Hani Yusuf(as), kardeşini yanında alıkoymak için bir oyun oynamıştı ya. Sonra da kardeşinin yükünün içine su kabını koymuştu. 


Derken, bir çağırıcı;
- Hey! Durun bakayım, demişti. Hükümdarın su kabını kaybettik. Onu bulup getirene bir yük zahire var, dediler. 
- Dediler ki: Allah'a yemin olsun ki, biz bu topraklara bozgunculuk yapmak için gelmedik ve hırsız da değiliz. 
- Yusuf'un adamları: Eğer yalancı çıkmanız halinde sizin dininize göre hırsızlığın cezası nedir, dediler. 
- Yusuf'un kardeşleri: Hırsızlığın cezası, tas kimin yükünde çıkarsa, o kişi alıkonulur.
Ve böylece tas Bünyamin'in yükünde çıktı da Bünyamin alıkonulmuştu..! 


Yusuf(as), ilk önce ekonomisini yönettiği, sonrasında ise istediği yerde makam tuttuğu putperest bir devletin kanunlarına yani dinine göre, kardeşini yanında alıkoymasına imkan yoktu. O zamanlar Allah katında geçerli olan şeriat, Hz. Yakub'un şeriatiydi. Ve Allah bu oyunu Yusuf'a öğreterek, bu işte bile alacağı kararın razı olduğu şeriate göre olmasını sağlıyordu. 
Peki bizim buradan çıkarmamız gereken nedir? Neden böyle yapılmıştır? Bunun akide açısından önemi nedir? 
Elbette buradan, hakka ve hakikate getirmek için yapılan kurguların meşru olduğunu görüyoruz. Normalde iftira ve yalan gibi kavramlarla izah edeceğimiz bu haller, gerçekte ise Allah'ın razı olduğu bir hareket metoduymuş.
Lakin ben burada bunlara değinmeyeceğim. Beni ilgilendiren asıl konu; Allah'ın, kralın o dönemde uygulanan kanunlarına "kralın dini" tabiriyle ifade etmesi ve Yusuf(as)'ın da yapacağı işi kralın dinine göre değilde, o zaman hak olan Yakup(as)'ın dinine göre yapmasını istemesidir. Bana göre püf nokta burası. Buradan çıkaracağımız çok önemli dersler var...!
Ortaokul yıllarımda, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi hocamız aynı zamanda İş-Teknik ve Tasarım dersine de giriyordu. Takva sahibi ve içinde "Allah için birşeyler öğretmeliyim" kaygısı taşıyan bir öğretmendi. Gerek ben, gerekse bütün sınıf hatta bütün okul, anne babadan önce namazı ondan öğrenmiştik. Her derste tek tek defalarca bizlere namaz kıldırır, anlatırdı da anlatırdı. Ve  gerekli gördüğünde bunu İş-Teknik ve Tasarım dersinde de yapardı. 
Yine bir gün İş-Teknik ve Tasarım dersinde namazı uygulamalı öğretiyordu. Ona;
- Hocam, normalde müfettiş gelse ve bu derste namaz kıldırdığınızı görse, hakkınızda bir işlem yapmazlar mı, diye sormuştuk. Bize;
- Hayır çocuklar, benim savunmam hazır. Bakın deftere bugünkü konumuz; İletişim. Bizde Allah ile iletişimi öğreniyoruz. Bunun için sakınca yok, demişti. 

O zamanlar bu ifade öyle bir kafama kazınmıştı ki, namazın Allah ile bir iletişim kurma aracı olduğunu öğrenmiştim. Bunu böyle tanımlaması namaz ile ilgili bilinçaltımı inşa etmişti...!
Günümüzde müslümanlar dünyanın her ülkesinde varlar. Bu ülkelerin hemen hemen hepsi ya laik ya da baskıcı ve adil olmayan yönetimlerle yönetiliyor. Haliyle sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal etkinlikler her ülkede de mevcuttur. Şimdi müslümanlar bu ülkelerin kanunlarına/dinlerine rağmen kendi alternatiflerini oluşturacak, akidelerini de ifsat etmeyecek olan bir hareket tarzını yakalayıp, bahsedilen sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal etkinliklerde boy gösterip, bu işlerden inisiyatif alarak insanları hakka ve hakikate götürecek bir yol bulmaları elzemdir. 


