Bir kudsi hadiste; Allah teala buyuruyor ki: "Benim celalim adına birbirini sevenler var ya! Onlar için orada öyle minberler vardır ki, peygamberler ve şehitler bile onlara gıpta ederler." (Tirmizi)

Sevmek; katıksız, katışıksız, sevmek... Allah için sevmek, peygamber (A.S.) için sevmek. Karşılık beklemeden sevmek, karşılığı Allah'tan (C.C) bekleyerek sevmek. Bütün mesele burada...

"Mü'min mü'minin din kardeşidir" ilahi yaklaşımını her mü'min kendisine şiar edinmelidir. Sevincine sevinmek, derdine dertlenmek... Sadece bulunduğu yerde değil dünyanın diğer ucundaki kardeşinin de ızdırabına muzdarip olmak... Arakan'ın karın ağrısını, Filistin'in bağrına saplanan hançerin acısını, Mısır'ın ayağına sıkılan kurşun yarasını buradan hissedemiyorsak Kur'an'ın bu ilahi şiarını özümsediğimiz bir tarafa, kabullendiğimizi sorgulamamız gerekir.

Kardeşlik; birbirimizi sevmek, mutluluk ve hüzünde beraber olmak, teavün (yardımlaşmak), güvenmek, tasadduk, merhamet... gibi bütün güzel hasletleri bünyesinde toplayan bir birlikteliktir . Bu birlikteliğe en güzel örneği, asr-ı saadetteki Muhacir - Ensar ilişkisidir.  Onlardaki bu ilişki, uhuvvetin namütenahi yanlarını bizlere gösteren son derece mükemmel bir numuzecdir. Medineli Ensar, Mekkeli Muhacir kardeşlerinin nefislerini, kendi nefislerinden daha aziz addetmişler, onları hiç bir konuda yalnız ve yardımsız bırakmamışlardır. Hatta Ensar'dan bir Müslüman, Muhacir kardeşine, şayet dilerse hanımlarından birini boşayıp kendisine nikahlayabileceğini bile teklif etmekten imtina etmemiştir. Bu davranışlarıyla Ensar, imanlarında ne denli ihlaslı olduklarını göstermişlerdir. Nitekim Peygamberimiz (A.S.)  bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: "Hiçbiriniz kendi nefsiniz için arzu ettiğinizi din kardeşiniz için de istemedikçe gerçek iman etmiş olamaz." (Buhari-Müslim) 

Müslümanım demek beraberinde birçok mükellefiyeti yüklemektedir omuzlara. Bunlardan en önemlisi uhuvvettir. Hangi islami cemaate mensub olursa olsun, hangi mezheb müntesibi olursa olsun yüklenilen sorumluluğun dozu değişmez. Dinimiz imanda tevhidi esas alırken cemiyette uhuvveti esas almaktadır. Müslüman hiçbir müslümana kin ve buğz tutamaz, bu uhuvvetin icablarındandır. Aradaki rabıta, neseb ve kavmiyetten daha evladır. Zira neseb kardeşliği mahdud, uhuvvet ise kainatın yaratılışından kıyamete kadar bütün mü'minlerin te'sis ettiği ve edeceği bir bağdır.

Aktüel en büyük meselelerimizden biri kardeşlik duygularımızın vahdet bilincinden uzak, hissi olmasıdır. Bu durum ihlastan uzak pragmatist ve bencil bir yaşamı önümüze serer, anlaşma ve uzlaşmadan uzak bir hayat vadeder, ittifakı değil iftirakı zerkeder damarlarımıza. Son zamanlarda İslam aleminin birbirleriyle olan didişmeleri, birbirlerine olan lakayıtlıkları ve üstüne üstelik küffarın mezalimi uhuvvet duygularının iflası neticesidir. Ümmet olarak kendi elimizle yok oluşumuzu izlemek istemiyorsak evvela uhuvvet duygularımızı yaratanın ve elçisinin istediği şekilde diriltmeli ve kıyamete kadar canlı tutarak, düşmanın ve nefsin tuzaklarına karşı uyanık olmamızı gerektirmektedir. Bunun aksi durumu, imani zaafiyetle başlayan sonrasında ahlaki zaafiyeti de beraberinde getirerek kişinin ve cemiyyetin bütün dinamiklerini alıp levsiyata mahkum edecektir. Binaenaleyh bu durum, ehli islamın nefsini ve neslini tahribata sevkedecek ve zamanla yok olmasına sebeb olacaktır...

Bir ayeti kerimede: "Ve topluca Allah'ın ipine yapışın, ayrılmayın; Allah'ın size olan ni'metini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allah) kalblerinizi uzlaştırdı. O'nun ni'metiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz, (Allah) sizi ondan kurtardı. Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki, yola gelesiniz. ( Ali İmran Suresi, Ayet:103)

Peygamber Efendimiz (A.S.) da şöyle buyurmaktdır: "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez. Kim kardeşinin yardımında bulunursa Allah da (C.C.) ona yardım eder. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da (C.C.) onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da (C.C.) kıyamet gününde onun ayıplarını örter." (Buhari-Müslim)

Kur'ani ve Nebevi mesajları gündemimizden çıkarmadığımız onlara itaat ettiğimiz müddetçe düşmana karşı tek vücud olacak, kalplerine korku salacak, hayatlarımız bereketlenecek ve kalplerimiz itmi'nana kavuşacak hem bu dünyada hem de Dar-ul Beka'da gerçek saadeti elde etmiş olacağız.

Vesselam....

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.