15 Temmuz gecesi güney sınırımızda PYD ve DAEŞ militanları hazır bekliyordu. Erdoğan tatilde olduğu otelde öldürülüp akabinde stratejik kurumlar çok hızlı ele geçirilecek ve yönetime el konulacaktı. Elbette iş bununla bitmeyecekti. Suriye'de ve bunun ötesinde bölgede, Amerikan ve diğer küresel güçlerin tezlerinin uygulanmasına her fırsatta çomak sokan, oyunları bozan ve kendi tezleriyle hareket etmeye çalışan Türkiye'yi bertaraf edip, etkisiz hale getirmek için;

Güney sınırımızda hazır kıta bekletilen PYD ve DAEŞ militanları sınırın bu tarafına geçirilip, danışıklı bir iç çatışma çıkarılacaktı. Ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acil toplanıp, sözde iç savaşı ortadan kaldırıp yalancıktan tekrar istikrarı sağlamak için Türkiye'ye acil müdahale kararı alınacaktı. İncirlik, Güney Kıbrıs, İsrail, Almanya ve diğer üslerden Türkiye'ye bir müddet bombardıman ve ardından göstermelik bir kara harekatı yapılacak, zaten kendilerinden olan darbecilerle en nihayet masaya oturacaklardı.

Bu masada yeniden bir Sevr Antlaşması yapılacaktı. Bu antlaşmaya göre;

Amerika, Kürt koridoru dediği Kuzey Suriye'de kurmak istediği kendisine bağlı bir Kürt devletine, Türkiye'den de büyük bir toprak parçası kopartarak süreci böylece tamamlayacaktı. Belki de Barzani gibi güçsüz birini de ortadan kaldırıp Irak Kürdistan'ını da Pyd/Pkk'ya dahil edeceklerdi.

Ermeni soykırımı iddiaları da bu masada ele alınacaktı. Türkiye'nin doğusundan bir miktar toprak koparılıp, dünya kamuoyuna sözde soykırıma karşılık adaleti sağlamak için Ermenistan'a hediye edilecekti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarih olacaktı.

Rusya tehdidine karşı Boğazların ve İstanbul'un yönetimi kendi kontrollerinde ayrı ve farklı bir yönetime verilecekti.

Ordunun gücü kontrol altına alınıp, sadece iç güvenliğe yönelik fonksiyon icra eden bir hale getirilecekti.

Savunma sanayi projeleri ve altyapısı imha edilecekti.

Ülkenin geleceği olan projelere dur denilecek, böylece üçüncü havalimanı, nükleer santraller, köprüler ve ağır sanayi hamleleri yeniden hayal olacaktı.

Ve başka başka taleplerinde karşılanacağı bu ölüm antlaşmasından sonra, ipleri Amerika'nın elinde olan yeni Türkiye'nin başına getirilmiş Fetö iktidarını, Mısır'ın Sisi'si gibi tanıyıp, kendi menfaatlerini taahhüt eden, bizi boyunduruk altına alacak her anlaşmayı imzalatacaklardı. Ki zaten Mursi'yi darbeyle indirip iktidara gelen Sisi'yle, Amerika'nın bütün isteklerini yerine getiren düzünelerce antlaşma yapmadılar mı? Ve artık sadece Amerika'nın kalesi olan yeni bir Türkiye tarih sahnesine çıkacaktı.

Birilerinin Eşbaşkan Erdoğan'dır diye  diline dolayıp, sürekli papağan gibi tekrar ettiği BOP süreci, böylece gerçekleşecekti. Demekki neymiş BOP'un önündeki en büyük engel Erdoğan'mış. Erdoğan dedikleri gibi BOP'çu olsaydı ve ipleri kendilerinin elinde olan biri olsaydı hiç bunlar başımıza gelir miydi?

Bu işgal girişiminin içinde Nato'nun, CIA'nin, Mossad'ın ve ABD'nin olmadığını söylemek bana göre aklın ve vicdanın iflas ettiği noktadır. 15 Temmuz ihanet kalkışmasının bir film, kurgu, senaryo ve kontrollü bir yapmacık darbe olduğunu söyleyenler, ya akıllarını satmışlardır, ya kiraya vermişlerdir ya da bir ihanet içerisindedirler.

Doğru, neredeyse herkesin bir yakını suçlu veya suçsuz bu menfur işgal girişiminden dolayı tutulmuştur, tutuklanmıştır. Elbette ortada mağduriyetler vardır. Lakin durum ciddidir, tuzak büyüktür. Henüz yılanın başı kesilmemiştir. Sadece gövdesine bir darbe vurulmuştur. Bundan dolayı mağduriyet edebiyatlarına kanıp 15 Temmuz'da yapılanlar unutulmamalı. Sadece yapılanlar değil yapılamayanlar da hesap edilerek durum değerlendirilmelidir.

Evet, mağdur ve masum vardır. Bu noktada bu mağduriyetleri giderecek girişimlerde bulunmak her sorumlu kişinin görevidir. Lakin bunları dile getirirken ihanetin üstü örtülmemeli ve yapılanlar küçük görülmemelidir.

Yapılan soruşturmaların hakkaniyetle yürüdüğünü söylemek imkansız. Bu işin siyasi ayağına kimse karışmış değil. Halbuki işin bam teli burada. Siyasetin içindeki kripto fetö'cüler temizlenmedikçe şeffaf bir toplum olmamız zor. Eğer bu işin siyasi ayağını görmezden gelip üstünü örtersek, çok değil bir müddet sonra bu fitne yeniden bu ülkede yeşerecek bir zemin bulacaktır. Bu sefer tecrübe edilmiş bir ihanetin verdiği riskler hesap edilip, daha profesyonelce ve intikam duygularıyla bir kalkışmanın fitili tekrar ateşlenebilir.

Devlet içinde ve soruşturma makamlarında bu işi sulandırmak isteyenler, mağduriyetleri çoğaltıp bununla mevcut iktidara karşı bir düşmanlık oluşturup, toplumsal bir kaos yaratmaya çalışanlar var. Bununda farkında olarak bir bakış geliştirmemiz gerekiyor.

Kimse kusura bakmasın, içimizde yalnızca zulmedenlere değmeyecek bir fitneden sakınmadık. Fitne içimizde büyürken, fitneye alkış tutup bundan nemalanmak isteyenler, şimdi çıkıp "bu nereden çıktı" diye feryat ediyorlar. Halbuki öncel tehditleri sınıflandırmayı bile bilmeyen bir anlayışla, maruz kaldığı tehdidi, toplumsal bütünlüğümüzün ve geleceğimize kasteden bir tehditten daha büyük bir tehdit olarak görüp, parmağım yandı diye feryat edenler masum olamaz. Tarihsel ve konjoktürel gerçeklikten uzak değerlendirmelerle gündemi haksız algılara boğup, gerçekleri örtmeye çalışanlar tarih önünde suçludur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178