Nakba, yani Büyük Felaket… 15 Mayıs 1948 Nakba Günü olarak sembolleşmiştir. 1948 yılı Filistinliler için yüz binlerce insanın evlerinden, yurtlarından sürüldüğü büyük felaket yılı olurken, Siyonist İsrail için ise devletlerinin kuruluş yılıdır. Nakba “Felaket Günü” tarihe kara bir leke olarak geçmiştir.

Aslında Büyük Felaket, adına Birinci Dünya Savaşı denilen, Birinci Paylaşım Savaşı’nda başlamıştı. Bunun tohumları ise Napolyon Bonapaurte’ın komutasındaki Fransız Ordusu’nun 1799 yılında Osmanlı egemenliği altındaki Filistin’in Akka şehrini kuşatma girişiminden sonra atılmıştı. Başarısız olan Napolyon destekçi bulabilmek için Yahudilere, Filistin topraklarında devlet sözü vermişti.

Bundan tam kırk yıl sonra bu plan bu kez İngilizler tarafından devreye sokuldu.  Avrupa’dan bazı varlıklı insanların yardımıyla Filistin’deki Yahudi sayısı yıllar içerisinde artış gösterdi. Bu zenginlerden biri Fransız aristokratlardan Baron Edmond James de Rothschild idi. 1880’lerden itibaren Yahudilerin en büyük destekçisi oldu. Yahudiler için 30 yerleşim yeri oluşturmak için çok ciddi paralar harcadı. Rothschild’in İsrail’de bulunan mezarı okul çağındaki gençlere ziyaret ettirilerek anlatılmaya devam ediyor.

Siyonizm terimi olarak 1885’te Avusturyalı yazar Nathan Birnbaum tarafından kullanıldı. Kudüs’ün Tevrat’ta geçen isimlerinden olan ‘Siyon’dan türetilmişti.  Sonra bu fikir Filistin’de bir Yahudi Devleti kurma idealine dönüştü.

1907 yılında İngiliz Hükümeti, Osmanlı hakimiyetindeki Müslüman Arap Nüfusa yönelik stratejiler geliştirmek üzere bir komite oluşturdu.  Başbakan’a sunulan raporda Filistin’de bir tampon devlet kurulması tavsiye ediliyordu. Avrupa’ya dost, komşularına saldırgan…

Siyonist zenginler de boş durmuyordu. Oluşturulan Yahudi Milli Fonu ile 1910 yılına gelindiğinde kuzey Filistin’de 10 bin dönümlük büyük bir tarım arazisi alındı. Binlerce Filistinli çiftçi topraklarından sürüldü. Sayısı artan Yahudi yerleşimlerini korumak için Hashomer adından bir milis güç oluşturuldu.

1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması, Emperyalist İngilizlerin Ortadoğu dediği Mezopotamya ve çevresinin yeniden şekillendirilmesi için zemin hazırlamıştı. Savaşta İngilizler Mısır ve Filistin bölgesine özel ilgi gösteriyordu. Ve bu tarihten itibaren Finans kapitalizmi kan, gözyaşı ve baruttan bir bulut olarak Ortadoğu dedikleri coğrafyanın halklarının üstünde gezinmeye başlamıştı.

1915 yılında İngiliz Kabinesine ‘Filistin’in Geleceği’ başlıklı gizli bir rapor sunuldu. Raporu kendini Siyonizm’e adayan Herbert Samuel hazırlamıştı. Filistin topraklarının önce İngiliz İmparatorluğu’na dahil edilmesini istiyordu. İngiliz himayesinde zamanla bölgeye daha fazla Yahudi yerleştirilecekti.

Samuel’in tavsiyeleri İngiliz politikacı Sir Mark Sykes ve Fransız diplomat Fransuva Georges Picot tarafından kaleme alınan gizli İngiliz-Fransız anlaşmasında da yer buldu.

Sykes-Picot anlaşması Siyonistlerin güdümünde bir Yahudi Devleti’nin kurulmasının önünü açtı. İngiltere Başbakan David Lloyd George 1917’de kabinesini toplayarak Filistin’de bir Yahudi vatanı kurulması için resmen karar aldı. İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, etkin İngiliz Siyonist Walter Rothschild’e bir mektup yazarak bu kararı taahhüt etti.

