Geçtiğimiz günlerde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından, çalışan annelerimize bir müjde(!) verildi. Bu müjde coşku eşliğinde duyuruldu. Öyle ki; “Çalışan annelere müjde… Destekten yararlanmaya hak kazanan anneler…” şeklinde haber metinleri uzayıp gitti. Başvuruyu hemen yapabilmek için linkler paylaşıldı. Amaç ise, "Kurumsal çocuk bakım hizmetleri yoluyla kadın istihdamının desteklenmesi projesi" adı altında kadın istihdamını artırmaktı.

Proje şimdilik; Ankara, Antalya, Bursa, Elazığ, İstanbul, İzmir ve Malatya illerinde uygulanacak. Projenin uygulanacağı illerde, ön kayıtlarını yaptıran ortalama 10.250 anneye maddi destek sağlanacak. Anneler bu haktan en fazla 24 ay faydalanabilecek. Faydalanabilmeleri için ise; 4/A’lı sigortalı olarak çalışmaları gerekecek ve 0-60 ay aralığındaki çocuğunu proje uygulama illerindeki Milli Eğitim Bakanlığı’na ya da Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı kreş, anaokulu veya gündüz bakımevine çalışma saatlerine uygun olarak düzenli göndermeleri ve kendilerinin işlerinin başına dönmeleri gerekecek.

Yıllardır dilimize pelesenk ettiğimiz, “Kadınların çalışma hayatına daha fazla katılması…” görüşü, beraberinde birçok sıkıntı getiriyor. Çalışma hayatına katıl/a/mayan kadınlar içinse ciddi bir mutsuzluk ve toplumsal baskı oluşturuyor. Geleneksel aile yapımızın içi boşaltılarak hayat yoğunluğunun büyük kısmı, kadınların omuzlarına yüklenmeye çalışılıyor. Kadın, her platformdaki iş yükünü omuzlarına almak durumunda kalıyor. Para kazanmayan kadına ise hazır yiyici gözüyle bakılıyor.

Ülke şartları göz önünde bulundurulduğunda herkesin gönlündeki işi yap/a/madığını görmekteyiz zaten ama insanların, özellikle de kadınların bu doğrultuda evi dışında hizmete koşulmaya çalışılması ve dahi bunun sürekli olarak teşvik edilmesi aileleri sarsıyor. Neticede ortaya bir dolu mutsuz, yorgun, evinde verimsiz kadın ve yeterince ilgilenilmeyen aile fertleri çıkıyor. Babalar, geri plana atılıyor.

Çocuklarından birisi bu yaş grubu içerisinde olan, üç çocuklu, çalışan bir anne olarak haberleri izliyorum ve müjde şeklinde verilen bu haberin, gerçekte daha fazla olumsuz sonuçları ortaya çıkaracağını düşünüyorum.

Mikrofon uzatılan anneleri dinliyorum. Ortak cümleleri “çocuğumuza daha iyi bir kreş eğitimi aldırırız.” oluyor. “Senin veremediğin bir eğitimi hangi kurumun soğuk yüzüyle muhatap olmak zorunda kalmak suretiyle daha iyi olacak şekilde alacak, minicik yavrun?” diye sormak istiyorum.

Aile ve anneyi düşündüğünü düşünen bakanlığımızın yıllardır bu kesimlere fayda yerine zararlar veren kararlar aldığını düşünüyorum. Örneğin anne sütü almak, sevgi ve kokusunu, ayrıca anne ilgisini hissetmek, evin sıcak ortamını teneffüs etmek mecburiyetinde olan bir bebeğin herhangi bir sosyal çatı altında daha fazla donanacak olmasını mantığıma yediremiyorum. Çalışma bahane ve mecburiyetiyle ayrıca bu tarz müjdeler neticesinde yavrusunu yabancı ellere bırakan kadının iş hayatına ne derece katkılar sunabileceğini yeterince idrak edemiyorum. Çocuğunu birkaç saat görmemeye dayanamayacak olanlar için bunun neresinin müjde olduğunu anlayamıyorum. Zira annelerin, gelecek nesilleri sağlam karakterli, ilgi ve sevgi ekseninde yetiştirmek adına, daha ciddi vazifeleri olduğunu düşünüyorum.

İş hayatının acımasız yüzü açısından bakıldığında, bu bir teşviktir gerçekten. Çocuğunu bu kurumlara teslim etmesi noktasında anneleri gerçekten teşvik edecektir. Ancak geleceğin neslinin hem fiziksel, hem duygusal açıdan yetişmesi adına da yeterli ve yerinde bir teşvik midir? Anneler, evden ve yavrularından uzaklaştırılmak adına daha nereye kadar teşvik edileceklerdir?

Kadınlar; gereğince, gönlünce, ayarında, oranında tabii ki iş hayatı içerisindeki yerini almalı ama bu kesinlikle empoze edilmemeli. Sabah güneş doğmadan daha, tüm aile fertlerinin sokağa dökülmesinin mantıklı bir açıklaması var mı? Bu durumun aile açısından karı, zararından fazla mı?

Sistem, anneyi çocuğunun yanında tutmaya çalışacağına, daha çok onları ayırmak için işliyor. Bu durumda bakanlığımız, aile bakanlığından çok, çalışma bakanlığı olarak görev yapıyor.  Oysa hem bakanlığın, hem de annelerin, olaya sadece maddi ve kurumsal bakış açısıyla değil, biraz da mantıksal ve duygusal olarak yaklaşması gerekiyor.  

 Geçmişte konuştuğum başarılı bir üniversite gencinin kurduğu cümleler, hafızamı günlerce meşgul etmişti ki sonradan, bu tarz cümleleri başka gençlerden de duydum.

Diyor ki gencimiz, “Ailemi hiçbir zaman affetmeyeceğim! Çünkü benim ömrümün servislerde geçmesini sağladılar ve eve geldiğim günlerin hiç birinde kapıyı bana annem açmadı. Hep, yabancı kadınlarla muhatap olmak zorunda kaldım.” Şimdi aklıma şu sorular geliyor: Sizler, verdiğiniz teşvikler ve yaptığınız sosyal hayat düzenlemelerinin hangisiyle gençlerimizin, bu yaşına ve bu konuma gelmesine rağmen bir türlü affedemediği ailesini ki özelde annesini, affetmesini nasıl sağlayacaksınız? Giderek daha fazla çalışma hayatının içine çekilen annenin, sosyal hayatın içerisine zamansız yuvarlanmak zorunda kalan yavrusuna bu durumu, şimdi olmasa da ilerleyen yaşlarında nasıl açıklayacaksınız?                         

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199