… “Ve Âdem’e Allah eşyanın isimlerini öğretti” diye başlar insanın dil serüveni. Hz. Âdem’e öğretilen eşyaya isim koyma yeteneğidir aslında. Dil; insanı diğer canlılardan ayıran en önemli vasıflardan biridir.  Onunla iletişim kurar, düşüncelerimizi doğru bir şekilde anlatmaya çalışırız. Konuşurken kurduğumuz cümlelerdeki her kelime bir kavramdır ve her kavramda bir manayı ihtiva eder. Sözlerimizi boş laf ve sohbetten ayıran ve anlamlı kılanda bu kavramların doğru kullanılmasıdır.
Birey olarak bizi diğer insanlardan ayırıcı bir özelliğimizde yine dildir. Çünkü dil milletlere, toplumlara yörelere göre de değişir. Konuşmada kullandığımız kelimeler,  şive, üslup, bizim hangi topluma ait olduğumuzu ve hatta dünya görüşümüzü yansıtır. Nitekim ayeti kerimede “onları konuşmalarından tanırsın” (Muhammed, 30) buyurur Rabbimiz. Belki de çoğu zaman gözden kaçırdığımız çok önemli bir noktadır bu. Kendi milletimize ait olmayan kelimeler kavramlar kullanarak kendimize yabancılaşıyoruz. Oysa müminlerin her şey de olduğu gibi dillerinde de kendilerine özgü halleri vardır.Son zamanlarda Müslümanların batıdan aldıkları pek çok kavramı dilimizde sıkça kullanıldığına şahit oluyoruz. Hakka inanmayan batının, eski yunandan devşirdiği kelimelerini kullanılarak İslam’ın anlatılmaya çalışılması da ayrı bir çelişki. Mesela  “etik” kelimesi girdi hayatımıza. Bizim bildiğimiz “ahlak” yerine kullanılıyor. Yunanca “ethos” kelimesinden gelir. “Bir halkın karakteri alışkanlıkları” demektir. Oysa “ahlak” hulk kökünden gelir ki yaradan yani “halık” olan rabbimizin yarattığı insanın mayası fıtratı ve özü demektir. Dolayısıyla “İslam’da etik” veya “bu yapılanlar etik değil” dediğimizde İslam’ın hedeflediği gibi bir kul değil, batının kültürünü yayan biri gibi konuşmuş oluyoruz. Belkide bu yüzden hedeflediğimiz ahlaka erişemiyoruz.

Günümüzde dini hassasiyet gösterenlere toplum içinde ayırt edici bir vasıf olarak  “dindar” veya “muhafazakâr” isimleri takıldı.Bu kelimelerin her ikisi de dini yaşantısında tutuculuk göstermek manasına geliyor ve sadece Müslümanlara değil her türlü inanç sahibi için kullanılıyor. Oysa bizim “ mümin, müslim” gibi kaynağını vahiyden alan kelimelerimiz var. Bu iki kelimedekalbiyle, diliyle davranışlarıyla Allaha teslim olan, Allaha itaat eden ve bu teslimiyet içerisinde güven kurtuluş ve huzuru arama ve doğru yolu bulup selamete ulaşan kişi anlamı vardır. Yine bir kişi vahyin ve zamanın her türlü bilgisine sahip olmuş ve bu bilgisini Allah yolunda kullanıyorsa “âlim” dirve Hz. Peygamberin dilinde peygamberlerin varisidir;ibadete düşkünse “âbid”;  dünya malından yüz çevirmişse de “zâhit” ; aklını doğru kullanmışsa “aklı selim”; bilgisiyle Allah’ın rızasını kazanmış ve kemale ermişse “ârif” ; kalbi devamlı Allah-u Tealayla birlikteyse ve uyanıksa “âgâh”; doğruluğuyla ün salmışsa “sâdık”; toplum içinde kibar, nazik, görgülü ise “medenî”; güzel niyetli ihlas sahibi biri ise “muhlis”; devamlı iyilik yapan biriyse “muhsin”; doğru yolu gösteren rehber bir zat ise “mürşid”; şefkatli, merhametli ise “müşfik”; takva sahibi ise ve Allahtan korkup, haramlardan sakınıyorsa “muttaki”; islamın çizdiği sınırlara riayet ederek örtünüyorsa “mesture”; dost ve arkadaşlığıyla ün yapmışsa “refik”, işlerinde maharet sahibi, aklını fikrini iyi kullanarak danışarak iş yapıyorsa “meşveret sahibi” diye isimlendirilir. Bunlar İslami kavramlardan olup kullanmadığımız sadece birkaç kelime.

Birde İslami olmadığı halde İslam’danmış gibi kabul edilen oysa onun ilkelerine zıt ve kullanmamamız gereken bazı kavramlar var. Demokrasi, özgürlük, hümanizm, insan hakları, barış vb. Bunlar batının kendi hâkimiyetini yerleştirmek için uydurdukları inanç putlarıdır ve temelinde insan nefsinin istekleri vardır. Acıktıklarında da bu putlarını yemekten kaçınmazlar. İslam dünyası bu kavramları duyduğundan beri zulüm, adaletsizlik, gözyaşı ve kandan kurtulamadı. Hatırlayın Amerika Irak’ı özgürleştirmek için savaş açmıştı, “Suriye’ye demokrasi getireceğim” dediği günden bu güne milyonlarca Suriyeli hayatlarını feci bir şekilde kaybettiler. İnsan hakları diye diye yeri göğü inleten batı Müslümanların kıyımına seyirci kalmakta dahası geri planda bu kıyıma destek vermektedir.

Müslümanların mazlum olarak yaşadığı bu çağda İslam’ınhâkimolması adına yapmamız gereken en önemli vazifelerden biride İslam’ı kendi kavramları ile anlamaya çalışmak ve kendi kavramlarını kullanmaya azmetmek. Beşeri ideolojilerin pençesinde kıvranan insanlığa kurtuluş reçetesi olarak sunacağımız İslam’ı doğru bir şekilde yaşamanın ve anlatmanın başka çaresi yoktur. Umulur ki bu sayede Rabbimiz gönlümüze imanı yerleştirir.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.