Hekimler, bir hasta kendilerine geldiğinde önce hastalığı teşhis ederler, sonra da nedenlerini anlamaya çalışırlar. Aslında bu kural bütün sosyal ve politik arenada da aynen geçerlidir. Ve böylece birileri bize sanki "tahammülsüzlük" diye bir hastalık bulaştırdı da kıvranıp duranlar gibiyiz. Kutuplaşma üzerine kurulan siyasi algıların, aslında sistemin temelleriyle alakalı olduğunu bilmeden bu hastalıktan kurtulmak zor.

Tamam, anladık, önümüzde bir seçim var. Ve herkes kendi anlayış ve beklentilerine göre karar verecek. Lakin bir tercihte bulunmakla, bizim birbirimize düşman olmamız gerektiğini nerden çıkarıyorsunuz. "Evet" veya "hayır" çıkacak, başka tercih yok, bu doğru. Peki, yine aynı gemide yaşamaya devam etmeyecek miyiz? Yoksa "evet" çıkarsa "hayır" diyenlerin bu ülkeden gideceğini mi zannediyorsunuz. Ya da tam tersi "hayır" çıkarsa "evet" diyenlerin bırakıp gideceklerini mi umut ediyorsunuz. Bu hayalleri bırakın. İstesek de istemesek de beraber yaşamak zorundaysak, artık kutuplarda değil bir arada yaşamayı bilmemiz gerektiğini anlamamız gerekiyor.

Yaş otuz beş, ömrün yarısı diyenler 90'larda TRT'de Erkan Yolaç'ın yaptığı "evet-hayır" yarışmasını iyi bilirler. Bu yarışmanın ilginç tarafı ise, evet diyenlerin de hayır diyenlerin de yarışmayı kaybediyor olmasıydı. Sakın "evet" diyenlerle "hayır" diyenler yine hep beraber kaybediyor olmasın. Akıllı olalım. Bizim birbirimize karşı kazanacağımız bir zaferimiz yok. Belki birlikte kazanacağımız tek bir zaferimiz vardır.

Yahu ne zaman anlayacağız dostluğun zor düşmanlığın ise kolay kazanıldığını. Hakikaten biz ne zaman anlayacağız köpüğün gidici denizin ise kalıcı olduğunu. Şayet birilerine destek olacaksak da neden hep o birilerinin germe politikalarına yem oluruz. Onlar gidecek ama biz yarın okulda, işyerinde, fabrikada, camide, düğünde, taziyede, çarşı-pazarda birbirimizin yüzüne bakmayacak mıyız? En sona söyleyeceğimizi neden ilkin söyleriz. Bir tercih olacaksa da, bunun medeni insanlar gibi karşılıklı saygı ve sevgi zemininde yapılması gerekmez mi?

Aynı geminin içinde kavgaya düşenler gibiyiz. Marjinal söylemler almış başını gidiyor. Dur demek bile artık suç. Arayı ayıranlar dayak yiyorsa her iki tarafta haksızdır. İdeolojik körlük içinde debelenenlerin kazanacağı hiç bir şey yoktur. Birbirimize düşman olacaksak "evet" in veya "hayır"ın kazanmasının pek bir anlamı yok. Bu vatan bizim. Başka gidecek yerimiz varsa söyleyin. Ya akıllılar gibi yaşamayı bilemeyeceğiz ya da aptallar gibi yok olacağız.

Elbette bunları söylerken saf olmayacağız da ötekileştirmeden bunu nasıl başaracağız doğrusu iyi düşünmemiz gerekiyor. 15 yıl önce ellerini ve dillerini bize kötülükle uzatanlar, yine aynı hayaller peşinden koşsa da, bizim onlardan daha akil ve daha hoşgörülü olmamız gerekmiyor mu? Yoksa biz hoşgörünün ve merhametin önce onlar tarafından gösterilmesini mi bekliyoruz. Eğer böyleyse bizim yeryüzüne nakşedeceğimiz bir medeniyetimiz olamaz. Mücadele ettiklerimiz bize çarptıklarında dirilmiyorlarsa ölü olan onlar değil biziz. Son kaç yıldır tutulduğumuz fırtınalar bize çiçek açtıracak baharın müjdecisi olabilir. Unutmayın! Düştüğümüzde Alevi-Sünni, sağ-sol, Türk-Kürt demeden üzerimize çökecek sırtlanlar ve akbabalar hazır bekliyorlar. Yoksa görmüyor musunuz?

Düşmanlarımız pusuda gafil zamanımızı beklerken, bizim bize kader olmuş olanlarla kavga yapacak lüksümüz yoktur. Bir ve beraber olmak için çok sebebimiz varken, bölünmek için hiçbir sebebimiz yoktur. Artık "Anadolu'da Vuslat"a giderken küçük düşünüp küçük öleceğimize, büyük düşünüp büyük denizde boğulmaya razı olmalıyız. Yoksa siz umutları dünya olanların, umutları Allah olanlara galebe çalacağını mı zannediyorsunuz? Asla! Kaçtıkları yerin koştukları yer olduğunu anlamayanların yeryüzünde kazanacakları bir zafer yoktur. Bütün mazlumları öldürseler de bir Musa'nın mutlaka geleceğine iman edenlerin de kaybedeceği bir zafer yoktur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner175

banner176