Ruh ve bedenden oluşan insan, fiziki yapısıyla yeme, içme ve sair bir takım ihtiyaçlara fıtri olarak bağlı olduğu, onlarsız maddi hayatı sona erdiği gibi ruhi yapısıyla da bir takım manevi değerlere yine fıtri olarak inanma ihtiyacı duymaktadır. Bu değerlerin başında yüce yaratıcıya inancı gelir.
Bugün kimi insanların, “ yaşanılan çağın teknoloji çağı olduğunu, devletlerin uzaya hükmettiğini, bütün ihtiyaçların artık somut ve maddi olarak bir karşılık bulduğunu, icat ettikleri bu ilmin; inanç ve dindarlığa artık yer bırakmadığını, inancın hayatın bir parçası sayılmadığını, bilimin hayatın rotasını değiştirdiğini, yeryüzünde bilimin ve bilim ürünü teknik ve teknolojiden başka hiç bir çare ve dayanak olmadığını savunur hale geldiklerini teessüfle müşahede etmekteyiz. Ancak bu kişiler, naçar kaldıklarında veya dehşete düştükleri bir anda hemen tabiata hükmeden, her şeye gücü yeten yüce bir kuvvet ve kudret sahibinin var olduğu inancı bütün benliklerini sarıyor, tapmakta oldukları tabiatı, atı, putu, parayı unutup yüce yaratıcıya yöneliyor ve içinde bulundukları durumdan kurtulmak için yakarmaya başlıyorlar. Allah (c.c.) dualarını kabul edip zor anlarını kolay anlara çevirdiğinde, sıkıntıdan selamete çıkardığında yeniden eski nankörlük ve küfürlerine dönerek çetin meşakkatlerin kendilerine hatırlattığı zaaf ve acizliklerini unutuyorlar... 
Şu bir realitedir ki inkarcı olan her nefis, zor anlarında ve her şeyden ümit kestiği ortamda Allah (c.c)'a sığınıp yalvarmaktadır. İlahlık iddiasında bulunan Firavun'un son noktaya geldiğini anladığı anda "ben de sizin Rabbinize inandım" dediği herkesçe malum bir örnektir. Hayat teorisini inançsızlık üzerine kuran Marks'ın da öleceği zaman “Allah” diye bağırdığını bazı kayıtlardan okuyoruz. Evet inanç, Allah'a yöneliş fıtri bir ihtiyaçtır. Tıpkı insan, midesi boş kaldığı zaman ekmek ve yiyecek diye kıvranıyorsa, sıkıntı anlarında her şeyden ümit kestiği zaman tüm batıl tapınaklarını unutup Allah, Allah! diye bağırarak sığınılacak tek limanın O olduğunu fark ediyor.
Fıtratı bozulmamış, insanlığı kaybolmamış, yapılan iyiliklere karşı teşekkür etme duygusu silinmemiş insanlar, darlıkta ve genişlikte daima Rabbini hatırlar. Bir imtihan olarak bazı nimetleri elinden alınsa bile üzerindeki diğer nimetleri hatırlar ve onların şükrünü yerine getirmeye çalışır. Ehli Tevhid, ehli zikir insanlar Rabbimizin üzerlerindeki nimetlerini hep görürler. Musibetleri de iman ve imtihan perspektifinden bakarak kendi lehlerine çevirirler. Mesela: eli yaralanmışsa Allah'a şükür olsun elim kırılmamış der, şayet kırılmış ise Allah'a hamdolsun elim kopmamış der, eğer eli kopmuş ise figan etmeden, panik yapmadan Allah'a hamdolsun belim kırılmamış dimdik ayakta durarak iki ayağımın üzerinde yürüyorum der...
''Denizde size bir sıkıntı dokunursa O'ndan (Allah'tan) başka çağırdığınız (putlar) kaybolur. Sizi karaya çıkarıp kurtardığımızda yüz çevirdiniz. (Allah'ı bırakıp çok sevdiğiniz şeylere tekrar yöneldiniz) ''. Yüce Allah (c.c.), tapılan sahte ilahların da onlara tapanların da zayıf ve aciz olduklarını şu ayetiyle bütün insanlara bildirmektedir: '' Ey insanlar! (size) bir misal verildi, şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp ta yalvardıklarınız kendisi için bir araya gelseler bile bir sineği bile yaratamazlar. Sinek, onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de (tapanlar) aciz, kendisinden istenen (tapılanlar) de aciz.'' (Hacc Suresi, Ayet 73)
Tarih boyunca putlara tapıcılık felsefesi iki farklı versiyonla karşımıza çıkmaktadır: Birincisi, ruhani versiyonu. İnsanlar, Allah'ın dostları, yakınları olarak bildikleri bazı şahısları kutsayarak Allah'a mahsus olan bazı ibadet türlerini mesela kurban kesme, dileklerini arz etme ( medet umma ) gibi bir takım kulluk tezahürlerini onlar adına yapar oldular. Bu durum artık öyle bir raddeye geldi ki Allah inancı, Allah düşüncesi sembolik bir hal aldı. 
Diğeri de siyasi versiyonudur. O da Allah (c.c.)'ı kullarını idare etmekten el çektirip O'nu göklerin idarecisi, kral ve başkanlarını da yeryüzünün idarecisi ilan ederek Allah'a rağmen krallarının ve yöneticilerinin koydukları kanunlara Allah'ın diniyle uyuşup uyuşmadığını test etmeden kayıtsız şartsız uyanlar... Gerek siyasi putlara gerek ruhani putlara tapanlar ölüm saçan bir tehlikeyle yüz yüze geldiklerinde heva ve heveslerinin edindikleri putları bir tarafa iterek ruhlarına, fıtratlarına zerk edilmiş Allah inancı uyanmaya başlar ve Allaaaah! diye feryat figan etmeye başlarlar. Bu bağırtının öze (fıtrata) dönüş yasasının öngördüğü süre içinde olması dileğiyle... Vesselam       
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155