Bosna direnişinin en sıkıntılı günleri, 1992-95 yılları… Sırp zulmü ayyuka çıkmış… Kitlesel katliamlar, acımasız bir soykırım gerçekleşiyor…
Bilge Kral Aliya ve askerleri soylu bir direnişi çok zor şartlarda sürdürüyorlar… Hep siviller hedefte… Direnişçilerin moralleri bozuk…
Aliya, karamsarlığa düşen askerlerini şu tarihi cümle ile uyarıyor; bir mü’minin durması gereken yere işaret ederek:
“Hele şükür ki tarihe hükmeden Allah’tır… Bize düşen ise sadece elimizde geleni yapmaktır…”
Evet, yenilgiyi, yılgınlığı, yorgunluğu, ye’si yenmenin tek bir yolu var; o da elimizde geleni yapmak… Sonrasını alemlerin Rabbine bırakmak…
Elimiz devreye girmeden devran değişmiyor… Elimizden geleni yaptığımız vakit, göreceğiz ki elimizden gelmeyeni yapmanın yolu da açılacaktır…
Emellerimizi gerçekleştirecek olan emeklerimizdir…
Aliya’nın bu sözü bana tarihi bir anıyı anımsattı…
Kudüs, haçlıların işgali altında; tıpkı bugün olduğu gibi… Şam diyarında bir marangoz… Ama dertli, duyarlı ve bilinçli…
“Ben Kudüs için ne yapabilirim? Mescid-i Aksa için elimden ne gelir?”
Ve karar verir… “Mescid-i Aksa için en güzelinden bir minber yapabilirim.” der ve sanatını konuşturarak muhteşem bir minber yapıverir…
Meraklıları marangoza sorarlar:
“Kudüs esir, Mescid-i Aksa tutsak, peki bu minberi kim yerine yerleştirecek?”
“Benim elimden gelen bu minberi yapmaktı. İnşallah bir gün gelir, bir yiğit çıkar, bu minberi Mescid-i Aksa’ya yerleştirir…”
İşte mutmain bir mü’minin bitmeyen umudu, daralmayan ufku… İdeallerini diri tutmanın yolu…
Bu minberin hikâyesini duyan bir çocuk, çocuk yüreği ile Rabbine söz verir:
“İnşallah bu minberi ben yerine koyacağım…”
Bu çocuğun ismi Selahaddin-i Eyyubi idi… Minberi Mescid-i Aksa’ya yerleştirinceye kadar yüzü gülmedi… Kırk yıl bu sevda ile kıvrandı…
Evet, Selahaddin ilhamını bir marangozdan almıştı… Marangoz, elinden geleni yapmıştı… Eller kendine düşeni yapınca, ilahî irade zaman ve mekâna müdahale etti… Kudüs özgürlüğüne kavuştu…
Bugün de “Kudüs için elimizden ne gelir?” sorusunun cevabı bizde…
Haremimizde kirli eller geziniyor… Kötülüğü görünce elimizle müdahale etmemiz gerekmiyor mu? Olmadı dilimizle…
Kötüler ellerinden geleni sonuna kadar yapıp dururken, iyilerin üşengeçliklerini, umursamazlıklarını anlamak mümkün mü?
Yıkan eller aktif, yapan eller pasifse problemi nasıl çözeceğiz?
Sadece yas mı tutacağız? Saf tutmayacak mıyız? Elimizi taşın altına sokmayacak mıyız?
Sükût orucunu bozmayacak mıyız? Seyirci sıralarından kalkıp, sefere doğrulmayacak mıyız?
Hacer’ce bir gayretle biz Safa ile Merve arasında bir yürüyüş başlatalım, gerisini getirecek olan Allah’tır…
Yeter ki elimiz temiz, niyetimiz halis olsun…
İşte o zaman göreceğiz…
“Allah’ın (kudret) eli, onların ellerinin üzerindedir…” (Fatır, 10)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155