Baharı yaz uğruna tükettik /aşkı naz uğruna

Ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna.

Derken ömrü tükettik bir hiç uğruna/ Sezai Karakoç

Çay ve kekin içinde olduğu bir aile hikâyesidir bu… Aklını kullanamayan, ibret almayan, görmeyen, işitmeyenlerin anlayamayacağı bir hikâye…

Bitmeyecek gibi geçirdiğimiz ömrümüzün çoğu zaman hiçlerin birbiri ile savaşarak iyice sıradanlaştığı, sanal gündemler, yapay fikirler, sığ ideolojiler karşısında laf üretmeye çalışmaktan kendi gerçekliklerimizi yaşayamadığımız hikâyemiz.

 Hangi gerçeklik mi?

İnsanının tek başına yaşamasının zor olduğu ve fırtınalı bir gecede denize açılmış bir gemi gibi bir o yana bir bu yana savrulurken sığınacağı bir limanının olması gerçekliği mesela…

İnsanın dinleneceği bu liman, -vahyin bize bildirdiği üzere- karşı cinsinden başka bir şey değildir. Allah (C.C),  kadın ve erkeği birbirlerinde dinlensinler huzur bulsunlar birbirlerini mutlu etsinler diye yaratmıştır. Hatta bu yaratılışın aklını kullananlar için hayret verici bir mucize olduğunu ifade eder kerim kitabımız.(Rum,30/ 21)

Tıpkı ibret almak isteyenler için yerlerin ve göklerin yaratılışı ve insanların renk renk, lisan lisan çeşitli olmasının bir mucize oluşu gibi. (Rum, 30/22)

Tıpkı işitmek isteyenlere, gecenin dinlenmek ve gündüzün de çalışmak için yaratıldığının mucizeoluşu gibi(Rum, 30/23)

Tıpkı aklını kullanarak ders almak isteyenler için korku ve ümüt vermek üzere şimşeğin ve yeryüzüne hayat veren suyun yaratılışının mucize oluşu gibi.(Rum,30/ 24)

Hayatlarını; Özgürlük,  toplumsal cinsiyet eşitliği safsatası, bencillik ve sorumsuzluk hiçlikleriyle geçirenler bu mucizeyi göremezler. Hakikat; görmek, duymak ve ibret almak istemeyene zaten kendini göstermeyecektir. O halde bu çabamız niye ki (?)

 Bizde ki “Seni dinlemeyeceklerini bilmene rağmen sen onlara hakikati tebliğ et” (Nahl 16/82) emrini veren Rabbimize karşı bir vazifedir, salih amel gayretidir. Onlar görmüyor diye de biz hakkı ve hakikati ifade etmekten geri duramayız.

Şimdi kulak verin ey özgürlükçüler (!)

Bizim evlerimizde sizin anlayamayacağınız bir huzur ve sükûnet vardır. Nikâhlarımız Hz. Adem ile Havva,  Hz. Muhammed (sas)ile Hz. Hatice, Hz. Ali İle Hz. Fatıma’nın aralarındaki muhabbet, merhamet ve ülfet dilekleriyle kaimdir. Bu yüzdendir ki ilahi bir koruma altındayız. Erkeklerimiz yuvalarımızın üzerindeki çatı (gökyüzü) gibi koruyucudur. Her türlü zararlı şeylerden ailesini korumak için var güçleriyle çalışırlar. Gökyüzü gibi geniş ve cömerttirler. Gündüzün dünyayı aydınlattığı gibi yuvalarımızın enerjileri,  ışık kaynağıdırlar. Ailede her bir ferdimizin kendisinden şimşek gibi çekindiği ama varlığıyla her daim güven veren en saygın bireyidirler.

Kadınlarımız ise üretimin ve süsün sembolü yeryüzü gibidir. Aşık Veysel’in dediği gibi  bir çekirdeğe dört bostan veren, her türlü kusurları gizleyip, güzellikleri ortaya çıkaran toprak ana gibidir. Yuvasını güzelleştirmek için tüm yeteneklerini sergiler. Kocasının ve çocuklarının hayatını kolaylaştırmak için her fırsatı değerlendirir. Onlara muhabbetle, aşkla ve merhametle hizmet eder. Gökten inen her damla su nasıl yeryüzünü güzelleştirirse eşinden gelen her türlü takdirle o da yuvasını tezyin eder. Ailesinin manevi hayat kaynağıdır. Eşinin ve çocuklarının sıkıntılarına derman olarak onları gece gibi dinlendirirler. Güzelliğin, iyi davranışın ve nezaketin sembolüdürler. Bu yüzden de ailenin en çok arananı ve sevilenidirler.

Biz eşler olarak peygamberimizden (sas) aldığımız  “ evlenen kişi dininin yarısını tamamlamış olur” düsturuyla hareket eder dini yaşantımızı ve ahlakımızı güzelleştirmek adına birbirimize destek oluruz. Evlerimizin dünyadaki cennetimiz olduğu bilinciyle hareket eder yuvalarımıza gelecek her türlü tehlikeye istişareyle karşı koyarız. Anlaşamadığımız konularda ise sıkıntı ve haksızlığa yol açmadan, zulme tevessül etmeden, sabır fedakârlık ihsan ve adalet duygusuyla hareket ederiz.

 Çocuklarımızı bir emanet bilinciyle hoş tutar, onların iyi eğitim alması için elimizdeki tüm imkânları kullanırız. Öldükten sonra bize hayır kapısı olarak gördüğümüz evlatlarımızın dünyasını ve ahireti mutlu geçirmek için gerekli olan terbiyeyi ve bilgiyi vermeye çalışır, onlara dilimizde peygamber dualarıyla manevi zırhlar hazırlarız.

          Dedik ya azizim; biz ailemizle yoruluruz çay ve kek dediğin nedir ki?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199