Brunson'un, Türkiye genelinde misyonerlik görüntüsü altında casusluk ve örgütsel faaliyetler yaptığı, FETÖ ve PKK mensuplarıyla irtibatının olduğu, bunlarla görüşmeler yaptığı, din adamlığını perde gibi kullanarak, ülkenin iç işlerine müdahil olmaya çalıştığı kesin bir gerçek. 

Din adamı kılıfıyla çalışan bir ajandı yani. Elbette bu ilk de değil son da olmayacak. Küreselci şovenistler bunu her zaman yapmıştır. Şimdi de her yerde yapıyorlar ve bundan sonra da yapacaklar. 

Yine Brunson'un görev yeri İzmir'de bir kilise olmasına rağmen, hiç ilgisi olmaması gerekirken, Suruç patlaması, Kobani olayları ve Sur operasyonu zamanlarında, bölgede olduğu teknik olarak ispatlanmıştır. Bunun için tutukluluğu haktı, hakikattı, adaletti.

Fakat küreselciler, kendi adamlarını harcamak istemezler. Çünkü basitçe harcanan, kendisini çaresiz, korumasız ve desteksiz hisseden her ajan, sıkışınca görevi ihmal veya yarıda bırakma gibi hedeften saptıracak şeylere tevessül edebilir. Bu yüzden dünyanın her yerinde görev yapan bu ajanlar, kendilerini destekleyen bu baronlar tarafından, neye mal olursa olsun, tüm imkanlar kullanılarak korunmaya çalışılır. Yoksa bu ajanlık işinin sürekliliği ve devamı olmaz. Bu da bu işin müsebbibleri için ölüm kadar tehlikelidir. 

Bu sebeple Brunson'u terketmediler. Canımızı acıtacak her işe el attılar. Önce ekonomidir, sonra güvenliktir, kumpastır, suikastir, vesairdir. Bu işin sonu yok. Bunlar her işi yaparlar. 

Oysa tüm bunlara binaen ortada inkar edilmez bir gerçek daha var. O da dünyanın her yerinde, menfaatlerin, adalete galebe çaldığı gerçeğidir. Yani adaletin konusu olan bir mesele, milli bir menfaate tehdit oluyorsa, burada o ülkedeki siyasi hegomenyanın adalete müdahalesi kaçınılmaz olur. Bakın bu olması gerekendir demiyorum, bilakis aşılmaz bir realiteden bahsediyorum. Ve bu realite dünyanın en demokratik ve özgürlükçü ülkelerinde de böyledir. 

Bir diğer husus da güç dengesi realitesidir. Yani güçlünün adalete galebe çaldığı gerçeğidir. Emrivakiyle bir ülkenin iç dinamikleri hesaba katılmadan 'bu iş böyle olacak' dayatmasında bulunmaktır. Maalesef bu da, adalet ve hukuk tanımaz küreselci şovenistlerin her zaman yaptığı bir cinayettir. 

O halde konumuza dönersek; 
Her ne kadar salt Brunson kaynaklı olmasa da, kurdan dolayı büyük bir krizin içine düştüğümüz bu günlerde, bu krizin tuzu, biberi ve tetikleyicisi Brunson olmuştur. Tamam üretim yetersizliği, marka ve tasarım eksikliği, beton ekonomisi gibi vesair sebeplerin olduğunu elbette biliyorum. Ama şu bir gerçek ki, Brunson'dan dolayı, özellikle alüminyum ve demir-çeliğe yapılan yüksek gümrük vergisi artışları, bu krizin şiddetini bir kaç kat daha artırmıştır. Belki bu Brunson mevzusu olmasaydı, bu kadar etkileri büyük bir krizin içine girmezdik diye düşünüyorum. 

İşte tam da bu sırada Brunson'un, Amerika'nın bir emrivakisiyle bırakılması Türkiye'ye dikte ettirildi. Hatta Trump, bırakılmaması halinde neler yapacağına dair açık açık tehditler savuruyordu.  

ABD'nin, yargısal süreci beklemeden 'bu iş hemen şimdi olacak' dayatmasının elbette bir sebebi var. O da uluslararası kamuoyuna 'Türkiye'de adaletin konusu olan böylesi işler bu şekilde dönüyor' imajını yerleştirmekti. Oysa dediğimiz gibi en demokratik ve özgürlükçü ülkelerde bile, milli menfaatleri tehdit edecek bu işler böyle dönüyor gerçeği varken, bunu kamufle edecek yargısal bir sürecin olması ise elzemdir. Aksi halde hasımlarınız bunu kullanarak, ülkenin yaptığı her hukuksal işlemin bir meşruiyetinin olmadığı propagandası ile, o ülkenin siyasi iradesinin meşruiyetini yitirmesine sebep olabilirler. 

Bundan dolayı, hükümet bu imajı ortadan kaldırmak adına 'aslında gerçekte serbest bırakacağı bir adamı' yargısal süreç ile bırakması gerektiğini, belki de yapılan müzakerelerde dile getirmiştir. Halbuki ABD'nin öncelikli derdi Brunson'un serbest bırakılması falan değildi. Bununla asıl derdi, ülkenin iç dinamiklerinin güya gayri hukuki olduğunu uluslararası kamuoyuna teşhir etmek, böylece FETÖ ve PKK'yla olan hukuksal ve silahlı mücadelenin meşruiyetini Türkiye nezdinde baltalamaktı. 

Sonuca gelirsek;

1- Brunson, beklendiği gibi serbest bırakıldı. Zaten önemli olan deşifre olmasıydı. Plan ve oyunların deşifre olması, muhtemel tehlikeleri de bertaraf eder. O halde Brunson artık tehdit olmaktan çıkmıştır. 

2- Türkiye, ağır kriz tehdidine rağmen emrivaki bir durumu kabul etmemiş, ABD'nin bu talebiyle FETÖ ve PKK soruşturmalarını uluslararası kamuoyunda itibarsızlaştırma planını boşa çıkartarak, bu işin yargısal bir süreçle neticelendirmesi gerektiğini savunmuş, böylece baskıya boyun eğmemiştir. 

3- Bu talihsiz hadiseler gösterdi ki, şöyle veya böyle Türkiye, küresel baronların onur kırıcı isteklerine boyun eğmeyerek, artık kendi iradesiyle hareket edebileceğini test etmiş oldu. 

Bunun için sosyal medyada 'madem bırakılacaktı neden bu bedel ödetildi' şeklinden kopartılan yaygaraya itibar etmemek gerekiyor. Devlet yönetmek kolay iş olmasa gerek. Ailesini idare etmekte bile zorlananların, gözlerini yeni yeni açmaya çalışan, yüz yıl önce kendisine giydirilen dar gömlek ile hesaplaşmaya giren bir Türkiye'nin, ne menem işlerle baş etmesi gerektiğini idrak etmeye davet ediyorum. 

Velhasıl eskiden olsaydı, değil bir irade ortaya koymak, tüm bunlara gerek bile yoktu zaten. Çünkü koyun olmanın bir bedeli yoktur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.