İslam dünyasında güncel sorunlar ve çözümleri dile getirirken çok yönlü eleştirel bakışlar yapılmadan yapılacak yüzeysel analizler, sadece bizi uyutmaktan ve uyuşturmaktan başka bir yere götürmez. Bunun için derinlemesine bir özeleştiri kültürünün içimize yerleşmesi kaçınılmazdır. Bu sebeple yapılan tespitlerden aldığım bazı notlar şöyledir:

Mezhepçilik ve ırkçılık faktörü, makro ölçekli bir ümmet yerine mikro ve hatta nano düzeydeki ümmetçiklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

İslami hedeflere, İslam'a aykırı yol ve yöntemlerle hizmet edebileceğini düşünen bazı islami hareketler, zaman içerisinde bu uygulamaları içselleştirerek, yozlaşma ve dejenerasyonu savunacak kadar acınacak bir pozisyona savrulmuşlardır. Son günlerin yaygın bir deyişiyle devleti/toplumu islamlaştırmak isteyen İslami hareketler, devletleşmişler ve daha önce yerin dibine geçirdikleri statükonun adeta yılmaz savunucuları olmuşlardır.

Müslümanların belirli bir gruba, cemaate, meşrebe kendilerini mensup kabul etmeleri meşru olmakla birlikte bu bağlılık asabiyeti getiriyorsa, kendi grubunda olmayanlar düşman kabul edilmeye başlanmış ve onlara karşı mücadele kararı verilmişse o yapı meşruiyetini kaybetmiştir.

Uyuşuk ve yönlendirilmiş bir gençlikten islam dünyasına hayır gelmez. İslam, kendi içine kapanan, sadece kendisine benzeyenlerle fikir alışverişinde bulunan bir hareket değildir. Tam tersine, herkese söyleyecek sözü olan, herkes için "göz aydınlığı" olacak tezlerin sahibi olan bir fikriyattır, bir ocağın adıdır.

Kendi açtığımız yaraları kendi ellerimizle sarmak zorundayız. Türk, Acem, Arap ya da Kürt olmanın bir üstünlük sebebi olmadığının, üstünlüğün İslam'a ve insanlığa en fazla hizmet edene ait olduğunun altı çizilmiş, farklı dönem ve tarihlerde bu bayrağı farklı ülke, ulus ve etnisitelerin taşıdığı bilinen bir gerçekliktir.

"Tek hakikatçilik" İslam dünyasının başının belasıdır. Bazı İslami hareketlerin birleştirici değil kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı bir fonksiyon icra etmesinin altında, onların kendilerini mutlak hakikatin temsilcisi olarak gören teolojik takıntıları yatmaktadır.

İslam dünyasının bugün yaşadığı sorunların en önemlileri mezhepçilik, cinsiyetçilik, milliyetçilik ve teslimiyetçiliktir.

Mezhepler ayrı birer din gibi savunuluyor. Oysa ki mezhepler, tarihi süreç içerisinde dinin anlaşılması ve yaşanmasında birer beşeri mekteplerdir. Dinin kendisi değildir.

Kadınlara karşı ayrımcılık konusunda dünyada ve kendi içimizde Allah'a hesap veremez hale geldik. İslam imajını ve algısını küresel ölçekte etkileyen bir konudur.

Milliyet, saplantı haline gelirse ulusçuluk olur. O da sadece ayrıştırır. Militan ruhlu kişilerin, Türkçülük, Kürtçülük, Arapçılık tartışmaları günbe gün artmaktadır.

İtaate ve dinlemeye alışmış kişi, daha sonra o kumanda kimin eline geçerse ona itaat edecektir. Halbuki "Onlar ki sözü dinlerler sonrada en güzeline tabi olurlar" der, Yüce Kitap.

Toplumun içinde güven kazanarak işlerimize devam etmeliyiz. Bunun için sivil yapılar olarak siyasetle ilkesiz iş tutmamalıyız. Tarihin birçok dönemlerinde devletler, iktidarlar, güç odakları bir kısım cemaatler iktidarlarına ulaşmak için, dini araçsallaştırmışlardır. Her araçsallaştırma dini hırpaladığı gibi dini hoyratça kullananları kısa sürede zelil ve rezil etmiştir. Velhasıl ilkesiz ilişkiler yapılara görünürde fayda sağlar gibi gözükse de değer kaybettirir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178