İslam dünyasının sorunları üzerinde akademik çalışmalar yapmak, bu sorunların sebebi ve çözümü üzerinde entelektüel düşünüşler yapıp bunları kurumsallaştırmak artık elzem bir hale gelmiştir. Aksi halde içinde olduğumuz devinimler geçmeyecektir.

Sorunlarının farkında olan bir topluluk, sorunlarının yarısını çözmüş demektir. Doğru teşhis, tedavinin yarısıdır. Doğru bir teşhis yapılmadan yapılacak bir tedavi EX bir durum ortaya çıkaracaktır. Bunun için ilk önce sorunlarımızın ne olduğuna dair yüzeysel olmayan, derinlemesine ve gerçekçi analizler ortaya koymak gerekiyor.

Belki sıralayacağımız sorunlar umutsuz bir tablo ortaya çıkarabilir. Lakin unutmamak gerekir ki, umut gerçeği gördüğümüz gün başlayacaktır.

Maalesef birkaç yüzyıldır islam dünyası büyük sıkıntı ve mahrumiyetler içinde bulunmaktadır. Adeta kan, gözyaşı, zulüm artık kanıksadığımız bir hâl olmuştur. Halbuki sünnetullah gereği kendi hayat kılavuzumuz olan Kur'an'a göre işleyen bir hayatın yeryüzünde iktidar olması gerekiyordu. Oysa İslam toplumlarına baktığımızda durum tam tersi. O halde bunun sebeplerinden bir kısmını sıralamak gerekirse şöyle söyleriz:

Popilizm kurumsallaştırılıp, dinin yerine geçirilmiştir. Duygusallıkların, gerçeklerin yerine geçmediğini artık anlamamız gerekiyor. Nostalji ve romantizmler içinde, içe ve geçmişine kapanan bir anlayış ile dünyaya entegre olamayız. Tarihimizdeki başarı ve başarısızlıklar üzerinden ders ve ödevler çıkaracağımıza, kahramanlıklar ve edebiyatlar peşindeyiz. Bunun ise genlerimize bencil bir anlayışın yerleşmesinden başka bir etkisi yok. Oysa her türlü bencillik putperestlikten başka bir şey değildir.

Bu ülkede tarihi süreç içerisinde üç çeşit iktidar, üç çeşit politikayla rasyonaliteden uzak, altı doldurulmamış bir duygu siyaseti yapmışlardır.

Sol iktidarlar, kemalizm ve laiklikle, sağ iktidarlar, milliyetçilikle ve muhafazakar iktidarlar ise ezan ve bayrak siyasetinden başka politik bir düşünce geliştirememişlerdir. Halbuki ucuz ve içi boş bu üç siyaset anlayışının, bizim yüzlerce yıllık sorunlarımıza derman olacağını düşünmek tek kelimeyle cehalettir. Oysa bizim özelde islam alemini, genelde de tüm insanlığı kuşatacak siyasetnamelerimizin olması gerekiyordu.

Neden Kur'an'ı Kerim'den bir dünya görüşü perspektifi ortaya çıkaramıyoruz. Tamam bu perspektifi ortaya koyan düşünürlerimiz elbette tarih içinde olmuştur. Lakin bunlar kurumsallaşmamış ve bir devlet politikasına dönüşmemiştir.

Yahudiler 20.YY'ın ikinci yarısına kadar bizden daha kötü idiler. Bu 70 yıllık süreçte yahudiler dünya ölçeğinde düşünürler, filozoflar, tarihçiler, sanatkarlar yetiştirip, insanların bilinçlerine hükmetmeyi başardılar.

İslam dünyasında ise entelektüel, kültürel, sanatsal ve kamusal meşruiyet yoktur. Sadece karizmatik meşruiyet vardır. Şu an dünya çapında, bilinçlere hükmedecek tek bir entelektüelimiz, filozofumuz ve kamusalımız yoktur.

Kıyameti bekleyen bir topluluk yaşadığı dönemin tarihi üzerinde aktörlük yapabilir mi? Fikir ve düşünce esastır. Fikir ve düşünce olmadan hiçbir toplum ve millet başarıya ulaşamaz. Evet büyük fikirler için fedakarlık etmemiz gerekiyor, lakin gelin görün ki biz sadece büyük camiler yapmak için fedakarlık yapıyoruz.

Yarın devam edecek inşallah…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178