Mescidler- Camiler; yoksullara, yolda kalmışlara, evsizlere, sokak çocuklarına, hasta yakınlarına, mazlumlara, evlerden kovulanlara, sahipsizlere ve her yaş kesimden insanlara açılsın.

Tapınaklaşmış hüviyetiyle, konulmuş ritüelleriyle  mescidler- camiler Allah'ın- İnsanlığın evi olamaz.

Olsa olsa egemenlerin- hegamonyacıların- zalimlerin düzenlerini tahkim eden yapılar olmaktan öteye geçemezler.

Her yerin bir fonksiyonu vardır.

Camiler ve mescidlerin asli fonksiyonlarını göz önüne aldığımızda bu hakikat inanmış-inandırılmış olduğumuz yanlışları- yalanları ortaya çıkarıverir.

Olmadığında sadece imam kadrosu için iş alanı olan, vakit namazlarını birkaç kişiyle kılan, cuma-bayram-cenaze namazları merkezli kullanıma açılan, diyalog-işbirliği-dayanışma ortamından uzak olan, vahyin nasihat merkezli paylaşılmasını- anlaşılmasını sağlamayan, tarihi camileri turistik pazarlama öğesine dönüştüren, egemenlerin imanına insanları davet eden, bugünlerde iyice ıssızlaşınca çocukları- gençleri camiye çekebilmek için batıda kiliselerin yaptığı gibi promosyonlar dağıtan bir hüviyete bürünüverir.

***

Hilafet müessesi; günümüzde bazı kesimlerin dillendirdiği gibi siyasi ve dini olarak İslam’ın bir emri olarak sunulamaz.

Devlet yönetiminde Hilafet tecrübesinden alınabilecek dersler olabilir.

Ama bütün müslümanları bir Halife merkezinde toplamak ve yönetmek arayışı beyhudedir.

Cumhuriyet devrimlerinden olan Hilafet’in kaldırılması bu anlamda doğru bir tavırdır.

Türkiye için gelecekte Hilafet merkezli iddialar ve yaklaşımlar ile siyasi bir ufuk çizilemez.

Şura esaslı seçimli yönetim modeli esastır.

Tüm dünya müslümanlarını bir kişi -ki bu Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olarak nitelenir-

merkezli inşa edilemez.

Edilmesinin hem teorik hem de pratik bir tarafı yoktur.

Ayetlerdeki halifelik tanımı zihinlerdeki halifeliği işaret etmez.

Daha halen yönetim dediğinde Saltanatçılık ve Hilafetçilik, gelecek denildiğinde Mehdicilik

düşünen müslümanlar var.

Hilafet, stratejik kullanışlılık için kitleler peşinden koşturulacak bir kavram değildir.

Küresel düzeyde Birleşmiş Milletler, bölgesel düzeyde İslam Birliği, Avrupa Birliği veya Avrasya Birliği gibi oluşumlar üzerinden yapılanma gerçekleşmelidir.

***

Müslümanlar, demokratik yönetim sistemine geçmedikçe, sömürülmeye, baskı altında yaşamaya, işgal edilmeye, parçalanmaya ve dağılmaya mahkûmdurlar.

Emperyalistler, bunu çok iyi bildiklerinden müslümanların demokratik yönetim sistemi ile

yönetilmesini engellemeye çalışmaktadır.

Demokratik sistemi uygulamaya çalışan ülkeleri de darbe ve benzeri uygulamalarla demokratik olmayan yönetim sistemleri ile yönetilmesine zorlamaktadır.

Türkiye, İran, Malezya, Pakistan, Endonezya, Tunus gibi ülkeler demokratik yönetim sistemini nisbeten de olsa uygulamaya çalışarak bağımsız olarak kalabilmekte ve güçlenmektedirler.

Oysaki kalan diğer müslümanların yaşadığı ülkeler demokratik olmayan yönetim sistemleri ile yönetildikleri için kriz ve kaos içinde yaşamaya devam etmektedirler.

Demokrasi bir yönetim tekniğidir.

