Doğrusu kölelik sadece insanın ellerine kelepçe, ayaklarına pranga vurmak değildir. Bilakis günümüzün köleleri zihinlerine kelepçe vurulanlardır. Köle olmamak için de özgürce soru sormaktan ve özgürce düşünmekten geri durmayacağız.

Eğer biz islami tercihlerimizi bilinç üzerine inşa etseydik, bugün islam dünyasının başına bunlar gelmeyecekti. Kafasını kiraya veren bir toplumun alacağı din afyondan başka birşey değildir. Mehdiyeti istismar edip binlerce mehdi ortaya çıkaranlar, umutlarını bir mehdinin gelmesine bağlayanlar mistik bir anlayışa savruldular. Ortaya bir çözüm koymayan bu anlayışlar, doğrusu nasıl bir mantıkla oluyorsa, çok büyük kalabalıkları kendilerine bağlıyorlar.

Maalesef bilinçlere hükmedecek bir tek entelektüelimiz, filozofumuz yok ama binlerce mehdimiz var. Direkt mehdi olduğunu söylemeyenler bile kendilerine kutsal ve ulaşılmaz bir mevki biçiyorlar.

İslam dünyasının en büyük düşmanı emperyalistler değil, cehalettir. Cehaletin yoğun olduğu toplumlar ise dünya gerçeklerini göremezler. Politikalar geliştiremezler. Bir ülkede hamaset devlet eliyle yükseltiliyorsa orada düşünce ve anlayış yoktur. Entelektüel, kültürel, politik saldırılara cevap veremeyenler hamasate sarılırlar.

Bizim geleneğimizde yüzeysellik vardır. Derinlere inecek bir perspektif inşa edemiyoruz. Yani kuklacıyı değil kuklayı hedef alırız.

Hiçbir milli kimliğin varoluşsal değeri yoktur. Sizin ulus devlet anlayışınız meşru oluyor da diğerlerinin gayri meşru oluyor öyle mi? Oysa siz nasıl milli menfaatlerinizi kendinize bir hak olarak görüyorsanız, sevmediğiniz bir halkın da bu hakkı kendisinde görmesinde bir beis olmamalıydı. Aksi halde bunun adı orman kanunundan başka birşey olmazdı. Yani güçlü isen diğerleri ya sana köle olacak ya da ölecekler. Ulus devletlerin menfaatlerini, çıkarlarını herşeyden üstün tutmak faşizm değilse nedir?

İslam ise dünya kaynaklarının adil bir şekilde paylaşımını tavsiye ediyor. Güçlünün zayıfı korumasını, açlıkla mücadeleyi, adalet ve merhamet ile muameleyi öngörür.

Ahlakın yerine güç pragmatizmi, halkların yerini ise ulus devlet anlayışı almıştır. İki aşırılığa doğru savruluyoruz. Biri batini aşırılık diğeri de zahiri aşırılıktır. Batiniyi rasyonel hayata karşı kullanıyorlar. Zahiriyi ise içsel anlayışa karşı kullanıyorlar.

Namazlarımız bize doğru ve dürüst olanı yaptırmıyorsa, hakkı ve adaleti ayakta tutturmuyorsa bir egzersizden başka birşey değildir. Aynı zamanda hac, insanı harekete geçireceğine, tam aksine görevinin bittiğini, artık emekliliğe ayrıldığının vaktini haber veren bir saat oldu. Gitgide bir fuara dönüşen, üzerinden büyük rantlar koparılan hac, artık bir hareket ve bilince ulaştırmıyor kimseyi.

Zihinsel kuşatılmışlıklar içindeyiz. İslam'ın siyasi, ekonomik, kültürel ve sanatsal öngörüleri hakkında bırakın bilinçlere hükmedecek eserleri, neredeyse kimsenin bu noktada düşünsel bir çaba, gayret ve fikri de yoktur. İslamı namaz, dua ve belli bir takım ibadetlerden ibaret sayıyoruz.

Sorgulamayan, düşünmeyen, sadece yokluklar içinde yaşamaya razı olmuş, bir dünya mefkuresi olmayan müslümanlar olduk.

Bütün bu acizliklerimiz, tembelliklerimiz ve geri kalmışlığımıza rağmen Aliya'nın dediği gibi "Şükürler olsun ki tarihe Allah hükmediyor. Bize ise elimizden geleni yapmak düşüyor" diyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178