Hani bir horoz varmış ya. Her sabah ezan okuyormuş. Sahibi demiş ki;

-Tekrar tekrar ezan okuma! Yoksa tüylerini yolarım.

Bu tehdit karşısında horoz korkmuş ve kendi kendine demiş ki;

"Zaruretler mahzurları mübah kılar. Canımı kurtarmak için ezan okumaktan vazgeçmeliyim. Nasıl olsa benden başka horozlar var. Her halükarda onlar ezan okur."

Horoz ezan okumayı bırakmıştır artık. Bir hafta sonra sahibi tekrar gelir ve der ki;

-Eğer tavuklar gibi gıdaklamazsan senin tüylerini yolarım.

Horoz bu tehdit üzerine horozluktan da vazgeçer ve tavuklar gibi gıdaklamaya başlar.

Horoz tam bir ay gıdakladıktan sonra sahibi tekrar gelir ve bu kez şöyle der;

-Şimdi de tavuklar gibi yumurtlamazsan yarın seni keserim.

Bunun üzerine horoz ağlamaya başlar ve der ki;

-Keşke ezan okurken ölseydim!!!

İşte herbiri birer Amerikan kolonisi olan Arap devletlerinin düşeceği hazin son, bu mahzun ve pişman horozun akibetinden farklı değil.

Tarih omurgalı liderlerin hakperest mücadelelerini yazmıştır, omurgasız işler tutanlar ise yok olup gitmiştir.

Talut'un ordusu pek az bir kısmı hariç yasaklandıkları sudan içerken, aslında giden susuzlukları değildi, bilakis kaybedecekleri şeref, haysiyet ve zaferleriydi. Daha doğrusu onlar kalplerindeki eğrilikten dolayı mahrum bırakılmışlardı.

Doğrusu insan bazen geri kalmaz, geri bıraktırılır. Hani çok zengin olupta hayır yapamayanlar vardır ya. Bu, insan iradesini geçen ve daha çok "nasip edilmemeyle" alakalı bir durum olsa gerek.

Demekki zayıf düşmek, az olmak, güçsüz kalmak yenilginin, yenilmenin sebebi değil. Asıl yenilgi, iş ve hareketlerimizin Allah'ın emrine uygun olup olmaması ile alakalıydı.

Tamam doğru; ekonomi, güç, silah, strateji önemli. Lakin bunlar olmazsa veya eksik kalırsa eğilip bükülmemiz gerektiğini nerden çıkarıyorsunuz.

Ashab-ı Uhdut güçsüzdü lakin ateş kuyularına razı olup şehadeti tercih etmemişler miydi?

Talut'un ordusu az bir topluluk kalmıştı ama çok bir topluluğa galip gelmemişler miydi?

İsrailoğulları zayıf bırakılmıştı lakin Kızıldeniz onlara değil Firavun'a mezar olmamış mıydı?

İbrahim(as) tek başınaydı ama Nemrut'u, başını duvarlara vura vura öldürten sadece bir sinekten ibaret ordusu değil miydi?

O halde bu ne korku ve telaş ki, zalimlere ram olmuş bir hayatın bekçisi oluverdiniz.

Allah'ın bu ümmetin bir kısmından  şehitler edinmek istediğini, bir kısmına da zaferler vermek istediğini ne çabuk unuttunuz.

Korkmayın!
Nemrutlarını, Firavunlarını, Allah tanımaz hükümdarlarını ve zalimlerini alaşağı eden Allah'ın vaadi ve sünneti değişmiş değil.

Sanki bir avuç su ile imtihan ediliyoruz da pek az bir kısmımız hariç bu sudan içiyoruz.

Sanki Allah bizden bir kısım şehitler edinmek istiyor da, yarın bize bu sünnetin aslında hiç değişmediğini göstermek için şahitlik etsinler.

Sanki kendi ellerimizle bir girdaba düştük de, bizi açıp ferahlatmak için daraltan bir sünnet işliyor.

Sanki başımıza gelen onca şey, "ulan şan ve şerefinizin tümü unuttuğunuz kitapta, ona dönün" diye bize atılan bir tokat da, anlayan kim?

Aslında başı, ortası ve sonu belli olan bir tiyatroda, sadece yaratıcı drama oynuyor gibiyiz. Ama sonucun belli olduğu bir tiyatro bu. Sevgili sevgiliye, dost dosta kavuşacak. Zalim helâk olacak, mazlum ise iktidar. Yani böyle bir tiyatro işte.

Hani Allah bize, zulmedenlere meyletmeyecek yoksa zalimlerden olacaktık diye misak almıştı ya. Sonrada o sözü unutup adına "konjoktör" denilen bir tanrının bize dayatılan sözlerine kulak kabarttık.

Kitaba gerek kalmadı artık. Uyduruk uluslararası hukuk ve kast düzenine göre işleri anlamaya, algılamaya ve görmeye başladık.

Sanki kitaba göre değil de kendi ellerimizle yazdıklarımıza göre yaşıyoruz işte.

Sanki Allah'la konuşmak için acele edip, Tur dağına yürüyen Musa'nın yürüyüşü bize uzun geldi de, sadece böğürmekten başka marifeti olmayan bir buzağı icat ettik. Şimdi de etrafında deli danalar gibi dönüp hopluyoruz. Böyle bir avaremiz var yani.

Tamam anladık, sefer için besili atlara ihtiyacımız var da, bu sadece elimizden geleni yapmak ile ilgili bir kural değil miydi? Yoksa olmazsa olmaz bir şart değil yani.

Kantar kantar altınların geçici dünya ziyneti olduğunu hep okuruz da sanki geçici olan, kalıcı olana galebe çaldı.

Allah, yeryüzünün iktidarını mazlumlara vermek istediğini söylüyor, bununla bize bir müjde veriyor, siz ise başkalarının size vereceği köleliğin onur ve şerefi peşindesiniz öyle mi?

Allah mı Amerika mı? Hak mı Batıl mı? Bu işin maslahatı ya da ortası yok. Çekinmeyin tercihinizi yapın lütfen, ki zaten yapmışsınız gibi.

Ey İslam Ülkeleri!
Amerika'dan korkmayın, Allah'tan korkun. Zira o kendisinden korkulmaya daha layıktır.

O ki; size cenneti vaad ediyor. Geçici dünyanın iktidarına saplanıp kendinizi helâk yurduna kondurmayın. Üç günlük saltanatınız için Allah'ı bırakıp, Amerika'yı dost, kardeşleriniz Katar'ı, Müslüman Kardeşleri, Hamas'ı, Suriye direnişini ve katından bir yardım bekleyen mazlum halklara düşmanlık etmeyin.

O ki, herşeyi yapmaya muktedir olan, mutlak güç sahibidir.

Siz ise zavallı muhtaçlarsınız!!!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Osman Baharçiçek 2 hafta önce

Allah razı olsun ellerine yüreğine sağlık.Selam ve dua ile

banner175

banner176