Çünkü kendinizi hayattan soyutlayamazsınız. İnsanların ilgi alanlarına hükmedecek perspektifler inşa edemezsek insanlığa verebileceğimiz hiçbir şey yoktur. 
Yusuf(as), ekonomisini üstlendiği bir küfür düzende zamanla refah seviyesini yükseltmiş, adil bir paylaşımı sağlamış, yoksul ve imkanları olmayan kitleleri de bu adil paylaşımdan nasiplerini gözetmiş ve haliyle insanların sevgilerini, muhabbetlerini ve güvenlerini kazanmıştır. Artık günü geldiğinde toplumsal dönüşümü gerçekleştirmek çok kolay hale gelmiştir. 
Bu yüzden müslümanlar, yaşadığı toplumlar ne olursa olsun, hayattan kopmamalı, sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik tüm alanlarda islami bir yol çizecek perspektifler inşa etmeli, gayri islami düzenlerin fırsat vermediği meselelerde meşru alternatiflerin kritiklerini ortaya koymalıdırlar. Bunun altyapısını oluşturacak çalışmalar ortaya konmadan, işimize geldiği gibi meşru olanla gayrımeşruyu ayırt etmeden yapılan çalışmaların bir bereketi ve hayrı olamaz.
"Ne yapalım elimizden birşey gelmiyor, ancak bir yerlere geldikten sonra birşeyler yapabiliriz" düşüncesi olsa olsa helâk düşüncesidir. Açık bir belgedir ki, Fetö'nün hareket tarzı ve karşılaştığı sonuç müslümanlar için bir ibret ve ders olmalıdır. Allah'a rağmen kafanıza göre hareket edemezsiniz. Seyit Kutub'un dediği gibi "aşağılık yöntemlerle şerefli bir zafere gidilmez" tanımlaması bunu en güzel bir şekilde tarif etmiyor mu? 
O halde iktidarı ve yetkiyi elinde bulunduranların önce "ahlakı, güveni ve adaleti" tesis etmeleri gerekir. Bunun için fikirleri ne olursa olsun liyakat ve ehliyet öncelenmeli; adam kayırma, torpil ve particilik devlet kademelerinde ortadan kaldırılmalıdır. 


Düşünsenize bir memlekette herkes hakkını aldığını düşünüyor, adil bir paylaşımın olduğuna inanıyor. Ve bu değerleri inşa edenlerin de müslümanlar olduğunu görüyor. Bu ne demektir biliyor musunuz? Artık toplumsal dönüşümümüz çok yakın olup, işimiz çok kolaydır demektir. 
İddia ettiğimiz hak, hukuk, adalet, adil paylaşım, mazlumu koruma, kendisi için istediğini kardeşi içinde isteyen, bir topluluğa olan kinimizin onlar hakkında adaletsizliğe sevketmemesi gerektiğine dair medeniyetimizin temel taşları olan değerleri ayakta tutmazsak, yeryüzünün varisleri ve düzen koyucuları olamayız. Çünkü düşmalarımız bize çarptıklarında dirilmiyorlarsa ölü olan onlar değil, biziz.
Unutmayın ki; dürüst, adil, ahlaklı, güven dolu bir profilin yapacağı davet, insanları Allah'a çağırıp da çocuğunu torpille bir yere koymanın telaşını yaşayan, ihale almak için el ayak öpüp karakterini beş para etmez bir hale getiren müslümandan kat be kat daha etkili ve sonuçları açısından da daha kalıcıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner184

banner178