Tevhid Arapça bir kelimedir. Sözlük anlamı birlemek demektir. Yani ikileme, üçleme, dörtlemenin zıddıdır. Dini anlamı ise Yüce Allah’ı zatında, sıfatında ve fiillerinde eşsiz, ortaksız, benzersiz tanımak ve inanmaktır. Tevhid ‘’La ilahe illallah’’ cümlesinin içerdiği ret ve ispat mesajı ile ilahi iradeyi yansıtıyor ve bu ilahi iradeye dayalı bir dünya düzeni kurmayı hedefliyor. Önce ‘’La’’ diyerek kalbinde ve kafasında kâinatın sahibi ve maliki olan Allah’(c.c.) ye hükümde ve idarede, sevgide ve saygıda, emirde ve yaşamada, tevekkül ve inabede, ibadet ve itaatte, kurban da ve kumanda da rakip olmak, ortak olmak isteyen siyasi otoritelere yani gayri meşru devlet ve devlet adamlarına, ilahi adaleti reddeden beşeri heva ve hevesine, arzu ve şehvetine dayalı zulüm ve istibdat mekanizmalarına, mukaddes ve mübarek görülen, kusursuz ve özürsüz kabul edilen ruhani liderlere yani papaz, keşiş, kardinal, ahbar, haham, ruhban, sahte şeyhlere yer vermemek ve onları reddetmektir. ‘’La’’ ile parayı, makamı, mevkii, kadını, toprağı, Hakk’a hizmet ve Allah’a kullukta vasıta ve araç değil de amaç olarak temel gaye olarak hedeflemeyi reddetmektir. Bunlar sadece araç olmalıdır. Tevhid, kişinin iç âleminde işte bunların tümüne restini çekmektir. Dış dünyasında ise bu temiz ve nezih düşüncesini her türlü, şirk, batıl ve putçuluk kirinden arındırmış inancını hayat sahasında pratize etmektir, etmeye çalışmaktır.

     Tevhid zerrelerden kölelere, atom sisteminden güneş sistemine kadar canlı ve cansız her şeyin üzerinde Allah’ın yaratma mührünü, her şeyin sahibi olduğu patentini, basireti körelmemiş herkese gösterip okuttuğu gibi, bütün bunlar üzerindeki emir ve komutanın da Allah’a ait olduğunu ilan ediyordu. Yani yaratan kim ise, yöneten de odur. Yaratmaktan aciz olanlar, Allah’ın izin vermediği konularda yönetmekten de acizdir.

    ‘’Dikkat yaratmak ve emir ancak ve yalnız O’na(Allah’a) aittir.’’[1]. Yani yaratmak sıfatı Allah’a ait olduğu gibi emir ve yönetme de Allah’a aittir. Ölen bir sivrisineği diriltmek için bütün doktorlar, bütün tıbbi malzeme ve ilaçlar hazır bulundurulsa buna imkân var mı? Saçlarından ağaran bir teline engel olabilirler mi?. Bir ayette de: ‘’Allah’ı bırakıp çağırdıkları (yalvardıkları, kendilerinden meded bekledikleri)  kimseler bir araya toplansalar dahi bir sivrisineği yaratamazlar.’’[2]. Bir tane buğdayı yaratabilmek için önce bunun alt yapısını hazırlamak lazım. Yani önce güneşi, toprağı, hava ve suyu yaratmak lazımdır. Kâinatı yaratamayan bir tane buğdayıda yaratamaz. Bu sıfat da Allah’a mahsustur.

       Kâinatı yoktan var etme ve onda tasarruf yapma anlamına gelen rububiyyet sıfatı Yüce Allah’a ait olduğu gibi; kayıtsız şartsız itaat etme, hükmüne ve kanunlarına boyun eğme, ibadetin her çeşidini O’na tahsis etme anlamına gelen Ulûhiyet sıfatı da Allah’a (c.c.) aittir. İşte Kelime-i Tevhid deki ‘’illallah’’ ifadesi bunu vurguluyordu. O gün müşriklerin, Hıristiyan ve Yahudilerin tanıyıp inandığı Allah, Kur’an’ın tanıttığı ve kendisine iman etmeye davet ettiği Allah birbirinden farklı idi. Çünkü müşrikler, Hıristiyan ve Yahudilerde olduğu gibi eş ve çocuk edinme v.s. kulların noksan sıfatlarını Allah’a veriyor, diğer taraftan kayıtsız şartsız itaat ve ibadetin yalnızca Allah’a ait olduğunu vurgulayan ulûhiyet sıfatını da Allah’tan başka mukaddes ve mübarek kabul ettikleri evliyalarına tanıyorlardı.

      İnsan, kâinat ve Allah(c.c.) hakkında olan rububiyet ve uluhiyet  inancına, İslam literatüründe ‘’Tevhid Akidesi’’ denir.

