Demokrasi için; "halkın kendi kendini yönetmesidir" diyorlar. Ve halk bu yönetim işini de doğrudan seçtiği vekiller üzerinden yaparmış.

Doğru, buna kimsenin bişey dediği yok. Elbette bir seçim işi olmalı. Bu noktada hemfikiriz. Lakin asıl mesele, seçilenlerin bu yönetim işini neye göre, kimin adına ve hangi kriterlere göre yapacağıdır.

İslam, yönetimin nasıl idare edilmesi konusunda, içinde "istişareye dayalı bir şuranın" olması gerektiğini vaaz etmiş, lakin bunun hangi sistem ile olması gerektiğini insan aklına bırakmıştır. Elbette insan da, bunu içinde yaşadığı çağa ve ihtiyaca göre her dönem dizayn etmekle mükelleftir.

Buraya kadar sıkıntı yok. Hatta bu seçim işinin adı illede "demokrasi" olacaksa, öyle olsun. Buna itiraz etmeyiz. Nihayetinde batı kökenli bir kavramı kullanamayız diye bir kaide yok. Bu böyledir. Velakin asıl meseleye gelince deriz ki:

İslam, nihai hedef olarak insanın kurtuluşunu öngörür. Lakin bunu hedeflerken geçici yeryüzünün iktidarıyla ilgili hedefleri de vardır. Bu da "yeryüzünde din yalnızca Allah'ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin" ayetinde kendini gösteriyor.

Din ise; hakimiyet ve egemenlik ile bu hakimiyetin karşısında boyun eğip, itaat etmektir. Ayrıca bu hakimiyetin etkisi altında kurulan fikri ve ameli düzene bağlılık ve itaat sonucu elde edilen mükafat ya da, isyan ve karşı çıkmanın neticesi olarak yüce egemenlik tarafından verilen cezadır.

Yani demem o ki, yok öyle kafamıza göre bir din. Din bir hayat nizamıysa, bu hayat nizamını kuran ilah, sadece Allah'tır. Hani Yusuf Süresinde, Yusuf(as)'ın kardeşini yanına alıkoymak istemesi ile ilgili olarak, "hâlbuki kralın dinine göre Yusuf'un kardeşini yanında tutma imkanı yoktu"(12:76) deniliyordu ya. İşte buradan anlıyoruz ki "din" demek yürürlükte bulunan ve itaat edilmesi istenen kanun ve nizam oluyor.

Eğer dinin yalnızca muamelat ile ilgili hususlarını alıp, tabi olunacak yasak ve emirlerini görmezden gelirsek, bu Allah'ın değil, tam da Firavun'un savunduğu bir din anlayışıdır.

Doğru ya, Firavun da "göktekine karışmam, O'na elbette tapalım" diyordu. Lakin sözkonusu yere gelince, "işte burada durun" diyordu. Bu ülke benimdir ve tabi olunacak yasaları, emirleri ben söylerim diyordu. Yani gökte Allah'ın, yerde ise benim sözlerim geçerlidir, diyordu.

İslam ise, göklerin hükümdarı ile yerin hükümdarı yalnızca Allah'tır, diyor. Yani yerdeki yönetici hangi sistemle gelirse gelsin, benim size bildirdiğim hususlara göre yönetim işini yapacak, diyor.

Bundan dolayı, sözkonusu mevcut demokrasi tanımının ayrılmaz bir parçası olan, "kendi ellerimizle yazar, çizer, tabi olur, sonrada canımız ne zaman isterse yırtar, atar, değiştirir, yine yazarız" diye bir şey, küfrün tanımından başka bir şey değildir. İşte "demokrasi dini" dediğimiz helvadan putun tanımı böyledir.

Kitapta ve sünnette bizatihi bahse konu olmamış dünyevi meselelere gelince, bunu da dinin bize verdiği "adalet, hikmet ve usul" kaidelerince, elbette kendimiz düzenleyebiliriz. Örneğin trafik kuralları ile bir şehrin imar planı gibi dünyalık işleri ilgilendiren işlerde aklın ve bilimin öngördüğü mevzuları, mevzuat haline getirebiliriz.

Şimdi burada "o halde küfür bir düzende müslümanlar yönetime talip olamaz mı" gibi bir soru sorulursa deriz ki:

Tarihte ve Kur'an'da, bu sorunun cevaplandığı bir çok bilgi, kıssa ve mesele vardır. Hz.Yusuf(as), küfür bir düzende "iktisat ile ilgili meseleleri bana verin" demiş ve kendisine görev verilmesine rağmen, zina kurumlarından tutunda faiz kurumlarına kadar her türlü kurumsal varlık, O'nun, hakimiyeti tam olarak ele geçirişine kadar varlığını devam ettirmiştir. Yine Firavun'un yanında imanını gizleyen üst düzey bir yöneticinin var oluşuna Allah'ın itiraz etmemesi, Necaşi'nin iman etmesine rağmen, kendi ülkesinde şeriati hiçbir zaman uygulayamamış olması, Moğol istilasında ele geçirilmiş müslüman diyarlarda, mevcut müslüman hakimlerin çoğu zaman şeriata göre değilde, zalim Moğol yöneticilerinin isteklerine göre müslüman tebaayı yönetmek zorunda oluşu gibi, istenilse çok geniş bir şekilde izah edebileceğimiz misaller çoktur.

O halde bir kısım müslüman ve diğer zevatların pofpofladığı demokrasinin, seçimler dışındaki bu yüzü, bir dinden başka birşey değildir. Öyle herkesin özgürce hareket ettiği, kafasına eseni yaparım dediği bir İslam yok. Kusura bakmayın. Gerçek manada İslam'ın hakim olduğu bir yerde kimse alkollü içecek satamaz, zina dediğimiz cürümü alenen işleyemez, kumar oynayamaz, harama davet eden işlerde bulunamaz. Böyle bir özgürlük anlayışı bu dinde yok. İslami hakimiyet kabul edildikten sonra herkes kendi dinini yaşayabilir. İslam buna garantördür. Lakin yine de müslüman olmayanlar içki satıp, zina yapamaz. Faizle işletilen müesseseler kuramaz. Toplumun genel ahlakı müslüm ya da gayrimüslüm olsun, şeri kurallara göre işler.

Adalet ise, her türlü özgürlüğün sağlanması demek değildir. Gerçek adalet, adaleti bile yaratan el-adil'in sözlerinden başka birşey değildir. Yani O'nun sözlerine göre hareket etmek adaletin ta kendisidir. Allah, benim devletime, hayat tarzıma karışamaz demek olan laik kafalıların bahsettiği "adalet" kavramıyla, bizim bahsettiğimiz "adalet" kavramı arasındaki fark böyledir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178