Mazlum ümmetin sorunları derken, sabah akşam müslümanların genel maslahatından bahsedip dururken, maalesef araya giden bir çok gündemi de takip etme, cevap yetiştirme imkanımız kalmıyor. Oysa "başımıza gelen her bir hadise kendi ellerimizle işlediklerimizden oluyor" kuralını çoğu zaman gözardı ettiğimizden, "bu da başımıza nerden geldi" gerçeğini ıskalamamıza sebep oluyor. Böylece asli olanı kaçırıyor, bu sefer de tali olanda tıkanıp kalıyoruz.

Son 10 yıldır gün yok ki yıl gibi gelmesin. Gerçekten belkide bir yılda karşılaşacağımız gündemleri, bir günde geçirdiğimiz günlerin haddi hesabı yoktur desem yalan olmaz. Hatta gün olmuştur ki bir asra bedel olmuştur.

Haliyle yerel gündemlere de bakmak, elmanın içini gizliden gizliye çürüten işlerimizi de görmek önem arzetmektedir. Çünkü dışımız ne kadar parlak olursa olsun içimizde bir çürüme varsa, bunun adı tıp literatüründe kanserdir. Kanser ise ihmale gelmez. Henüz başlangıcında ve bir ilerleme olmadan farkedilip, erken teşhis ve tedavi ile önünün tutulması tek çaredir. Yoksa Alimallah bir gitti mi önünü tutmak mümkün değildir..!

Efendim malumunuz son kararnameyle yeni kurulmuş üniversitesitelere rektör atalamarı yapıldı. Diğer illeri bilmem ama yeni kurulan Malatya Turgut Özal Üniversitesi rektörlüğüne atanan Aysun Nur Kara Hanımefendinin, Ak Parti milletvekili Sayın Öznur Çalık'ın kız kardeşi olması hasebiyle yerel gündemde bomba etkisi yaptı. Malatya halkı bu işin ehliyet ve liyakatten uzak, siyasi iştiyakler ile olduğunu düşünüyor. Akademi çevrelerinin ise yapılan atamayla ilgili nasıl karamsar ve kötümser düşündüğünü çok iyi biliyorum.

Rektör Hanım'ı tanımadığım için hakkında olumlu veya olumsuz bir şey diyemem. Hem böyle birşey etik de değildir. Nihayetinde bir vekilin kardeşi hiçbir makama gelemez diye bir kaide de yoktur. Belki de liyakat sahibi biridir, bilmiyorum. Sorun bunların hiçbiri değildir. Asıl sorun, yapılan atamaların kamuoyunda ehliyet ve liyakatla değil de, güç ve denge mantığıyla yapıldığı algısının yerleşmesi ve git gide adalete duyulan güvenin sarsılmasıdır..!

Eh! Artık Rektör Hanım kapısına "ablam sağolsun" diye yazar mı bilmem. Bildiğim tek bir şey var o da, bunların artık Malatya'nın, Malatya'lının halinden, ne istediğinden kesinkez anlamayacakları. Bakın "anlamadıkları" demiyorum, "anlamayacakları" diyorum. İkisi arasında büyük anlam farkı var.

Maalesef dalkavukluğun para ettiği, partili görünenlerin kıymetlendiği bir dönemde, imtiyazlardan ve iltimaslardan yararlanarak devlette görev alan, partiyi kullanarak iş, ihale peşinde koşanların haddi hesabı yoktur.

Boşuna "dalkavukluğun sağladığı çıkar, dürüstlüğün getirdiği çıkardan daha fazla olursa, o ülke batar" dememişler. İnanın en küçük dalkavuğun dahi sesinin, makamlardan ve mevkilerden hep uzak durmaya çalışan bu fakirin sesinden daha bir itibar gördüğü bir zamanın payesindeyiz.

Sahi bu gidiş nereye böyle? Güç ve denge siyasetinin bizi götürdüğü yerin farkında mısınız?

Nemalananın dalkavuk olduğu, nemalanamayanın da kafadan düşman olduğu bir toplumda arada durmak nasıl bir duygu, bu kalemi oynatan kardeşiniz çok iyi bilir.

Yahu sesimizi çıkarmasak bunlar neredeyse boş kaşıkla bizi besleyecekler. Adamlar devletluların çevresini çember gibi sarmış. Ne bizim sesimiz gidiyor oraya ne de ordan bizim ne istediğimiz biliniyor.