11 Aralık 1917’de General Edmund Allenby komutasındaki İngiliz Ordusu Kudüs’ü ele geçirdi. İngilizler ile birlikte şehre girenler arasında Yahudi Askeri Birliği de vardı. Sinsi plan tam istendiği gibi işliyordu. İngiliz komutan işgalden bir ay sonra Siyonistlerin lideri Haim Waisman’ı Kudüs’te ağırladı. Osmanlı Filistin’inde 3 bin civarında Yahudi yaşarken, o dönem bu sayı 50 bini bulmuştu. Arap Filistinli nüfus ise 500 bin idi.

1918’de Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile galip devletler paylaşım için masaya oturmaya hazırlanıyordu. Amerika’nın Osmanlı toprakları üzerine yaptığı araştırmaya göre Filistin ve Suriye’de Siyonist plana karşı çok büyük tepkiler vardı. İngiliz himayesinde Yahudi kolonisi kurulması reel bir şey değildi ve Siyonist plan adaletsizlik üzerine inşa edilmişti. Tabi raporlar kulak arkası edildi.

1919’da Paris Konferansı başladı. Artık elde edilen ganimetin paylaşılma zamanıydı. Siyonistler de oradaydı. Filistin topraklarında bir Yahudi Devleti kurulmasını istiyorlardı. Görüşmeler devam ederken Arap Delegasyonun lideri Şerif Hüseyin’in oğlu Prens Faysal, Lawrence’ın arabuluculuğu ile Siyonist Delegasyon lideri Haim Waisman ile bir anlaşma yaptı. Arapların bağımsız devletlere kavuşması halinde Filistin topraklarında Yahudi Devleti kurulmasını kabul etti.

İngiltere 1920 yılında Filistin’e ilk üst düzey temsilcisini atadı. Tartışmalara neden olan bu isim, ömrünü Yahudi Devleti kurulması için adamış, Siyonistlerin en önemli destekçilerinden Herbert Samuel oldu. 1922 yılında Milletler Cemiyeti Filistin’deki İngiliz hakimiyetini resmiyete döktü ve manda belgesinin ikinci maddesinde ‘İngiltere, Yahudi Devleti’nin kurulması için gerekli desteği sağlar’ ifadesine yer verildi. İsrail’in kuruluşunu ilan etmesi 1948 olsa da aslında Samuel’in yönetiminde devletin kuruluşu 1922’de başlamıştı zaten.

Filistinliler 1921’de Yahudi göçüne karşı büyük gösteriler düzenlemeye başladı. 1925’te İngiltere Milletler Cemiyeti’ne bir rapor sunarak bölgede yaşanan değişimi detaylandırdı. Bölgeye göç eden 33 bin Yahudi Filistin uyruğuna geçirilmişti. İngiliz mandası altındaki ilk 10 yılda Filistin’deki Yahudilerin sayısı 175 bine ulaştı.

1933 yılında Yahudi göçüne karşı yapılan protestolar sıklaşmıştı. İngilizler göstericileri dağıtıyor, binlerce kişiyi tutukluyor, bazıları ölüyor ya da yaralanıyordu. Baskıcı yıllar ve zulüm giderek artıyordu. Bu yıllarda İzzetin el-Gassam Filistin’in Kudüs’teki liderine bir mektup yazdı ve ayaklanma çağrısı yaptı. Ancak Filistin’in önde gelenleri hala İngilizlerle konuşarak analaşabileceklerini sanıyorlardı. İzzettin El- Gassam da Siyonist ve İngilizleri hedef alan bir grup kurdu. 1935 yılında Cenin yakınlarında adamları ile birlikteyken İngiliz askerleri tarafından kuşatma altına alındı. Yaşanan çatışmada şehit oldu. Filistinlilerin biriken ve artan öfkesi 19 Nisan 1936’da patladı. Yafa’da düzenlenen protestolarda genel boykot başladı. Şaşkına dönen İngilizler ağır cezalar uygulamaya başladı. Toplu katliamlar ve ev yıkımları başladı. Boykot devam edince Arap liderler devreye girerek Filistinlilere bunu bitirme çağrısı yaptı.

