17 Nisan günü Malatyalı 2 önemli devlet ve millet adamının şehit olduğu tarihtir. Evet, Hamido ve Özal’dan bahsediyorum. İkisi de Milletine sevdalı, Vatanına hizmeti ibadet gören; Anadolu’nun bağrından, Malatya’dan çıkan ve dünya durdukça unutulmayacak çok değerli şahsiyetler. 

Bir önceki yazımda detaylı olarak yazdığım Hamido’nun şehit edilişinden 15 yıl sonra bu kez başka bir değerimizi, Özal’ımızı, 8’nci Cumhurbaşkanımızı kopardılar bizden. 7 yıllık Cumhurbaşkanlığı görevinin 3.5 yılındayken görevi başında Hakk’a yürüdü. Nasıl vefat ettiği halen tartışılıyor ama Milletimiz, onun zehirlendiği kanaatindedir. Evet çok önemli bir Millet Adamını daha bu şekilde aldılar aramızdan. Zehirlediler. Menderes’i astılar, Hamido’yu bombayla şehit ettiler, Özal’ı zehirlediler. Bu millet düşmanı alçakların kimi belli, kimi meçhul ise de zihniyetlerini Milletimiz iyi tanıyor. Hepsi de darbeci ve ruhunu batılılara satmış alçaklar. Yani Millet düşmanları. Milletine hizmet eden liderleri hayattan koparıp; bir koltuk uğruna batının, emperyalizmin uşaklığına giren melun bir zihniyet. Vesayet odakları…

İşte Özal da o zihniyetin yaptığı ve 93 darbesi diye nitelenen, üstü örtülü, pek bilinmeyen bir darbeyle aramızdan alındı. Neydi 93 darbesi? Merhum Turgut Özal’ın Jandarma Genel Komutanlığı görevine getirdiği başka önemli bir hemşerimiz olan Orgeneral Eşref Bitlis, Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu ve Özal, aynı yıl kısa aralıklarla öldürüldüler. O dönemin çok etkin 3 önemli ismi. Kürt sorununu çözmek ve bitirmek üzereyken, bu sorunlardan nemalanan emperyalistlerin yerli işbirlikçileriyle kurdukları tuzaklar sonucu yaşamlarını yitirdiler. Milletimiz bu oyunları gördüğü için sonrasındaki oyunları bozmuş, 28 Şubat’ta direnmiş ve 14 Temmuz’da lider Recep Tayyip Erdoğan’a sahip çıkarak diriliş ortaya koymuştur. Ve artık Milletin Adamlarını yedirmeyeceklerini göstermiştir Milletimizin ta kendisi. 

Merhum Özal’ın bu yıl vefatının 25. Yıldönümü. Hamido’nun ise 40. Yıl dönümü. Yarım asra yaklaşan Hamido’nun Şehadetinin yıl dönümü ile çeyrek asırdır aramızdan koparılan Özal’ın Şehadet yıl dönümleri dolayısıyla ebedi aleme göçen tüm Millet Adamlarını ve Şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Mekanları cennet olsun.

Bu vesileyle merhum Özal’ı bir kez daha yad etmek ve onun özelliklerini hatırlamak gayesiyle kısaca nasıl bir kişilik olduğuna ve yaptıklarına değinelim…

8. Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın Türk Siyaseti için en önemli özelliği hiç şüphesiz “değişimci” olmasıydı. Evet merhum Özal, plan, proje ve uygulamalarıyla değişimin parlak yüzüydü.

13 Ekim 1927’de Malatya’da dünyaya geldiğinde, Türkiye savaş yorgunu bir ülkeydi. 1. Dünya Savaşı dokuz, Kurtuluş Savaşı henüz 5 yıl önce bitmişti. Türkiye her alanda zorluklar içindeydi. Annesi Hafize Hanım öğretmen, babası Mehmet Sadık Bey ise Ziraat Bankası mensubuydu. Korkut ve Yusuf Bozkurt ile birlikte üç kardeştiler. Turgut Özal’ın kişiliğine yön verecek harçlar çocukluğunun 6 yılını geçirdiği Söğüt’te atılır. Osmanlı Devleti’ni doğuran, bağrında barındıran ve büyüten yerdir Söğüt. Özal’ın Türkiye’ye ekonomik ve siyasi alanlarda dünyanın büyük devletlerinden birini yapmak için uğraşmasının altında yatan Saiklerden biridir. Özal, ilkokul dördüncü sınıfa kadar kaldığı Söğüt’ün sadece suyu ve gıdalarıyla değil, bunların da ötesinde manevi havası, tarihi ve misyonuyla beslenir adeta. 

