“Allah’ın boyasıyla boyanmak” cümlesi Kur’an-ı Kerim’de geçen bir terkibdir. Bakara suresi 138 de “ (Müslümanlar olarak) Allah’ın boyasıyla boyandık.O’nun boyasıyla boyanmaktan daha güzel ne olabilir. Biz Ona kulluk edenleriz (deyin)” buyurulur. Dil bilimcilerine göre bu terkib “ Allah’ın dini, şeriati ve yaratışı” anlamlarına gelir. “Bir boya kumaşı nasıl güzelleştirirse dinde onu benimseyen için bir ziynettir (süstür)” demişlerdir.

İnsanların değişik ırk ve renkte yaratıldığı gerçeğinden yola çıkarsak boyanmak kavramını diğerlerinden ayırıcı özelliklerinbütünü olarak düşünebiliriz. Müslümanlar; halleri, hareketleri, kullandıkları dil ve yaşam tarzlarıyla diğer dinlere inanan insanlardan farklı olmalıdırlar. Bu İslam’ın şiarıdır. Bunu peygamberimizin hayatında da görüyoruz. Yahudi ve Hristiyanlara benzememek için oldukça hassas davranmış ve “kim bir kavme benzemeye çalışırsa onlardandır”  (Ebu Davud Libas4)buyurarak ölçüyü koymuştur.

                Peki,Müslümanlar bunun bilincinde midir?  Gibi bir soru sorulsa elbette diye cevap verebiliriz. Ancak enteresan bir durum var ki ayet de işaret edilen bu ortak davranışların onları güzelleştirdiği bir ziynet olduğu konusu gözden kaçmaktadır. Erkeklerin sakal bırakması mesela… Bütün Müslümanlar bilir ki bu Hz. Peygamberin bir sünnetidir. Ancak toplumumuzda belki de eskiden beri kötü ve ahlaksız insanların sakallı olarak gösterilişi veya bu görüntünün irticai yani çağa uymayan gerici bir davranış olduğu fikri zihnimize işlendi. Gençler arasında yaygınlaşan bu sünnetin kırk yaş üstü insanımızda daha az olması bunun kanıtı değil midir? Zira onların zihninde bu görüntüler olmadığından uygulamaya daha rahat geçebiliyorlar.Diğerlerinin bunu yapmak için emekli olmayı veya biraz daha yaşlanmayı beklemelerinin bilinçaltında bunun olduğu kanaatindeyim. Oysa bu sünnet Müslümanın İslamla boyanmasının bir nüvesidir.

                Müslüman kadınlarise görüntü olarak erkeklerden daha belirgindirler.Tesettür, dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin Müslüman kadın kimliğini ortaya koyar. Allah’ın boyasının en parlak tonudur. Tesettürlü bir kadın dininin kendisine uygun gördüğü ölçülerle giyinmeyi bir gelenek görmediği ölçüde ve hassas davrandığı sürece bu güzel boyadan nasibini alacaktır. Müslüman kadın artık bir zamanlar çok sık kullanılan ve kendisini ifade etmeyen“başörtülü” veya “türbanlı” kavramlardan kurtulmalı, sadece kıyafetiyle değil tutum ve davranışlarıyla da “tesettürlü” kavramını anlamaya, benimsemeye, uygulamaya ve yaymaya başlamalıdır.

                Müslümanlar; dillerine yerleşmiş olan kendilerine ait kavramlardan da uzak durmamalı her mekânda ve zamanda bunları kullanmalıdır. Her işine  “bismillah”ile başlamasının o işe güzel sonuç getireceğini; kendisine verilen her nimete “elhamdülillah” demesinin nimeti artıracağını; planladığı bir işte “ inşallah” dediğinde Allah’ın yardımını talep ettiğini; güzel gördüğü her şeye “maşallah, suphanallah” dediğinde Allah’ın dilemesiyle bunun olacağını; zarar gelmesini istemediği bir konuya “ maazallah” dediğinde Allah’ın kendisini koruyacağını; “çok şükür” dediğinde Allah’ın kendisine verdiğine razı olduğunuve kıymetini bildiğini; “ hayırlısı olsun” dediğinde Allahtan en güzelini istediğini; “Allaha emanet ol” veya “ Allaha ısmarladık” dediğinde o kişiyi Allah’ın korumasına havale ettiğini; “ Allah razı olsun” dediğinde yaptığın işi en güzel kabul etsin demek olduğunu; “ selamunaleyküm” dediğinde karşı tarafa Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun anlamında dua ettiğini;“ Allah rahmet eylesin” dediğinde o kişiye Allah’ın merhametiyle muamele etmesini istediğini; “ hayırlı günler, hayırlı işler, hayırlı akşamlar, sabahlar” dediğinde en güzel duaları ettiğini ve bu kavramların kendisini güzelleştirdiğini bilmelidir.

                Hz. Peygamberin hadisinden mülhem Müslüman şu konuları da yapmadığı zaman kendisine vebal oluşturacağının farkında olmalıdır.Mümin kardeşine selam vermeli, verilen selamı mutlaka almalıdır. Zira Selamlaşmak salih bir ameldir ve Rabbimiz “ size biri selam verdiği zaman ondan daha güzeliyle karşılık verin” (Nisa 86) buyurur.Mümin kardeşinin davetine mutlaka icabet etmelidir çünkü hz.Peygamber “davete icabet etmeyenler Allah ve resulüne isyan etmiş olur” buyurur.Hapşırdığına “ elhamdülillah” diyen kardeşine “yerhamukellah” demeli, hapşıran kişinin de tekrar “ yehdina ve yehdikümullah” yani “ Allah bize ve size hidayet versin” diyerek mümin kardeşine hayır duasında bulunmalıdır.Hastalandığında ziyaretine gidip din kardeşi için Allahtan şifa dileğinde bulunmalı, öldüğünde cenazesine katılmalıdır.Çünkü bunlar aynı zamanda Müslümanın birbiri üzerindeki haklarıdır.

                                Rabbim kalbimizi islamın şiarlarına ısındırsın ve Onun boyasıyla boyanmayı nasip etsin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.