Temmuz 1937'de İngiltere'de, Hindistan'dan sorumlu eski devlet bakanı Lord Peel'in başkanlığındaki bir Kraliyet Komisyonu, bu bölgeyi Yahudi ve Arap devletleri arasında ikiye bölmeyi önerdi. Yahudi devleti, İngiliz mandasındaki Filistin'in üçte birini kaplayacaktı ve Celile Denizi ile sahildeki düzlükleri içine alacaktı.

Filistinli ve Arap temsilciler teklifi reddetti. Göçün durmasını ve azınlık haklarına saygılı bir üniter devlet kurulmasını istediler. Şiddet içeren muhalefet 1938'e kadar sürdü. Ta ki, İngiltere'den gönderilen takviye birlikler tarafından bastırılıncaya dek. İngiltere 1937 yılında sıkıyönetim ilan etti. Ve Filistinlilerin en büyük siyasi örgütünü lağvetti. Bu Kudüs Müftüsü Hacı Emin Hüseyin’in liderliğindeki Yüksek Arap Komistesiydi. Filistinliler üzerindeki baskı ve zulüm giderek arttırılıyordu. Filistinliler silahsızlandırılırken, Yahudilerin milis güçleri kabul edilen yer altı örgütler silahlandırılarak Müslüman Arapları hedef alıyordu. Onlardan biri de IRGUN idi. Sivil Müslüman halkı katletti.

Filistinli direnişçiler de 1938 yılından itibaren daha düzenli birlikler kurarak savaşmaya başladı. Direnişin lideri Abdurrahim Hacı Muhammed idi. 1939’da kurulan bir pusuda şehit edildi.

İngilizlerle birlikte hareket eden Siyonistler, Filistin Direnişi’ni kırmak için sözde İslami ve Milliyetçi Dernekler dahi kurmuşlardı. Onları finanse ediyor ve Direniş aleyhinde kullanıyorlardı. Filistinlilerin o dönemdeki direnişi 1936’dan 1939’a kadar devam etti. Yaklaşık 5 bin Filistinli öldürüldü. 10 bin kişi de yaralandı.

Ve İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. Filistin’deki Yahudiler İngiliz Ordusu’nda savaştılar. Ve o Yahudiler 1948’teki Büyük Felakette aktif rol üstleneceklerdi. Daha sonra da İsrail Ordusu’nun çekirdeğini meydana getireceklerdi. İkinci Dünya Savaşı tüm şiddetiyle devam ederken, Yahudi gruplar boş durmuyordu. Filistinli Köyler hakkında istihbarat topluyorlardı. Büyük Felaket Günü için çoktan hazırlanmaya başlamışlardı.

Savaşla beraber değişen dengeler Nazi Almanya’sından kaçan Yahudilerin yönünü de Filistin topraklarına çevirmişti. Ama İngilizler Filistin meselesi ile başa çıkamıyorlardı artık. Yahudi göçüne sınırlama getirdiler. Yahudilerin sert muhalefeti ile karşılaştılar. Gücün kokusunu alan Siyonistler bu defa rotayı Amerika’ya çevirdi. New York’ta yapılan bir toplantı ile bağımsız bir Siyonist Yahudi Devleti kurulması için Amerika’dan destek alınması gerektiği kararlaştırıldı.

1945’te İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika Filistin’e Yahudi göçünü desteklerken. İngilizler kısıtlamalara devam ediyordu. Siyonistlerde yeni silahlı örgütler kurarak bazı İngiliz Birlikleri de hedef almıştı. Arap başkentlerindeki rahatlığın aksine İngilizler olacakları bildiği için İngiliz aileleri bölgeden tahliye ediyordu. Artık Siyonist Yahudi örgütler hırçınlaşıp kontrolden çıkmıştı. Filistin’deki İngiliz Mandası’nın son sekiz yılında 500’den fazla saldırı kayıtlara geçmişti.

İngiltere Şubat 1947’de Filistin’deki Mandasını sona erdireceğini açıkladı. Artık Filistin meselesi Birleşmiş Milletlere devredilecekti. Bu durum 1948’deki olayların başlamasına neden olacaktı.