43. Hükümet döneminde Başbakanlık Müsteşarlığı ile DPT Müsteşar vekilliği görevlerine getirildi. 24 Ocak Kararları'nın mimarı olarak görev yaptı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, bu politikaları devam ettirmek amacıyla Bülend Ulusu Hükümeti'nde ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcılığı görevine getirildi. Bu göreve getirildikten 22 ay sonra, 14 Temmuz 1982 yılında istifa etti. Turgut Özal Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hem DPT Müsteşarlığı hem de Başbakanlık Müsteşarlığı yapmış tek başbakanı ve cumhurbaşkanıdır.

Bakınız muarızlarının dilinde dahi Özal, ne güzel ifade edilmiş… 2010 yılında ABD Savunma Bakanı Yardımcısı olan ve Eski Türkiye Büyükelçisi Eric Edelman’ın Washington Enstitüsü’nde gerçekleştirilen Sekizinci Turgut Özal Konferansı’ndaki resmî açıklamaları şöyle:

“1980’de ordu Türk siyasetine müdahale ettiğinde Turgut Özal yapmış olduğu önemli kabul edilen ekonomik reformları sayesinde iktidarda kalan tek kabine üyesiydi. Ancak Özal daha büyük bir etki yapmak ve liderliğini askeri bağlarının ötesine götürmek zorunda olduğunu düşündü. 1982’de Anavatan Patisi’ni kurdu ve Cumhurbaşkanı seçildi. İşte o zaman Özal küçük bir grubun temsilcisi olmaktan çıkıp bütün Türk halkının başarılı bir lideri haline geldi. Başlangıçtaki seçim bölgesinin dışına çıkıp gerçek bir ulusal figür oldu. Anavatan Partisi’nin temel hedeflerinden biri ekonomi alanında yeniden yapılandırma yoluna devam etmekti. Özal’ın liderliğindeki parti Türk ekonomisinde baskın olan içe dönük tutumdan vazgeçti. Onun reformları sayesinde Türk ekonomisi rekabetçi dünya pazarlarına açıldı. Ayrıca Türkiye’nin altyapısını geliştirdi ve yaşam standartlarını yükseltti. Onun cesareti sayesinde Türk halkı gittikçe büyüyen ülkesini güvence altına almada yetki sahibi oldu. Türk ekonomisini dünyaya açmak büyük bir başarıydı ancak birçok zorluğun da tohumlarını attı. Büyük açılımlar yolsuzluk gibi büyük olumsuzlukları da beraberinde getirdi. Ne yazık ki hayalinin tam olarak gerçekleştiğini görecek kadar uzun yaşamadı. Ancak Türkiye’nin ulusal değişim sürecinin uluslararası bağlamda olması gereğini anlamış olduğunu söylemenin doğru olacağını düşünüyorum. Uzun vadeli ekonomik istikrarın sadece Batı’yla işbirliği içine girilerek sağlanacağına inandı. Türkiye’nin yönünün bu olduğundan emindi ve yeniden Avrupa Ekonomik Topluluğu üyesi olma yolunu izlemeye başladı.

Onun bakış açısına göre, Türkiye coğrafi konumu sebebiyle Avrupa’da önemli bir ortak olarak görülüyordu. Avrupa’nın Hristiyan bir toplum olması cesaretini kırmıyordu. Özal Avrupa ve Türkiye’yi birbirine bağlayan bağların din değil laiklik üzerine temellendiğine inanıyordu. Ona göre inanç ne olursa olsun kişisel bir meseleydi ve demokratik yönetimi etkilememesi gerekiyordu. Türkiye’yi üye olarak kabul etmek Avrupa Topluluğunu küreselleştirecek, hoşgörü ve barış gibi değerlerini güçlendirecektir. Özal belki de kendi geçmişi nedeniyle kültürel hoşgörünün gücünden emindi. Özal kısmen Kürt kökenliydi. Bunu halka açıklarken büyük bir cesaret göstermekle kalmamış Türk halkına ve ileri görüşlülüğüne sınırsız bir güven sergilemiştir. Özal ayrıca Kürt meselesine askeri olmayan çözümleri deneyecek pragmatizme sahipti. Kürt halkının kültürel açıdan özgür olması gerektiğini savunmuştur. Türkçe dışındaki dilleri yasaklayan kanunları kaldırarak liderliğini karakterize eden açıklık politikasını izlemeye devam etmiştir. Özal kimi zaman tartışmalı sorunları çözmede yaratıcı çözümlere ihtiyaç duyulduğunu düşünmüştür.”

31 Ekim 1989’de Kenan Evren’den boşalan Cumhurbaşkanlığı makamına seçildi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı olarak 9 Kasım 1989’da göreve başladı.

Herkes Özal’ın laik bir ülkenin cumhurbaşkanı olarak cuma namazına gidip gitmeyeceğini merakla bekliyordu. Fakat o her zamanki gibi rahat ve tabulara meydan okuyan tavrıyla Ankara Kocatepe Camii’ne gitti ve cuma namazını kıldı. O gün Kocatepe’de izdiham yaşandı ve halk sevincinden gözyaşlarına boğuldu. 

Yüce Allah, gani gani rahmet eylesin…
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner184

banner178