Ah siz aracılar yok mu? Allah ile insanların arasını ayırmanız yetmezmiş gibi, şimdi de devletlularla aramıza girip şikayet dilekçelerimizi ağalara mutluluk dilekçesi olarak sunuyorsunuz. Biliyorum sizin tuzağınız büyüktür ama bu halkın sizden daha büyük olduğunu bir gün elbette anlayacaksınız.

Bakın Beyler!

Özeleştiriye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Maalesef biz bir model ortaya koyamadık diyorum. Değerlerimizle kapısına gittiğimiz iktidarın, değersizliklerine yenik düştük. Kimse bizim ortaya koyduğumuz modele bakarak toplumsal bir dönüşüme girmedi. Bilakis bizimkiler dediklerimiz, eleştirip durduğumuz anlayışlara, yaşantılara savrulup gittiler.

Oysa toplumun diğer katmanları bizim adaletimize, ahlakımıza, ayrımcılık yapmayışımıza bakıp, işte bu! işte aradığımız model buydu diyeceklerdi.!!

Lütfen kimse toplumsal dinamiklerimiz buna müsait değil saçmalıklarını bana zırvalamasın. Bizi torpille, adam kayırmayla, yandaşçılıkla kendilerine nefret ettirenlere karşı aynı modeli tesis etmedik mi?

Ticarette, kültürde, sanatta, eğitimde, adalette, ahlakta, giyim-kuşamda, torpilcilik yapanlardan, adam kayıranlardan, yandaşçılık edenlerden ne farkımız kaldı? Sadece kimliğimiz mi?

Bugün ülkemin hangi genci eğitimden, at yarışına dönmüş sınavlardan, torpilin yeni adı olan mülakattan dolayı geleceğinden emin?

Oysa onlar bize çarpacak ve dirileceklerdi diye bir hayalimiz vardı. Ne zamanki biz onlara çarptık, ölen biz olduk.

En büyük cürüm de nedir biliyor musunuz?

Ülke gençliğinin torpil, adam kayırma, yandaşçılık gibi bir toplumu öldüren, mahveden ahlaki hastalıklara bulaşması oldu. Artık herkes bu kavramların normal birşey olduğunu, haramın ve adaletsizliğin bir usul olduğuna inanıyor. Oturup kendi aramızda torpil bulmanın sistemin bir gereği olduğunu, çarkın böyle döndüğünü, bunun için torpil bulmak gerektiğine dair yorumlar yapmaya başladık..!

Ekonomik krizmiş! Benim umurumda bile değil. Bunlar geçici. Çözümleri elbette var. Allah daraltır ve genişletir de. Bu işler ilahi bir hikmetle bir öyle bir böyle döner gider. Asıl sorun ne biliyor musunuz? Ahlak ve adaletin git gide yara alıyor oluşudur. Bizi bitirecek de işte budur. Ekonomik kriz değil.

Elbette hiç iyi şeylerde olmuyor demek de adil değil. Zira mazlumların ümitlerini, Türkiye dediklerinde yüzlerindeki umudu yok sayamam. Belki de bunların umutları için biraz daha sabrediyoruz.

Erdoğan bana göre samimi biri. Halkını ve ülkesini gerçekten kendine dert edinmiş. Fakat başına gelen bunca ihanet ve kumpas hadiselerinden sonra duygularıyla hareket etmesi beni korkutuyor. Allah ona yardım etsin. Etrafındaki onca danışman ordusuna rağmen, bir yalnızlık içinde olduğunu görüyorum.

Bunun için sorumlu bütün vicdanların harekete geçerek inisiyatif almaları, partinin içindeki bu sülükleri ve bunlara göz yuman embesilleri temizleyecek bir direniş göstermeleri elzem hale gelmiştir.

Alimlerimizin, akademisyenlerimizin, sivil toplumun ve bu uğurda ses çıkaracak tüm vicdanların yola çıkması, harekete geçmesi her zamankinden daha bir aciliyetlidir.

Sonrası mı? Allah herkesi niyetiyle, duruşuyla ve yapıp-ettikleriyle hesaba çekecek. Günü geldiğinde "ah bir bilseydik Allah'ın bizim iktidar olmamıza ihtiyacı olmadığını" gerçeğini anlamak, bize hiçbir şey kazandırmayacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155