"...Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler..."(48:29)

Ve biz sadece tercihlerden bir tercih yaparız. Gerisi ilahi iradenin bir yerden alıp bir yere götürmesinden başka bir şey değildir. Kadere iman edenlerin hiçte anlamakta zorlanmadıkları gerçek işte budur. 

Otlakların, çayırların, rengarenk ormanların, gürül gürül akan suların bile bir ömrü vardır. Nihayet ecel geldiğinde yeşiller korosu kupkuru odunlara, ıslak sular yerini taş kayalara bırakırlar. Sonrada hayat durur. Ne zaman ki "zamanın sahibi" irade buyurur, o zaman yeryüzü tekrar yalvarır Rabbine. 

Hem kendisi diri hem de her şeyi dirilten ve ayakta tutan Hayyü’l-Kayyûm’dan bir hayat isterler. Derken göklerden bir rahmet iner yeryüzünüze. Toprak ana kabarır, türlü türlü çiçekler, böcekler fışkırtır yeraltından yeryüzüne. Can gelir, hayata başlar Hayat! Ta ki Rabbinin emri gelene kadar böylece gider.

İşte şu alemi islamın beldelerinin tek tek çorak çöllere dönüştüğü bir devranda, tercihini ilahi iradenin teveccühüne armağan edenler filizlenip boylaşır, kuvvetlenip kalınlaşır, sonrada gövdesi üzerine dikilip göğe doğru adeta Rabbine uzanan Rabbaniler olurlar...! 

Üstadın dediği gibi; "öz yurdunda garip öz vatanında parya" olmuş, Anadolu'nun saf, masum çocuklarından bir çocuktur Ramazan Kayan. 

1956 yılında demiryolu işçisi bir babanın evladı olarak Malatya'da dünyaya gözlerini açar. Ailesi ilim ehli değildir lakin saf, samimi bir Anadolu ailesidir. Bu yüzden Rabbi, bu samimiyetin verdiği bereketle onun kalbini ilme meylettirmiştir. 

Batılılaşmayla beraber çoraklaşmaya başladığımız ve nihayetinde nesillerin köksüzleştirildiği, değersizleştirildiği bir süreçte, tüm hesapların üzerinde bir hesabın olduğunu hesab etmeyenlerin, Allah'ın dinini bile kontrol altına alalım düşüncesiyle hareket ettikleri bir zamanda, imam-hatipler hiçte hesap etmedikleri bir şekilde öze dönüşün kapısı olmuşlardı. 

Kendi ifadesiyle; "Babalarımız ilim sahibi değillerdi. Lakin samimiyetlerinden dolayı Allah'ın bir lütfu olarak basiret sahibiydiler" diyen Ramazan Kayan, o basiretin gösterdiği nurla imam-hatibe kaydedilmiştir. 

Babası, şimdiki şuurlu islami ailelerde bile olmayan bir gayeyle ona;
- Ey Ramazan, seni imam olasın diye değil, Kur'an öğrenesin ve bu evde "yasin" okuyasın diye gönderiyorum, diyordu. 

Çünkü o zamanlar uhrevi bir yatırımı önceleyen bir bakış vardı. Yine kendi ifadesiyle "hasbiliğin, kalbiliğin ve harbiliğin olduğu, hesabiliğin ve dünyeviliğin olmadığı bir gönül vardı" der o koca yüreklerde. 

Derken Ramazan Kayan, ezber gücü çok yüksek olan çalışkan bir öğrenci olmuştur. Özellikle sözel ile ilgili konular ve derslerde sıradışı bir azmi vardır. Öğretmenleri onun bu özelliğini farketmiş olacaklar ki, ezber ile ilgili her işi ona veriyorlardı. Hatta tiyatro, edebiyat, piyes gibi ezberciliğin yüksek olduğu alanlarda işler ona verilir ve bir takım aktivitelerde önemli görevler üstlenirdi. 

Ramazan Kayan, başarılarla dolu bir lise hayatından sonra daha üniversiteye kaydolmadan imam olmuştur. Artık nam-ı diyar Ramazan Hoca olmuştur. 

Devamı yarın…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155