Birleşmiş Milletlerin sözde çözüm yöntemi Filistin’in ikiye bölünmesine odaklıydı. 29 Kasım 1947. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Filistin’in bölünmesini planlamak üzere toplandı. Ve Birleşmiş Milletler Filistin’i bir Arap ve bir İsrail Devleti olmak üzere ikiye böldü. O zamana kadar Yahudiler Filistin topraklarının yüzde 6’sını mülk edinmişlerdi. Buna karşın Birleşmiş Milletler, Filistin'in yüzde 56,47'sini Yahudi devletine, yüzde 43,53'ünü de Arap devletine bırakıyordu. Kudüs ise uluslararası bir idare altında olacaktı. İşlevsiz bir Arap devleti ortaya çıkaran bu karar genel kuruldan 13 ret oyuna karşılık 33 ülkenin oyuyla kabul edildi.

Bölünme kararının ardından İngiltere, Filistin üzerindeki mandasını 14 Mayıs 1948’de kaldıracağını açıkladı. Bölünme kararına öfkelenen Arap Birliği Filistinlileri silahlandırma kararı aldı.

Siyonistler bir etnik temizlik planlıyorlardı ve sayıları 40 bini bulan tam teçhizatlı savaşçı gruplar oluşturmuşlardı. Filistinlilerde ise, İngilizlerin öldürdüklerinden geriye kalan 3 bin dağınık ve yeterli silahı olmayan direnişçileri vardı. Buna gönüllülerden oluşan 4 binlik bir Arap Birliği daha eklendi.

1948 yılının başında saldırılar ve çatışmalar hız kazandı. Yahudi örgütler planlarını devreye sokmaya başlamışlardı. 15 Şubat 1948’de HAGANAH ve PALMACH örgütünden savaşçılar Hayfa yakınlarındaki Kaseriye Kasabası’na saldırdı. Bu saldırıyı bir tür deneme olarak görüyorlardı. Ciddi bir direnişle karşılaşmamış, buradaki Filistinlileri topraklarından sürerek sahildeki beş kasabayı ateşe vermişlerdi. Buna karşın Filistinli Müslümanlar, silahsız, savunmasız ve korumasızdı. Arap Birliği de dahil yeteri desteği alamıyorlardı.

Siyonistler 10 Mart 1948’de son toplantıyı yaparak katliam kararı almıştı. Yahudi güçleri Birleşmiş Milletlerin Araplara bıraktığı toprakları dahi işgal ediyor, savaşçı sivil ayrımı gözetmeksizin; kadın, çocuk, yaşlı demeden insanları katlediyorlardı. İngiliz Birlikleri henüz Filistin’den çekilmemesine karşın yapılan katliamlara göz yumuyor, kılını bile kıpırdatmıyordu. Manda’nın sona ereceği tarihten önce çekilmeye başlamışlardı. İngilizlerin boşalttığı yerlere Yahudi Milisler yerleşiyor, onların bıraktığı silahları ve mühimmatı alıyorlardı. İngilizler çekilmeden önce topraklarından sürülen Filistinli Müslüman ve Hristiyan sayısı 350 bini bulmuştu.

İngilizler daha önce mandanın sona erme tarihini 15 Mayıs olarak açıklasa da Yahudiler için kutsal bir gün olan ‘Şabat’ gününe denk geldiği için İsrail Devleti’nin ilanı bir gün önceye çekildi. 14 Mayıs 1948’de son İngiliz Filistin Yüksek Temsilcisi Alan Cunningham İngiltere Mandası’nı sona erdiren belgeyi imzaladı. İngiliz varlığı 30 yıldan uzun bir süre Filistin’de bir Siyonist devlet kurulması için zemin hazırlamış, destek vermişti. Bu süre içerisinde Filistin’e yerleştirilen Yahudi nüfusu yarım milyonu bulmuştu. İngiliz Yüksek Temsilcisi Filistin’i terk ederken aynı saatlerde Siyonistlerin liderlerinden ve İsrail’in ilk Başbakan’ı David Ben Gurion Tel Aviv’de İsrail Devleti’nin bağımsızlığını ilan ediyordu. Bu yeni yönetimi ivedilikle tanıyan ilk devlet de Amerika. Öyle ki evrak daha önceden hazırlanmış, Yahudi Devleti ifadesi kullanılmış, ancak İsrail olarak değiştirilerek Birleşmiş Milletler’e sunulmuştu. Siyonistler İngilizlerden hazır devraldıkları kurumlara kendi bayraklarını çekerek devletlerini kurmuş oldular.

