İnsan hayatı sınavlarla doludur. Neredeyse doğumdan itibaren sınavlara tabi tutuluruz. 

Yürümek, konuşmak, iletişim kurmak, arkadaş edinmek...

Hayal kırıklıkları yaşamak ve bunlarla baş etmek çoğu zaman oldukça zorlu sınavlardır. Üzülerek söyleyelim bu hayatımızın büyük bir bölümünü kapsar.

Hayata yeni başlamış bir çocuk için sınav; eğitim hayatına hızlı bir giriş yapmaktır.

Anasınıfında eğer şanslıysa belki biraz eğlenir, eğlenirken öğrenir..

İlkokul birinci sınıftan itibaren bütün eğitim hayatını neredeyse sınavlar şekillendirir. Bunlar bazen yazılı bazen sözlü bazen de yaşamın bizzat kendisi olarak çıkar karşısına. 

Sosyal hayatımızda da sınavlar vardır elbet.  Hem de hiç yadsınamayacak kadar çok.

Sınavlarla bu kadar iç içe bir hayat yaşarken sormadan edemiyor insan. Peki, hiç sınav olmasaydı hayat nasıl olurdu.

Hatta Dünya nasıl bir yer olurdu..

Belki biraz zor görünecek ama sınavı ölümle ilişkilendirmek istiyorum.

Ölüm sınavların en çetrefillisi değil midir çoğu zaman... 

Ölümden daha zor  olanı ayrılık diyor şair ama ayrılık da biraz ölüme benzediği için zor değil midir aslında..

Ölümü bu kadar zor bir sınav yapan nedir peki... Her şeyi çok daha değerli çok daha kaliteli yapması değil mi?

Eğer sonunda Ölüm olmasaydı daha az sever daha az hisseder daha az önemserdik.

Eğer ölüm olmasaydı dünya daha sıradan daha basit daha mutsuz daha renksiz bir yer olurdu.

Eğer bir gün kaybetme korkusu olmasaydı hiç bir şeyin hiç bir kıymeti kalmazdı.

Hatta iyi ve kötünün bile bir anlamı olmazdı.

Bazı şeylerin sonlanıyor olması ve sonunda da hesap veriliyor olması kalitesini artırıyor kesinlikle..

 Sanırım bu nedenle sınavlara çok da karşı değilim. 

İnsanların sınavı hayatlarının merkezine koymasına karşıyım.

Marcus Aurelius' un şu sözü hayatımın köşe taşı olmuştur '' Eğer bir dış etken sizi üzerse, duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil, sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur, onu da her an ortadan kaldırma gücünüz vardır.''

Bir olayın şiddetinden çok bizin ona verdiğiniz değer ruh sağlığımızı etkiler.

Olayın ne olduğu nasıl gerçekleştiği mühim değil.  Sizin oraya nasıl baktığınız ve nasıl sonuçlar çıkarttığınız mühim.

17 yaşındaki çocuklarımız gerçekten zor bir sınava giriyorlar ama onları zorlayanın sınav olduğunu düşünmüyorum.

Bizim sınava bakış açımız, sınavlara yüklediğimiz bu kadar çok ve bu kadar saçma anlam çocuklarımızı bunaltan asıl mesele..

Peki, bu sınavda çocuklarımızı bu kadar inciten ne?..

Şu söz sanırım; ''hayatları bu sınava bağlı..''

Hayatım boyunca duyduğum en aptalca cümle bu sanırım..

İnsanların bunu söylerken inandıklarını da düşünmüyorum doğrusu..

Çünkü bu sınav her sene tekrarlanan bir sınav ve bu sınavın bir limiti yok..

Üç kere girebilirsin beş kere gelebilirsin diye bir kural yok istediğin kadar defalarca bu sınava girebilirsin.

Kazanabilirsin ya da kaybedebilirsin..

Hayatın bu sınava bağlı değil.

Belki akademik kariyerin belki ekonomik durumunun değişebilir. Ama sen bunlardan ibaret değilsin ki..

Sen bunlardan çok daha fazlasın. Sen eşref-i mahlûkatsın…

Senin asıl vermen gereken sınav yaşam başarısıdır.

Hem bu; (başarı ya da başarısızlık) sınav sonucu ile ölçülecek bir şey değildir.

