Günlük hayatta dilimize pelesenk yaptığımız bazı kavramlar vardır ki bunların aslında tam olarak manasını uygulamakta zorlanırız. Ne olduğunu çok iyi biliriz hatta Kur’an-ı Kerim’in bir ifadesinde ki gibi onu babamızı tanıdığımız kadar iyi tanırız ama iş uygulamaya gelince zorlanırız. İşte o kavramlardan biridir adalet. Manasını yaşayamadığımız adalet şöyle tanımlanır: “Bireysel ve toplumsal hayatta dirlik ve düzen,  hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine uygun yaşamayı sağlayan ahlaki erdem”

                Dünyadaki bütün hukuk sistemlerinin, kanun ve nizamların ortaya çıkmasındaki sebep kişilerin hak ettikleri yaşama dirlik ve düzen içerisinde sahip olmalarını sağlamaktır. Bunun içinde gerekli olan şey adalettir. Mutlak adalet sahibi olan Rabbimiz kendisini “el-Adl” ve “el- Muksit” isimleriyle tanıtır.Onun her işi Hak dır Adaletlidir.Tüm varlıkları bir ölçüye göre yaratmış, sorumluluk verdiği insandan da ölçüyü ve nizama göre davranmasını   emreder.

Adalet; her hak sahibine hakkının verilmesidir. Bunun zıddı ise zulümdür. Adalet eşitlik değildir. Dolayısıyla mutlak eşitlik prensibiyle hareket etmek her zaman adaleti sağlamayabilir.  Kur’an-ı Kerim’de adaleti emreden pek çok ayet vardır. Ancak bir yer vardır ki orda bir peygamberin adaletle imtihanı anlatılır.  Sad suresinin 21- 26. ayetleri. Ayetlerde geçen peygamber Hz. Davud dur. Ona hitaben “Ey Davud biz seni yeryüzüne halife yaptık” cümlesi çok önemlidir. Çünkü halife demek Allahın emirlerini uygulama mesuliyetini yeryüzünde almış kişi demektir

 Gelelim kıssaya: “ Hz. Davud mabet de iken bir kısım insan mabedin duvarını tırmanıp onun namaz kıldığı yere girerler. Davud (as) onlardan korkar. Şaşkın ve olup bitenin farkında değildir. Onlar derler ki “ korkma biz iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Büyük bir tartışmanın içerisindeyiz. Bu yüzdendir ki bize yardım etmen durumu açıklığa kavuşturman lazım”. İçlerinden biri “bu benim kardeşimdir onun 99 koyunu var benim ise bir koyunum var. Böyle iken bana ver tek koyunla ne yapacaksın dedi ve tartışmada beni bastırdı” der. Davud (as) konuyu dinleyip hüküm verir. “Andolsun ki senin koyununu kendi koyunlara katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip Salih amel işleyenler başka. Onlar da pek azdır” der. Davud (s.a )bu hükmü verir vermez melekler ortadan kaybolurlar. “Davud bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlanma diledi secdeye kapandı ve Allaha yöneldi.”

Anlatılan olayda hakkaniyetli bir hüküm gibi görünse de ayetler Hz Davudun karar vermesinde bir hata olduğunu ve Allahtan bağışlanma dilediğini anlatır ama ayrıntıya girmez. Ancak satır aralarındaki anlatım adalet sisteminin hangi standartlara sahip olması gerektiğini anlatan muhteşem unsurlar içerir.  Şimdi bu ayrıntıları görelim:

Birincisi: Hz Davud’a bir dava gelir. O adaletin tezahürünün en önemli sonuçlar doğurduğu yargı makamındadır. Çok dikkatli davranması ona göre karar vermesi gerekir. Oysa o,  duvardan atlayarak inen bir grubun kendisi için nasıl bir tehlike oluşturacağından endişeli, telaşlı, afallamış travmatik bir hal içindedir. Bu stresli durumda vereceği karar adaletli olmayacaktır. Hukuk kitaplarında hâkimlerin baskı altında olma, stres, açlık, duygusal boşluk vs. durumunda hüküm vermemesi gerektiğiyle ilgili bilgiler verilir. Hüküm vermek için illa da hâkim olmaya gerek yok. Çoğu zaman bizlerde kişileri, olayları, grupları değerlendirirken aynı hatayı yaparız. Stres altında duygusal olarak uygun olmadığımızda verdiğimiz kararlar yanlış olabilir. Sakin olmayı beklemek gerekir.

İkincisi, Davud (as) bu olayda görünen o ki sadece davacı olan bir grubu dinlemişti ve ikinci grubu dinlemeden acele karar vermişti. Oysa hâkimin karar vermeden önce delil istemesi ve diğer tarafı da dinlemesi gerekirdi. İnsanlar maalesef ki kolayca yalan söyleyebiliyorlar. Bu göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir konudur. Bunun önüne geçmenin yolu iddiaları ispatlayan delil istemektir. Ayetin işaret ettiği bir husus da bazı insanların olayları kendi bakış açıları ve güçlü anlatım metotlarıyla karşıdakini kolayca mağlup edebilme tehlikesidir. Onların ağızları o kadar iyi laf yapar ki haklıyı haksız, haklıyı haksız gösterebilirler. Burada maharet karşıdakinin onu anlayabilmesindedir. Bu da çok zordur ki sadece o kişiyi dinleyerek hüküm vermeye kalkmak zulme sebebiyet verebilir. Çağımızın insan tanıma yöntemlerini öğrenmek faydalı olabilir.(iletişim metodları, beden dili vs) .

Üçüncü husus; Ayette geçen Hz Davud’un söylediği “ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler” cümlesidir. Huleta kelimesi geçer ki bunu sadece iş ortaklığı yapanlar değil daha geniş manada bir toplumda yaşayan insanlar, kardeşler, dostlar akrabalar, iş arkadaşları vs dir. Yani ortak paydada buluştuğumuz herkesle yaşadığımız hayatta başkalarına adil davranmıyor olabiliriz.

Aynı dinde aynı coğrafyada aynı şehirde aynı ilde aynı mahallede aynı ailede aynı okulda aynı işyerinde birlikte yaşadığımız insanlara adil davranmak dileğimizle bir kere daha şunu itiraf etmeliyiz ki adaletli olmak gerçekten zor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178