O zamana dek Filistin’e giremeyen Arap Birlikleri’de sözde Filistin’i özgürleştirmek için girmişlerdi. Ancak bu sadece İsrail tarafından bir propaganda malzemesi olarak kullanıldı. Hiçbir müdahalede bulunmayan Arap Birlikler Filistinlilerin yanlarındayken yalnız bırakmıştı. Deyim yerindeyse Filistinliler Arapların da ihanetine uğramıştı. Filistin’deki Arap Güçlerinin varlığına rağmen vahşet devam ediyordu. Filistinliler katliama uğruyordu. İsrail Devleti kan, gözyaşı, yıkım, tarifsiz acılar, zulüm ve adaletsizlik üzerine kuruldu. Ama bu mazlum Filistin Halkı için ne bir başlangıç ne de bir sondu. 1948’in Temmuz ayına gelindiğinde 400 binden fazla Filistinli evini yurdunu terk etmek zorunda kalmıştı.

Mayıs 1948’de İsveçli diplomat Kont Bernadotte BM’nin arabuluculusu olarak Filistin’e gitti. Yaşanan zulmü ve Filistinlilerin dramını görmüştü. Sunduğu rapordan bir gün sonra Kudüs’te Siyonist Örgütler tarafından pusuya düşürülerek öldürüldü.

Bütün yaşananlara rağmen İsrail’den yana da olsa BM’nin hiçbir kararı bugün olduğu gibi uygulanmadı. İsrail bildiğini okumaya devem ediyordu.

1949 yılında İsrail, Birleşmiş Milletler bölünme planınında Araplara verilen toprakları da işgal etti. 1949 Nisanında Nakba denilen Büyük Felaket kendini iyiden iyiye göstermiş bilanço çok ağırlaşmıştı. 400’den fazla köy ve 11 şehir yerle bir edilmişti. 700 binden fazla Filistinli mülteci durumuna düşmüştü. 13 binden fazla Filistinli öldürülmüş, 30 binden fazla insan yaralanmıştı. BM İsrail ve diğer Arap Ülkelerini ateşkese zorladı. Halihazırda diğer Arap ülkelerinin ciddi bir müdahalesi ya da çatışma durumu yoktu ancak ilk ateşkes Mısır ile imzalandı, bunu daha sonra Lübnan, Ürdün ve Suriye takip etti. İsrail daha sonra resmen BM üyesi yapıldı. Üstelik komik bir ifade ile. İsrail barışsever bir ülkeydi.

Filistin’e kalan topraklar iki ayrı parçaya bölündü. Nisan 1950’de doğu toprakları Ürdün’e dahil oldu ve buraya Batı Şeria denildi. Güneydeki dar sahi şeridi ise Mısır yönetimine verildi ve Gazze Şeridi adını aldı. Filistin adı tarihten, siyasetten ve haritadan silindi. İsrail’in o dönem belgelerine uyguladığı sansür vahşetin boyutlarını hiçbir zaman tam olarak açığa çıkarmadı.

1959 yılında Yaser Arafat ve arkadaşları, Filistin’in ancak Filistinlilerin çabasıyla kurtarılabileceği düşüncesini benimseyerek 1959 yılında El- Fetih örgütünü kurdu. Bu bazı Arap ülkeleri tarafından bir meydan okuma olarak algılandı.

1967 yılının mayıs ayında başlayan Suriye-İsrail gerginliği üçüncü Arap –İsrail Savaşı’nın fitilini ateşledi. 5 Haziran’da Mısır hava kuvvetlerini ani bir saldırıyla imha eden İsrail, Suriye ve Ürdün’e de saldırdı. Bu zaman zarfında Arap ülkeleri arasındaki çıkar ayrılıkları ve iletişim kopukluklarını çok iyi değerlendiren İsrail, 1949’dan beri Mısır ile Ürdün’ün kontrolünde bulunan ve Filistin topraklarının geri kalan %22’sini temsil eden Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’yi, Mısır topraklarının %6’ısını oluşturan Sina Yarımadası’nı ve Suriye topraklarının %1’ini oluşturan Golan Tepelerini işgal etti.

