Jan Jack Russo'nun:

"Hey Tanrı! Artık bizde senin gibi kanun yapabiliriz, buna demokrasi diyoruz.

Hey Tanrı! Artık seni işlerimize ve devletimize karıştırmayacağız" dediğini söylerler.

Doğru ya, Allah'ın dünyalık işlerimize karışmadığı, hatta daha ötesi (haşa) karışamadığı bir düzenin adı, ister diktatoryal rejimler olsun, isterse de çoğulcu dediğimiz demokrasiler olsun, bizim nazarımızda batıldır ve aynı zamanda küfürdür.

Çünkü uluhiyetin temel esası egemenliktir.

Bu egemenlik ister kainat nizamı üzerinde olsun, isterse dünya hayatında insanların hükümlerine tabi olacağı makamlar manasında düşünülsün farketmez.

Tarih boyunca göklerin hükümran ilahı olan Allah'a(c.c) hiç kimse itiraz etmemiştir.

Buna eskinin Firavun ve Nemrutları ile yeninin sözde özgürlükçü demokratları da dahildir.

Fakat sözkonusu yerlerin hükümran ilahına geldi mi hepsi birden ilah kesilmişlerdir.

İşte yeryüzünde bunca kan, gözyaşı, zulüm ve adaletsizliğin tek sebebi yeryüzünün hükümran ilahlarının birbirleriyle olan hakimiyet savaşları ile kendilerine tabi olan tebaalarına gerçek bir adalet ve huzur ortamı sağlayamamalarından dolayı, insanların bu sahte ilahlara ve çarpık düzenlere isyan etmesindendir.

Ne yazık ki, gerçek bir adaleti ortaya koyacak ve itaat edilecek meşru bir makam tesis etme peşinde olanlar da, aslında bir put kırıp yerine başka bir put dikmeye çalışanlardan başkaca bir şey yapmıyorlar.

Bu temel hakikate binaen, yeryüzünde ikame eden tüm müslümanların yönetim açısından kendi yerel gerçekliklerini de gözeten farklı fıkıhlara tabi olması kaçınılmaz bir hakikattir. Çünkü gerçek manada yeryüzünde ilahi adaleti temsil eden meşru bir düzen şu an itibariyle yoktur.

Aciliyetlerin tedariği yapılmadan da bir kural ortaya koymaya çalışmak, sadece ve sadece kölelik sistemini inşa etmekle iktifa etmektir.

Velevki bunun adı şeriat dahi olsa bu böyledir.

Çünkü ortada bir gönüllülük unsuru yoktur. Yapılan sadece 'korku imparatorluğunun' hegomenyasının insana hükmetmesinden başka bir şey değildir.

Binaenaleyh laik, demokratik, liberal, sosyalist, diktatöryal veya sözde şeri bir anlayışla yönetilen devletlerin tebaası olarak yaşamak zorunda kalan müslümanlar, ulundukları pozisyonlara binaen kendi gerçeklerini de gözeterek, neleri önceleyip neleri de tehir etmeleri gerektiğine dair ilmin halini ortaya koymaları gerekmektedirler.

Bu hususiyetle, gayri islami düzenlerin tebaası olarak yaşayan müslümanlar, hem kendi özellerini hem de ümmetin genelini ilgilendiren bir maslahatı ortaya koyacak yol ve yöntemleri iyi tespit etmeleri gerekmektedir.

Aksi halde soruların cevap bulmadığı bir kaos ortamında, bundan nemalanmak isteyecek bir çok unsur kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Son dönemlerde müslümanlar arasında moda olan "devletin dini adalettir" diye bir söz giderek yaygınlaşmaktadır. Kavram güzel ama bunun hangi içeriklere sahip olduğu noktasında ortaya konulmuş müspet bir yorum yok.

Herhalde herkes adaletten, kendi beklentileriyle ilgili bir kanaati dile getirmek istiyor.

Oysaki "adalet" ismi Allah'ın isimlerinden bir isimdir ki, "O'na göre, O'nun tanımlamasına göre" bir anlamının olması gerekiyor.

Çünkü mahlukatı yaratanın, onun nasıl bir adalete ihtiyacının olduğunun çerçevesini de ortaya koyduğunu, imanla mükellef olduğumuz en önemli hakikatlerdendir.

Belki de yeryüzünde gerçek bir adaleti tesis etme yolunda geçiş dönemi olarak tanımlayabileceğimiz bu sloganik argümanın, gerçekte bir nihayet olmadığını, algılarımıza hükmetmeye çalışan böylesi sloganların içeriğini tanımlamadan, kendimize hedef belirlemenin doğru bir kıstas olmadığını düşünüyorum.

Evet illaki adalet ama neye göre, kime göre, hangi kıstaslara göre bunun içeriğini dolduracağız.

Allah'ı devre dışı bırakan seküler anlayışların adalet tanımlamalarını mı, yoksa "Allah'tan başka ilah yoktur" diyen ve Allah'ı herşeye müdahil bir hakem olarak kabul eden bir tanımlamayla mı bu sözü savunacağız.

Delilin ve ölçünün sadece maddi güce dayandığı bir zaman diliminde, zihin kodlarımızın temellerine yönelik böylesi söz ve eylemler, ölçülüp tartılmadan, içeriği tanımlanmadan komin anlayışlarla savunulması, bizleri daha da derin ayrılıklara ve savrulmalara itecektir.

Rüzgarın esiş yönüne göre rota değiştirenler değil, kendi hakikatlerimizi Allah'ın sınırlarını da gözeterek, çağın ihtiyaç ve beklentilerini karşılayacak bir formatta, öze aykırılık teşkil etmeyen fıkhi bir güncellemeyi de beraberinde oluşturarak yol almamız gerekmektedir.

Yoksa kendi önümüzü tıkayıp, çıkmazlara çıkan bir ümmet olarak beşeri doktrinler önünde ezilip büzülmenin bir anlamı yok.

Bu din boynumuza zincirler, bedenlerimize prangalar vurmak için inmedi. Bilakis Allahu Teala bizim yükümüzü hafiflettiğini, bizi bağlayan zincirleri söküp attığını söylüyor. O halde nedir bu köşeye sıkışmışlığın, çaresiz kalmışlığımızın verdiği acı ızdırap.

Bu dinde yeise yer yoktur. Hala insanlığın içinde varsa bir hayır o da yine bu ümmetin içindedir. İnsanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaracak birileri varsa, Allah'ın izniyle yine bu ümmetin içinden çıkacaktır.

Yeter ki potansiyelimizin, dinimizin mükemmelliğinin farkında ve bilincinde olalım. İnsanlık alemine sunacağımız pek çok şeyin olduğunu unutmadan, azimli ve samimi işler ortaya koyalım. Elimizden gelenleri ortaya koyarsak, elimizden gelmeyenlerin hesabının Allah'a ait olduğunu bilip, gerisinin kendiliğinden gelip bizi bulacağını anlamamız gerekiyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199