‘Acebâ“battal ğâzînin türklüğü hakkında”mı demeliydim? Battal ğâzînin müslimânlığı neyimize yetmez de bu zâtın etnisitesinin peşine düşmüş olayım? Türklük veyâ ‘arablık ve maa’l-esef Müslimânlık, artık yeni devir malatyalıları ve türkiyyelileri içün RasulUllah ‘aleyhi’s-salâtu ve’s-selâmın devrindekinden farklı ma’nâlar ifâde eder oldu. Târihî huviyyeti, o devrde yaşamış müslimânların huviyyetleri kat’iyyetinde olan bir şahsı, olduğundan farklı göstermek içün türkiyyede ve malatyada sarf edilen utanç verici mesâi dikkat çekecek seviyyededir.

Cumhûriyyetin te’sîsi zemânından yâdigâr bir câhillik netîcesihusûle getirilmeye çalışılan târih ideolojisi eseri, anadolunun islâmlaşmasını alp arslan hânın malazgirt seferiyle başlatdılar ve bu şeklde ta’lîm etdiler. Malatyanın ve ‘umûmen anadolunun hazret-i ‘ömer ve hazret-i muâviyyenin stratejisi gereği dâru’l-İslâm olması vâkıâsını yok saydılar. Anadolunun fethi ve bizansın tahrîbi vazîfesi, hazret-i muâviyyenin en mühimm stratejik hedefi idi. Hazret-i muâviyye, malatyayı feth etdikden sonra bi’z-zât teşrîf etmişler ve buranın îmârı ile husûsî olarak ‘alâkadâr olmuşlardı. Malatya evvelce rûmların farslara karşı hudud şehri iken bu sefer anadolunun fethi içün hudûd şehrimiz olmuş idi. Malatyanın el-batâl ğâzî nin menâkıbında merkezî yer teşkîl etmesi bu sebebledir.

Emevî devri İslâmkumandanlarından ‘abdUllah el-battâl, halîfe el-velîd ibn ‘abdu’l-Melîk ile halîfe el-hişâm ibn ‘abdu’l-Melîkin saltanâtı devrinde 96-122 seneleri, gâvurların takvimiyle 715-740 seneleri arasında ceng etmiş bir Müslimândır. Bu zâtın kim olduğu ne etdiği hakkında muâsırlarından çok daha fazla ma’lûmâta sâhibiz. Merhûm, beş emevî halîfesi görmüş, anadolunun içlerine doğru edilen taarruzlarda vazîfe almış idi. “Bir adam nasıl hem ‘arab, hem türk olabilyor? “‘Meşhûr bir ‘arab-emevî kumandanını nasıl seyyîd etmeyi becerdiniz?” gibi suâllerin bir takım câhil kavmiyyetciler içün ma’nâsı yokdur.

Emevîler iktidârdan düşüb abbâsî meddâhı râfızî müverrihler, devr-i sâbıkın târîhini yeniden yazmağa başladıkdan sonra, bütün mesâîsi kâfirlerle ceng üzerine olan batâl ğâzînin şahsiyyeti ‘aleyhinde olmadılar. Fakat müslimânların târîhinde sıkca tesâdüf edilen, iyi niyyetli edebî tahrîfâtı bu zâtın üzerine tatbîk etmeye başladılar. Malatyanın ilk devr müslimânları, hazret-i ‘ali radyAllahu ‘anh ile hazret-i muaviyye radyAllahu ‘anhın ihtilâflarında bile hazret-i muâviyye tarafında durdukları hâlde, bu zâtı “seyyid” ediverdiler.

‘AbdUllah el-battâl ğâzî el-emevî nin târîhce-i hayâtını üç lisân üzere yazdılar. ‘Arabca olanı, “menâkıbu’l zi’l-himme”, rumca olanı “diogenes acritas”, türkce olanı da “battal-nâme” adıyla yazıldı. Muhaddîsîn-i kirâmın usûlüne reâyet edilmediği içün “menâkıbu’lzi’l-himme”, rivâyet kıymeti düşük, içinde târihî unsurlar bulunduran bir martaval hâlini aldı. Rûmların yazdığı martaval, içinde batâl ğâzînin menâkıbından unsûrlar barındırmakla berâber, sanki onun hikâyesinin fotoğrafcılık ta’bîriyle ‘arabı yâhud tersini ifâde eden bir metin. Bu sûretle, hristiyân “kahraman” ya’ni “batâl”, müslimânlara karşı anadoludaki hristiyân-islâm hudûdunda ceng ediyor.

Elimizde, en kadîm nüshâları üç dört asrı geçmeyen türkce “battâl-nâme”lere;me’hâz olan kadîm ‘arabca el-batâl ğâzî menâqıbından sayısız uyduruk mevzu’, hikâye, palavra, şahs, hâdîse ilâve edilmiş. Bu kadar uyduruk malzemeyi gören türkiyyâtcı ve türk-perest zevâtın, “Mâdem bu kadar türkleşdirmişiz öyle ise batâl ğâzî de türk olsa gerek.” şeklinde düşünmüş olmasını bir yere kadar anlamak mümkin. Fakat bu, hakîkate karşı ‘ayıbdır. Müslimânları sâhibsiz zann edib kavmiyyetcilik ayaklamanın da bir sonu olur.

Eskişehrdeki beş metrelik batâl ğâzî sandukası bu kafayı teşhîs içün kâfî. Gûyâ anadolu selçuklu hanımının ru’yâsında ma’lûm olan, batâl ğâzînin evvelce ğâib iken bulunankabri üzerine inşâ edilmiş saçmalığın hâlen muhâfaza ediliyor olması ve bi’l-âhere devr-i ‘osmânîde bu aklsızlığın muhâfaza edilerek bir de üzerine külliye inşâ edilmesi, kitlevî ‘aklsızlaşmamızın nişânesi sayılsa yeridir. “Ru’yâ ile kabir bulma” temasının bir benzerini, eyyûbu’l-ensârî sultan ın kabri münâsebeti ile beş ‘asrdır tecrube etdiğimizi biliyoruz. Eyyûbu’l-ensârî türbesini ta’mîr edenlerin ağzını bıçak açmıyor olmasının bir sebebi varmı? Eyyûbu’l-ensârî nin türbesinin bulunması menkıbesinde bahsi geçen “kabir taşı” nerede? el-Batâl ğâzînin kabrini eşeleyen zevâtın da, buldukları bir kadîm taş var idiyse gösterselerdi?

Çuval ve benzeri nesneler içün kullanılan “batâl boy” lâfı, batâl kelimesinin aslı; kahraman ma’nâsındaki ‘arabî iştikâkından değil; bu gülünç sandukanın boyu münâsebetiyle intişâr eden mîzâhdan neş’et etmiş olmalı. Ne eyyûbu’l-ensârînin ne de ‘abdUllahu’l-batâl ın beş metre olamayacağını ve bunların kabrlerinin bu mahallerde bulunamayacağını düşünüyor değilim. Fakat bunun bir isbâtı veyâ karînesi bulunana kadar, ma’kûl şübhemin olmasında bir ğarîblik varmı? Selcuklu, ‘osmânlı ve türkiyede martaval ihtiyâcı varsa bunun içün başka vâsıtalarla iktifâ edilmeli. Meselâ bir takım uyduruk diziler, filmler neyinize yetmez?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155