Ne kadar mutlu ve üretken olduğunla yaşam başarını ölçebilirsin.

Eğer bir sınava yeterince çalıştıysan, rutinlerini yerine getirdiysen, sınavı başarmışsın demektir. Geriye kalan kısmı senin dışında işler.

ÖSYM bu sınavı her sene tekrarlar ve her yaştan insana tekrar tekrar şans verir.

Biz ise sınavda başarılı olmayan çocuklarımıza neredeyse yaşama hakkı tanımayacak kadar Emperyalist bir düşüncenin kurbanı olduğumuzun farkında bile değiliz.

Biz ne zaman rızkı verenin Allah olduğunu unuttuk?..

Ne zaman “insan için çalıştığından fazlasının olmadığını” unuttuk?..

Ne zaman biz bir sınavın bütün hayatımızı değiştireceğine bütün hayatımızı bambaşka bir yere taşıyacağına inanır olduk?..

Korkarım sekülerizmin bize oynadığı oyunlardan biri de bu..

Bütün hayatımızın dünyevileşmesi sonucunda, çocuklarımızı korkunç bir stresin kucağına atıyoruz..

Şu anda sınavlara girecek çocuklarımız 1960'larda bir akıl hastasının sahip olduğu kaygıyla eşit düzeyde kaygıya sahip.

Peki, ne için kaygılanıyor bu çocuklar?..

Meslek sahibi olmak için mi?..

Oysa üniversite mezunlarının doğrudan meslek sahibi olduğu günler çok geride kaldı..

Peki bunu neden görmezden geliyoruz?..

Eğitimsiz olacakları için mi kaygılanıyorlar,  sanmıyorum akıllarına bile geçmiyor...

 Tuhaf bir kaygı anneden çocuğa, okuldan anneye, toplumdan okula geçiyor..

Ama bu kaygının kaynağını hiç kimse araştırmıyor, görmek istemiyor

Bana bu zorlama, temelsiz kaygı emperyalizmin bir oyunu gibi görünüyor.

Sanki daha çok test kitabı satmak, daha çok sözüm ona eğitim-öğretim materyali satmak derdindeymişler gibi geliyor.

 Sokakta 17 yaşında bir çocukla 7-8 yaşlarında kardeşini köpeklerle oynarken izledim.

Ne çok mutlu olduklarını ve dünyanın ne kadar güzel bir yer olduğunu gördüm.

Eğer hayatında bir tabloyu ölümsüzleştir deselerdi bu tabloyu ölümsüzleştirmek isterdim. 

İki çocuk iki köpek ve kaygısızca oynanan bir zaman dilimi.. Bundan daha büyük bir mutluluk bundan daha büyük bir huzur olabilir mi?..

Onları saatlerce izleyebilirdim ama büyük çocuk kardeşine “Hadi gidelim artık ders çalışmam gerekiyor..” demeseydi.

Küçük olan boynunu büktü

-Lütfen abi biraz daha

-Hayır, Ders çalışmam gerekiyor Yarın sınavım var...

Yarın sınavım var düşüncesiyle yaşamak kadar insanı yaşamında uzaklaştıran ne olabilir.

Bu söylediklerim, yazdıklarım çocuklarımız sınavlara hazırlanmasın ders çalışmasın anlamına gelmiyor ama kendi doğalarında kendi kişisel yeterlilik çizgilerinde kendilerine yetecek kadar hazırlanmalı anlamına gelsin istiyorum...

Yalnızca öğrenmeyi sevsinler öğrenmek için zaman ayırsınlar yeter..

Sınava endeksli bir hayat kaybedilmiş bir hayattır ve hiç bir çocuk bir daha 7 -17 yaş arasına dönemez...

Yaşamı en güzel tecrübe edeceği, yaşam hakkında en güzel deneyimleri edineceği bu yaşı sınav stresiyle, ders çalışma kaygısıyla, hayat kaygısıyla, el alem ne der kaygısıyla geçirmesi zulümdür ve bence çocuklar insan hakları mahkemesine gidecek kadar mağdur...

O zaman sınavları kaldıralım diyecek bir kaç akıllı sesi duyar gibi oluyorum.

Hayır! Sınavları kaldırmayalım.. Sınavlar öğrenmedeki motivasyonu artırır...

 Ama sınavları hayat memat meselesi yapmayalım.. Bence bu daha makul...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.