Birleşmiş Milletlerin savaş yoluyla toprak kazanımını yasaklayan 1967 tarihli kararına rağmen İsrail işgal ettiği topraklardan çekilmedi.

İsrail’in bu kanlı savaşlarının ardından 1972 yılında 1,5 milyon mülteci kayıtlara geçirilmiş, bunların 650 bini Filistin, Ürdün, Suriye ve Lübnan’da bulunan on üç mülteci kampına yerleştirilmiştir.

Haziran 1967 ile 25 Haziran 1969 yılları arasında İsrail ordusu Arap Filistinlilere ait 6835 evi yıkmış, sivil halkı sürüp kitle halinde sınır dışı etmiştir. 1967 yılında gerçekleşenler Filistinlilerin 1948’den sonraki ikinci Büyük Felaketi’dir.

1973 yılından bu güne kadar İsrail’in Filistin üzerindeki şiddeti her geçen gün artarak devam etti. Soğuk savaşın ardından oluşan küresel dengeler yeni kırılmalara neden oldu.  ABD’nin küresel güç olma iddiasıyla ve Filistin direnişinin kararlılığıyla İsrail Ortadoğu Barış Sürecine zorlandı.

Oslo anlaşmaları ile önemli bir ivme kazandığı iddia edilen Ortadoğu Barış Süreci’nde Filistin tarafı her defasında taviz vermeye zorlandı.

Gazze ve Batı Şeria’da yasa dışı 269.000 Yahudi yerleşimci varken, barış sürecinin sona erdiği 2000 yılında bu sayı 372.000’e çıktı. 2010’da Doğu Kudüs ile Batı Şeria’daki yerleşimci nüfusu ise 500.000’e ulaştı. Yahudi yerleşimcilerin sayısı bu şekilde Filistin bölgelerinde çığ gibi artarken, bugün 6 milyon Filistinli mülteci çok zor şartlar altında, her türlü mahrumiyet içerisinde yaşam mücadelesi veriyor.

Filistin Merkezî İstatistik Bürosu’nun verilerine göre, 60 yılda dünyadaki Filistinli nüfusu yedi buçuk kat artarak 2009 yılı sonu itibarıyla 10,9 milyona ulaşmıştır. Bu nüfus 1948’de 1,4 milyondu. Bu nüfusun sadece 4 milyonu Filistin Ulusal Otoritesi’nin idaresindeki Batı Şeria ve Gazze’de, 1,25 milyondan fazlası da işgalci İsrail’in sınırları içinde yaşarken geriye kalan 5,7 milyon Filistinli, başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyanın değişik ülkelerine dağılmış vaziyette vatanlarına serbestçe dönecekleri günü beklemektedir.

Araplar 1948 yılına kadar bölgede çoğunluğu oluştururken, İsrail’in kuruluşu ile birlikte azınlık durumuna düşmüştür. 1948’deki işgalle birlikte toplam 1.300 köy, kasaba ve şehirde yaşayan 1,4 milyon Arap’ın 800.000’i anavatanlarından kovulmuş, yerleşim yerlerinin 531’i tamamen yerle bir edilmiştir. Buna Batı Şeria ve Gazze’ye iltica edenler de eklendiğinde Arapların %85’inin topraklarından çıkarılmış olduğu görülmektedir.

İsrail’e göre yaptıkları Toprakları olmayan bir halkın, halkı olmayan topraklara yerleşmesiydi. Bugün bile sayısı 10 Milyonu aşan Filistinliler İsrail ve dünya gücünü elinde bulunduran ülkeler tarafından görmezden gelinmektedir.

İsrail; Emperyalizmin Ortadoğu’daki mızrak ucu gibi Müslüman coğrafyanın kalbine saplandı. Sayısız masum sivilin, kadınların ve çocukların yersiz yurtsuz kalmasına neden oldu. Nakba Müslüman coğrafyanın direniş hikâyesi, varlık mücadelesidir. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner175

banner176