didinme ile ilgili geniş bir analiz yapma imkan ve ortamını da sağlıyordu.

O cezaevine giderken cezaevi önünde "Devlete kırgın ya da küskün olmadığını" söylüyordu.

İçeride çok çalışacağını ve 2000'li yıllarda Türkiye'de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını da ifade ederek tarihin sayfalarına bu sözlerini yazıyordu.

Rahmetli Özal'ın vefatıyla 90'lı yıllar adeta kaybolan yıllar olmuştu.

1991 ile 2002 yılları arasında 8 hükümet kurulmuştu. Ortalama 1.5 yılda bir hükümetin değiştiği yıllarda sadece 1995-1999 yılları arasında, 2'si azınlık olmak üzere, 4 hükümet kurulmuştu.

Tüm bunlara binaen, 28 Şubat 1997 kararları adı altında yapılan Post Modern darbeyle, askeri vesayetin toplum üzerindeki dayanılmaz baskısı yanında, ekonomik yolsuzluklar ve adaletteki yozlaşma ve hukuksuzluklar yeni bir arayış ortamını sağlamıştır.

İşte tam da bu süreçte 1999 yılından itibaren ortaya çıkan Yenilikçi Hareket'in partiye dönüşmesiyle Ak Parti tarih sahnesine çıkmıştı.

Kimine göre "merkez ile çevre" olarak kavramsallaştırılan bu iki sosyal gücün mücadelesinde AK Parti'nin yeri belliydi.

Kimi bunu "devletçi-seçkinci" kesimle "gelenekçi-liberal" kesim arasındaki mücadele, kimi de "batıcı-laik" kesimle "doğucu-islamcı" kesim arasındaki mücadele olarak ifade ediyordu.

Binaenaleyh, AK Parti, İttihat Terakki'den bu yana iktidarı elinde bulunduran, ayrıcalıklı kesimlerin dışında kalan toplum kesimlerinin temsilcilerinden biri olma konumundaydı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199