İnsanlar olarak adalet kelimesiyle aramızda bir uyumsuzluk var. Bu kelimeyi duyduğumda benim aklıma dengede duran bir terazi veya Türk filmlerinin mahkeme sahnelerindeki koca harflerle yazılmış “Adalet mülkün temelidir” yazısı gelir. Mahkemeler, hâkimler avukatlar ve hukuk. Sanki sadece bu alanlarda adaleti gözetmek gerekiyormuş gibi bir algı oluşmuş zihnimizde.

Oysa adalet eşittir dengedir Rabbimiz Kuranı Kerimde “ O mizanı (dengeyi) koydu. Siz ey insanlar sakın dengeyi bozmayın. Ölçüyü ve tartıyı eksizsiz yapın” (Rahman 7-9) buyurur. Mademki tabiatın ve onun içindeki insanın yaratılışının bir dengesi var o halde insanında bu dengeyi bozmaması gerekir. Aksi halde zulüm ortaya çıkar ki zulüm adaletin zıddıdır. Bizim bu ayetleri okurken atladığımız çok önemli bir konu var ki oda dengeyi oluşturacak hesabı da iyi bilmek.

“Akıl oyunları” filminden hatırladığımız ünlü matematikçi John Nash’in 2012 yılında Türkiye’de katıldığı bir kongrede söylediği sözler çok enteresan. Türkiye’nin matematik sıralamasında dünyada son sırada olduğunu duyduğunda şöyle diyor : “İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur”.Profesörün bu tepkisini milli refleksle karşılayıp “adam sende batının her zamanki hali, onlar zaten bizi aşağılamak için fırsat kolluyorlar” diyebilir  ya da şu soruları kendimize sorabiliriz; Birincisi gerçekten bir toplumun matematik eğitimiyle o ülkenin  adalet  sistemi arasında bir bağ var mı? İkincisi de neden bir matematikçi, matematik eğitimini duyunca ilk verdiği tepki adalet oluyor?

Ülkemizin adalet sistemi ve dahası insanlarımızın birbirlerine olan zulmünü düşündükçe ikinci tepkiyi vermemiz gerekmez mi? Hakikaten davranışlarımızda mantık ya da denklem hatası yapmamış olsak toplum olarak daha mutedil olmaz mıyız? Eski âlimlerimiz tartışma yapmak için bile olsa mantık ilmini bilmeyen birisini muhatab almazlarmış. Gazali “mantık bilmeyenin ilmine itibar edilmez” der. Mantığın matematikle ilişkisini düşündükçe analitik düşünceden yoksun bireylerin çözmeye çalıştıkları sorunların sonuçlarını tahmin edebiliriz. Yani hesap bilmeden, artıların eksilerin istatiğini tutmadan yaptığımız her davranış geleceğimiz hakkında yanlış kurulmuş denklemlerdir ve bizi gerçeğe ulaştırmaz. Kuranı Kerimin  “akletmezmisiniz, düşünmez misiniz” hitabının anlamı da bu olsa gerek.

İnsanların birbirlerine olan davranışlarda ki yaklaşımın eşit mi yoksa adil mi olması gerektiği konusu karmaşıktır. Çoğu zaman birbirine karıştırılır. Yani herkese aynı davrandığımızda adil de davranmış oluyor muyuz?  Kanaatimce matematiksel hesap yapmak tam da bu konuyu açıklığa kavuşturacaktır. Hesap yapabilmek için elinizde verilerin olması gerekir. Bunun için öncelikle insanın kendini ve toplumun yapısını karakteristik özelliğini iyi bilmesi gerekir. Mesela günümüzsosyal bilimi derki; insanlar stres altındayken her türlü istismara maruz kalabilir ve o durumdan kurtulmak için yanlış kararlar verebilir. Adaletsizlik konusu da en çok problemin yoğun olduğu zaman ve mekânlarda verilen kararlarda görülür. O halde böyle bir durumdayken karar vermemek lazım. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Davut peygamberlerle ilgili anlatılan bir kıssada onun korku halindeyken davalı iki kişiye verdiği verdiği karardan dolayı tevbe etmesi istenir.(Sad 21-26) Çünkü stres altınayken yanlış bir karar vermiştir. Böyle bir haldeyken karar vermeden beklemek hesap yapmak demektir.

Yine sosyal bilime göre insanlara ihtiyaçlarına göre ödüllendirme yapmak gerekir. Mesela Anadolu’nun bir ilçesinden spor müsabakasında birinci olan bir garibana plaket vermekle İstanbul’da bir akademisyene girdiği bilim yarışmasında aynı plaketi vermek eşittir ama adil değildir. Hiç bir maddi değeri olmayan böyle bir plaket ancak saygınlık bekleyen meslek gruplarına verilmelidir. Diğerinin ihtiyacı para yada maddi menfaattir. Bunun bir örneğini Mekke’nin fethinde Huneyn savaşında Hz. Peygamberin ganimetleri taksiminde görüyoruz. Bir hafta önce Müslüman olan ve sonra da savaşmak için canını ortaya koyan bir kısım Müslümana peygamberimiz(sas) daha fazla mal verince onu adaletsizlikle suçlayan kişilere karşı “Allahtan en çok korkanınız benim. Ben adaletli olmazsam kim adaletli olabilir” diye çıkışarak onların kalplerini İslam’a ısındırmak için bu taksimatı yaptığını ifade eder.İşte bu da hesaptır.

İnsan yapısı gereği paraya ve makama düşkündür. Dolayısıyla farkında olmadan zengin, şan şöhret ve makam sahibi kişiler lehine karar verebilirler. Hatta güzel giyimli ve görünümlü, kendi memleketinde büyümüş yada akrabası olan kişilere de farkında olmadan ayrıcalıklı davranabilir. Adaletin en fazla çiğnendiği noktalar da bunlardır. Günü birlik hesaplar yapıp onlardan menfaat devşirme adına yanlış kararlar verebiliriz. Rabbimiz “ Ey iman edenler Allah için Hakkı ayakta tutan adaletle şahitlik eden kimselerden olun” (Maide 8) buyurarak bizi bu yanlış hesaptan dönmeye çağırır.

Velhasıl yaşantımızın her aşaması düşünerek hesap yaparak davranmamız gereken alanlardır. Hesapsız verilecek güzellikler ancak ahirette cenneti kazananlara olacaktır. Rabbim bizleri yanlış hesap yapmaktan, hak yoldan sapmaktan, ayağı kaymaktan ve kaydırılmaktan; zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillik etmekten ve cahillerele karşılaşmaktan muhafaza eylesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.