15 Temmuz hain darbe girişimi neticesinde emperyal güçlerin tetikçisi olduğunu net bir biçimde gördüğümüz terör örgütü FETÖ ile milli ve kararlı mücadele devam ediyor. Kamuoyu öyle olaylar duydu, öyle ilişkilere şahit oldu ki; hepimizin ağzı açık kaldı. Sahte isimler, sahte kişilikler, sahte kalemler, sahte yüzler…

Hal böyle olunca; dünya üzerinde eşi benzeri olmayan bir terör örgütü olan FETÖ, dindenmiş gibi görünen yorum ve takiyyelerle hedefe koydukları her yapı, kurum veya kuruluşun kılcal damarlarına kadar sızmış, ayrıştırılması de bir hayli zor bir vâkıa haline gelmiştir.

Bu terör örgütünün, Rus Büyükelçi suikastında gördüğümüz gibi uyuyan hücrelerinin de bulunma ihtimali, tehlikenin ne kadar üst düzeyde olduğunu, aslında daha fazla ciddiye almamız gerektiğini gösteriyor. Hasan Sabbah’ın dahi eline su dökemeyeceği, haşhaşları çerez niyetine tüketmiş olan FETÖ, örtülü, sinsi ve büyük savaşlarla kurulmaya çalışılan yeni düzenin bir argümanı, bir silahı olarak karşımıza çıkıyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu geçtiğimiz günlerde “FETÖ ile mücadelede henüz yüzeydeyiz, daha derinlere ineceğiz” ifadelerini kullandı. Bir başka dikkat çeken ifade ise Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin’den geldi. 2013 yılında bir bakan tarafından FETÖ adına tehdit edildiğini belirtmişti Tekin. O kişinin Suat Kılıç olduğu öğrenildi. Bu iki açıklamayı göz önüne alınca operasyonların nerelere varacağını siz düşünün!!

Belki PKK ve DEAŞ gibi sürekli ve sadece silahlı eylemler yapmadığı için FETÖ’yü küçümseyenler olabilir.Aslında 15 Temmuz gibi karanlık bir gece FETÖ’nün ne kadar tehlikeli olduğunu anlamamıza yeter de artar aslında. Ancak bir iki cümleyle de olsa karşı karşıya olduğumuz en tehlikeli terör örgütünün FETÖ olduğunu tekrar hatırlatmak istedim.

Bu meselenin bir diğer tehlikeli boyutu ise 15 Temmuz sonrası ortaya çıkan “fırsatçılar”.  Bunlar çakalları da geçti. Aslanın avından arta kalanla yetinmeyip, aslana kendi ürettikleri hedefleri gösterip, hem aslanı ortandan kaldırma, hem de avın tamamını kapma peşindeler!!

Kendilerince “FETÖ’cüler” yaratmaya çalışıp, bunların bertarafından kişisel çıkar, mevki veya makam devşirmenin hesaplarını yapıyorlar. Sahte şikâyet dilekçeleriyle, sahte sosyal medya hesaplarından paylaşımlarla,  dedikodu gazetesini hareketlendirmeye çalışarak, algı operasyonları yaparak, bazı kirli medya kuruluşlarını ve tetikçi kalemleri kullanarak kamuoyunu yanlış yönlendirmeye ve yanıltmaya çalışıyorlar.

Ne birilerini aklama derdindeyim, ne de birilerini suçlama derdindeyim. Şu FETÖ’cü bu değil tarzı hükümler de veremem. Nitekim bu yargının işi ve yargı üzerine düşeni yapıyor. Benim dikkat çekmek istediğim şu ki; yargıyı şaşırtma, yanlış yönlendirme gibi emeli olanların farkında olduğumuzun altını çizmek ve bunlara papuç bırakmayacağımızı göstermekdir. Bunlar kendi küçük çıkarları için suyu bulandırırken korkarım birçok FETÖ’cünün kendisini gizlemesine ve önemli ayrıntıların gözden kaçmasına sebep oluyorlar.

17-25 Aralık sürecinden sonra Sayın Cumhurbaşkanı’nın bütün ısrarlı çağrılarına ve mücadelesine rağmen FETÖ tehlikesinin yeterince ciddiye alınmaması 15 Temmuz’a giden süreçte teröristlerin elini güçlendirmiştir. Yaşananlardan ders çıkarıp Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “At izi it izine karışmasın” tavsiyesini çok ciddi bir şekilde dikkate almamız gerekiyor. Bu husus FETÖ ile mücadelede hayati önem taşıyor.

