Eskiden insanların davranışlarının yanlışlığını anlatmak için hayvanlar hikâye edilirmiş. Mesela bir hükümdarın veya otoritenin yaptığıyanlış ya da halk arasında ahlaksız sayılabilecek bir davranış doğrudan bilgi verilerek anlatılmazmış. Hayvanlar arasında geçmiş gibi kurgulanıp en sonunda doğrunun mesajı verilirmiş.

Tarihin en çok okunan kitaplarından olan “Kelile ve Dimne” deki bu tür hikâyeler miladi 300 yılında yazılmasına rağmen her dönem insan davranışlarının tahlili için bulunmaz bir kaynaktır. Mevlana Celâleddîn-i Rumide bu yöntemle insanlara hakkı ve hakikati göstermeyi tercih edenlerdendir. Bunlar Batı Dünyasında da çeşitli isimler altında basılarak insanlara ulaştırılmıştır.

Bu hikâyelerden birinde hem aç hemde susuz olan bir eşek anlatılır. Bu eşek kendisinden eşit uzaklıkta bir yere konulmuş olan su ve saman balyası arasında bırakılır.Hangisine önce gideceğine bir türlü karar veremez. Sonuçta hem açlıktan hemde susuzluktan ölür.

Bu hikâyeOrtaçağda yaşamış bir Fransız Din adamı olan Buridan’ın bunun üzerine bir felsefe üretmesiyle “Buridan’ın eşeği” diye bilinir. Anlatılmak istenen şu dur ki; İnsaneğer iyi davranışlar arasındakararsız kalır ve harekete geçmezse o iyiliklerin hiç birisine ulaşamadan kaybeder.Kararsızlığıya da üşengeçliği, önemsememezliği kendi sonunu getirir.

Kanaatimce bu günün Müslümanlarının durumunu anlatan bir hikâye bu.

Fikir dünyamızdan tutun günlük yaşantımızda ne yiyip ne içeceğimize kadar pek çok alanda tercih yapacağımız nimetlerin içindeyiz. Teknoloji sayesinde kendimizi karakter ve bilgi anlamında geliştirecek imkânlara sahip iken onun hep olumsuz yönlerini kullanıyor bu nimetleri göz ardı ediyoruz. Telefonumuzun ekranından en fazla bir paragraflık yazıları okumakla yetiniyor gerçek okumalar yapmıyoruz. Böylece her konuyla malumat-u furuş (bilgiçlik taslama) derecesinde haberdar ama gerçek anlamda bilgininaçlığı ile perişan bir haldeyiz. Yeni bilgi üretemiyor üretilenleri amacı dışında kullanarak tüketiyoruz. Az da olsa bildiklerimiz var ama onlarla daamel etmediğimizden manevi bir susuzluk içinde kıvranıyoruz.Buridan’ın eşeği gibi sadece ideali düşünerek zamanımızı geçiriyoruz.

Oysa bir Müslüman olarak böyle bir zamanda; kendimizi ilmi olarak geliştirecek her türlü teknolojik imkânların içindeyiz. Artık kütüphaneler bile dijital ortamlara aktarılmış durumda. İstenilen her kitaba kolayca ulaşabiliyoruz. Eskiden “rıhle” denilen aylarca süren ilim yolculukları yaparmış insanlar. Bu gün istediğiniz hocanın derslerine ulaşabilmek sadece bir internet bağlantısı kadar yakın.

Mümin kişi yaşadığı toplumun karar mekanizmalarında –Allah’ın rızası doğrultusunda çalışmak adına-  yer almalıdır. Batının içimize yerleştirdiği “buralarda görev yapmanın şeytani bir davranış” olduğu fikrinden uzaklaşmalıyız. Aksi halde elindeki güçle nasıl yaşayacağımıza karar veren bir güruhun zulmüne katlanmak zorunda kalmış olacağız.Oysa Kur’an-ı Kerim bize “ne zulmedin nede zulme uğrayın”(Bakara,2/279) diye emir verir.  Bunun için özellikle gençlerimizin kendini bütün gücüyle yetiştirmesi her türlü engeli aşmaya herkesten çok gayret göstermesi gerekiyor. Mazlum, mağdur, perişan İslam dünyası onları bekliyor.

Maddi gücü elinde bulunduran Müslüman kardeşlerimizin de bu imkânları kendi konforlarını artırmak yerine gelecek neslin yetiştirilmesi için harcaması elzemdir.Yoksa oturup “bu gençlerin hali nedir böyle? biz zamanımızda böylemiydik” konulu eleştirisel bakışla ahkâm kesmek hiçbir işe yaramayacaktır.

Peygamberlerin bile bir zanaatla uğraştığından hareketle Müslümanların sanatın yada zanaatın -İslam’ın prensiplerinden taviz vermeden- bir alanında uzmanlaşma zorunluluğu vardır. Bu gün küresel idareciler kendi ideolojilerini yaymak için müziği, sinemayı vs oldukça etkin kullanıyorlar. Son zamanlarda hızla yayılan; şiddet, aciz insanlara, çocuklara ve hayvanlara tacizi önleme yolunda sahih islamı yaymak adına bu alanları kullanmak önemlidir. Aksi halde sorunlara çağın dışından öylece bakakalırız.Zira karşı taraf çoktan bu imkânları kullanarak Müslümanları geri kalmış, ahlaksız, kötü ve bağnaz olarak insanların zihinlerine yerleştirmiş. İşimiz zor ama imkânsız değil.

Her bir Müslüman,mazlumların yanında olma onların haklarını savunmada ve yardım etmede herkesten daha çok aktif rol almalıdır. İdareyi, sistemi, kurumları, kişileri eleştirmek en kolayıdır. Bununyerine herkes kendi gücü ve kabiliyetiyle tek bir doğrunun yayılması için çalışmalıdır. Bu sayede doğrular daha kolay yayılacaktır

Velhasıl Müslüman kararsız ya da pasif kalamaz. İslam’ın emrettiği hakikati yaymak için bir an önce harekete geçmelidir.

Aksi halde ne olur? Peygamberimizin yine bir hayvanın örneğini vererek yaptığı bu uyarının failleri oluruz maazallah.

Ne diyor efendimiz(sas): “Münafık, iki sürü arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidir. Bir o sürüye gider, bir bu sürüye!” (Müslim, Sıfatül münafikîn,17)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199