      Akide; dilde ‘’akd’’ kökündendir. ‘’çözme’’nin zıddı olan bağlamak, bükmek, birbiriyle kenetlemek; ayrıca kesinleştirmek, anlaşmayı onaylamak, yakin, kesinlik anlamıyla da ispat manasıyla ilgilidir.[3] . Akide dini bir terim olarak; Şüphe kabul etmeyen, amel ve eylem planında değil, kalbin tasdik ve inanmasına taalluk eden hususlara insanın kalbini kesin bir şekilde bağlamasıdır.[4]. Türkçemizdeki ‘’akit’’ de buradan geliyor. Yani bir konu, bir husus üzerinde kalptan gelen bir niyet ve ciddiyetle anlaşma yapmaya karar vermektir. Mesela bir ev kiralıyorsunuz, bu bir akittir. Kira akdi. Satın alınan bir ev için de satış akdi yapılır. Bunun gibi İslam’a giren bir insan da Allah’ın rububiyyetine, ulûhiyetine, ortaksız ve eşsiz olduğuna, kemal sıfatlarına, hükmüne, şeriatına, helal ve haram ölçülerine inanmış ve bu konuda manen Allah ile akitleşmiş demektir.

      Müslüman olduğunu iddia eden bir insanın, İslam’ın bazı maddelerine inanıp, bazı hususlarını reddetmesi mümkün değildir. Aksi halde Allah ile olan manevi akdini bozmuş, Müslümanlıktan çıkmış olur. Çünkü İslam akidevi, ibadi, hukuki, edebi, ahlaki, ticari, siyasi v.s. alanlardaki emir, yasak ve tavsiyeleriyle bir bütündür. Asla bölünmeyi kabul etmez. Kiraladığımız veya satın almak istediğimiz ev için, yalnız mutfağını veya yalnız misafir odasını alacağınızı söyleseniz ev sahibi size şöyle demez mi! Ya evin hepsini alın veya hepsini terk edin çünkü bir ev mutfağıyla, salonuyla, banyosuyla yani bütün müştemilatıyla evdir.

     Maalesef bugün bu şekilde inanmış bazı müslümanım diyenler var. Mekki ayetlere inandığını, çünkü Mekki ayetler inanç ve ibadetlerden bahsediyor. Medeni ayetler insanlar arası ilişkilerden yani daha çok sosyal düzenleme ile hukuk, ticaret, muamelat, siyasetle ilgili olduğu için onları benimsemediğini söyleyenler var. Ya da Allah dünya işlerine karışamaz, yeryüzünün idaresi bize ait olmalıdır, biz bunu daha iyi yaparız. Allah cami işlerine, Kur’an kurslarına, tekke ve zaviye işlerine baksın. Devlet, hükümet, daire, okul, kışlaya yani sosyal müessese ve  işlere de biz bakarız, biz bu işleri daha iyi yaparız. Allah’ın bu işlere karışmasına müsaade etmeyiz (hâşâ!), dercesine Allah’ın hükümlerine karşı çıkanlar var. Müslümanlık patentini taşıyan bu adamlar ya Allah’a hiç inanmıyorlar, medeni cesaretlerini ortaya koyup ateist olduklarını söylemiyorlar. Ya da Hıristiyan ve Yahudiler gibi, Kur’an’ın ifadesiyle:

‘’Onlar, Allah’ı gereği gibi takdir edemediler.’’[5]. Allah’ı henüz tanımamış cahillerdir. Çünkü onların düşündüğü böyle bir Allah (Hâşâ!) yoktur. Kur’an’ın öğrettiği, peygamberlerin tanıttığı Allah böyle değildir. Kur’an’ın ve peygamberlerin tanıttırdığı Allah(c.c.) dan başka insanların kafasında oluşan, insanların hayatına karışmayan, ancak insanların müsaade ettikleri kadarıyla söz sahibi olan bu hayali aciz varlık Allah olamaz o, olsa olsa insanların icat ettiği bir puttur.

      Böyle hayali bir puta Allah diyen insanlara diyoruz ki, eğer gerçekten ateist değil, Allah’a inanmak istiyorsanız sizin kafanızdaki böyle bir Allah, Kur’an’ın, sıfatlarıyla bize tanıttığı Allah değildir ve böyle bir Allah yoktur. Bu kendinizi tatmin etmek için uydurduğunuz bir tapınaktır. Eğer Allah’ı tanımak istiyorsanız, işte Allah kendisini Kur’an’ında tanıtmış, esma-i hüsnasıyla ve kendi kelamıyla tecelli etmiştir. Onun peygamberleri ve son peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) zat-ı sübhanisini tanıtmıştır. Öyle ise Kur’an’ı okuyun, peygamberini dinleyin Allah’ı gereği gibi tanıyın. Kur’an’ın tebliğlerini dinleyip Allah’ı tanımaya çalışın, Allah’a nasıl inanmak gerekiyorsa öylece inanın ve böylece Müslüman olup kurtulunuz.

 

[1] Araf-54

[2] Hacc-73

[3] Akide-tü Selefi Salih-s.17

[4] Akide tu Selefi Salih-s.18

[5] Enam-91

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155