Gelelim bir başka meseleye. Geçtiğimiz günlerde kamuoyunun özellikle de meslektaşlarımın kahir ekseriyetinin ciddi manada rahatsız olduğu bir konuyu ana haberde ekrana taşımıştık. Bazılarının bahsettiğimiz sorunu anlamalarını beklemiyorduk, nitekim öyle de oldu. Meseleyi şahsileştirip, konuyu sulandırmaya çalıştılar, tıpkı “fırsatçılar” gibi.

Haberimizde dile getirdiğimiz sorun, Terörle Mücadelede özellikle FETÖ ile mücadelede; bilgi, belge veya görüntülerin sadece belli kişiler üzerinden servis edilmesiydi. Sorumuzu yetkililere yönelttik. “Neden?” dedik. Ama konunun muhatabı olarak görmediklerimiz her zaman yaptığı gibi meseleyi yine farklı bir zemine çekmeye çalıştılar. Bizi hiç olmayacak suçlamalarla itham etme basitliğine girdiler. Konuyu ajite ederek, duygu sömürüsüne soyundular. Fırsatçılar” gibi “sulandırma” yöntemini tercih ettiler.

Gazetecilik dersi vermek birilerinin haddine değil. Meslekten olanlar bilir ki sadece adliye önünde beklemekle söz konusu bilgilere ulaşılamaz. Kirli ilişkiler içinde olanlara, meslek etiğinden bihaber olanlara, uydurma ve iftira atmayla kendilerince sağa sola balans ayarı vermeye çalışanlara gazeteci denmez. Serseri mayın gibi ona buna çatıp, kullanılmaya müsait tetikçi gibi davrananlara gazeteci denmez. Her devrin adamı olup, menfaatlerinin gösterdiği doğrultuda yer tutanlara gazeteci denmez. Benim mesleki tecrübem gazetecilik dersi vermeye yetmez, henüz gazeteci iddiasında da değilim. Kalkıp birilerine caka satmaktan imtina ederim. Kibirden Allah’a sığınırım. Ama belirttiğim davranışlarda bulunanların gazeteci olmadığını öğrendim.

Üzülerek görüyoruz ki haberlerinde bilinçli ve kasıtlı bir şekilde “AKP” ifadesini kullananlar, Ak Parti savunuculuğu ve koruyuculuğuna soyunmuş. Kendi kişisel menfaatleri ve iş beklentileri için Ak Parti’nin üst düzey yöneticilerine gidip, peşlerinden koşanlar, başkalarını Ak Parti’den istifade etmekle suçlar olmuş. Kendileri saf dışı kalınca bazı ajanslara tukaka, iş bilmez diyenler; o ajansların haberlerini alıp, içeriğine dokunmadan ucuz başlıklarla gündem oluşturmaya çalışıyor.

Şimdi bu yazdıklarım da şahsileştirilmemeli. Genel bir davranış bozukluğundan; ahlaki ve ruhi sapkınlıktan bahsediyorum. İlle de şahsileştirilecekse söz konusu vasıfları kabullenmek anlamına gelir.

Bununla birlikte bir uyarıyı yapmadan da geçemeyeceğim. Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur’un davasından, duruşundan, bu ülke için yaptıkları fedakârlıktan haberi olmayanlar, onların isimlerini ağızlarına dahi almasınlar. Dava arkadaşlarının gözü kulağı onların üzerindeyken, kamuoyunun dikkati onların üzerindeyken gidip haber yapmakla kendinizi popülerleştirmekten, onlar üzerinden getirim (rant) sağlamaktan başka bir şey yapmış olmazsınız. Kimse kimseyi kandırmasın. Hem bu adamlara ve memleketleri için yürüttükleri davalarına türlü iftiralar atma peşinde olacaksınız hem de güya vakti zamanında onları savunduğunuzu iddia edeceksiniz. Karnımız tok bunlara.

Zekeriya Şengöz ile Fahri Memur ve dava arkadaşları memleketi için insan yetiştirirken de; 28 Şubat ve 15 Temmuz gibi millete açılan savaşa karşı mücadele ederken de o birkaç fotoğrafınıza ihtiyaç duymadı. Onları anlamak için memleketleri ve bu ülkenin insanlarına hizmet için üstlendikleri milli misyonun bilincine vakıf olmak gerekir. Bu sebeple çok zorlamayın, anlayamazsınız.

Varsa yanlışlık ve eksiklik bendendir. Selametle.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Malatyalı 2 ay önce

Ağzına sağlık.

banner175

banner176