Geçmişte müslümanların tecrübesinde olan; Saltanatçılık tekniğinde olduğu gibi...

Dört halife dönemindeki seçimler demokratik seçimlerdir.

Ondan sonraki dönemlerde saltanatçılık yöntemini kullanmışlardır.

Müslümanlar; tarikatlarda- cemaatlerde babadan oğula- damada geçen yöntemi kullanıyorlar.

Bugün, demokratik yönetim tekniğini Müslümanlar kullanmalı ve geliştirmelidirler.

Bu islami bir sorumluluktur.

***

Kader insanın kendi varlığına anlam katmak için kullandığı anahtar kavramlarından biridir. Söz, davranış, eylem, tasavvur, algı, iyilik, kötülük kavramlarının hayat içindeki konumunu belirlemek için kullanılır.

İnsanlar yaptıkları fiillerde sorumluluk merkezli olarak kendi konumunu kader üzerinden tanımaya çalışır.

Kader tasavvuru, yaşam tasavvurudur.

Yaşamında kader üzerinden kötülüklerimizi- suçlarımızı- davranışlarımızı- işlerimizi tanımlarken çoğu kez iyi-doğru- güzel şeyleri kendine ama kötü- çirkin şeyleri ise Allah’a, topluma, iktidara, çevreye, doğaya, eğitime yüklemeye çalışır.

Sadece insan kader tasavvuru üzerinden istismar etmeye çalışmaz. Özellikle güç odakları, egemenler –siyasi- ekonomik- kader üzerinden kendi hâkimiyetlerini meşrulaştırmak için kullanır.

Hasan el- Basri; Emevi hükümdarlarından Abdulmelik bin Mervan’ın kendisine yazdığı ve Kader konusundaki düşüncelerini ifade etmesini istediği mektup üzerine risale ile cevap verir. Emevi hegamonik güçleri halka, alimlere, sahabelere, muhalefet edenlere karşı kendi konumlarını Allah’ın verdiğini belirterek, konumlarını bunun üzerinden meşrulaştırmaya çalışmışlardır.

Hasan el- Basri ise yaşanılan Allah’ın muradı- iradesi gibi gösterilerek meşrulaştırılamayacağını, insanların- hükümdarların kendi uygulamalarını “Kader böyle gerektiriyor.” denilerek meşrulaştırılamayacağını ortaya koyan risalesini yazar.

Bugün Müslüman halkların kader üzerinden yaşadıkları üzerinde kendi iradesini- sorumluluğunu üzerinden atmasının Allah- İslam üzerinden hiçbir meşru temeli yoktur.

İnsan mı sapar, yoksa Allah mı saptırır?

Yaşadıklarımız yazılan bir kader mi?

Yoksa bizlerin her an irademizle ortaya koyduğumuz davranışlar mı?

Allah’ın izni ile denildiğinde irade nereye konulur?

Allah’ın önceden yazdığı musibetler var mı?

Yoksa insanın kendi elleri ile ortaya koydukları mı?

“Eğer rabbin dileseydi, herkes iman ederdi.” ayeti ne demek istiyor?

Kur’an hayrı Allah’a isnat ederken şerri neye isnat eder?

Âdem yasak fiili işledikten sonra neden “Bu bana yazdığın kaderdir.” demedi de “Ben kendime zulmettim” dedi?

Allah insanları mecbur mu, mesul mü tutmuştur?

Kader anlayışımızın bizleri sorumluluklarımızı ertelemeye, zalimlere düşkün olmaya ve itaat etmeye, kötülüklerde suçu başkalarına yüklemeye, hidayetimizi korumayı üstlenmemeye yol açmaya devam etmektedir.

Yüzyıllar öncesinde de sorun olan bu algı Kur’an’ın anlamı bütünlüğünden kopartılarak, değiştirilerek insanların dalaletine, zayıflığına, köleliğine yol açacak şekilde yorumlanmaya çalışılırken, gerçek bir alim olan Hasan el- Basri bu risale ile zalim hükümdar karşısında hakkı söylemiştir.

Kader riselesini okuyun-okutun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199