Kur'an'ın- İşaretin gösterdiği, işaret ettiği, ilettiği ile değil sürekli Kur'an'ın- İşaretin kendisi ile ilgilenenlerin durumu...
İşaretin- Kur'an'ın gösterdiği, ilettiği yere gitmek ve yöne yönelmek yerine, oturup Kur'an'ın işaretin şekli, dili, şemaili, güzelliği, ihtişamı, gücü, nelerden oluştuğu üzerine sürekli konuşmak, yazmak, tartışmak, anlatmak...
Günümüzde Türkiye'de yaşayan müslümanların Kur'an ile ilişkisindeki temel krizlerden biri budur.

***

Özel tv ilk çıktığında müslüman- laik kutupları üzerinde tartışmalar olurdu. Şimdi müslüman- müslüman tartışmaları yapılıyor. Tv'ler ve internet bilgiyi sınıfsal kimliğinden çıkardı.
Toplumun her kesimine bilginin her unsurunu tartışmaya açtı.
Müslümanlar arası görüş farklılıkları derinleşerek devam edecektir. Bu tartışmaların insanlığın- müslümanların varlığın anlamı- pratiği noktasındaki arayışlarına ne derece cevap verdiği üzerinde düşünülmelidir. Hocalar; ekonomi, ticaret, kültür, şehirleşme, tıp, mimari, mabed, teknoloji, tarım, hayvancılık, eğitim, internet konuşsunlar.
Yalnız bu akıllar ile konuşulan İslam'ın insanlığın umudu olması beklenemez. İnsanlığın varlık sancısının karşılığı bu değildir.
Yazık! Müslümanların düşünce ve inanç sefaletini ortaya koyuyorlar.

***

Tanrılaşanlar bilgiyi insanlığın refahına, kurtuluşuna, hidayetine, mutluluğuna yönelik bir delil, işaret, iz, belge olarak ortaya koymaktan kaçındılar. Sahip oldukları bilgi, zulmün meşrulaştırıcısı, egemenliğin kılıcı, sermayedarların yalanlarını yutturmak için tuttukları paralı tetikçi aydınlarının- âlimlerinin- bilginlerinin aracı oldu.
Ancak hal hiçbir zaman sabit değildir. Örneklik, mücadele, eğitim, yenilenme, arınma ile toplum- insan- devlet dönüşür- dönüşecektir. Bu dönüşüm tevhid- şirk arasında gidip gelecektir.

***

Hidayet mi? Savaş mı?

Kâfirlerle, zalimlerle, müşriklerle, hristiyanlarla, münafıklarla, yahudilerle, tağutlarla her zaman ilk önceliğimiz bunların hidayete erişmeleridir.

Oysaki şu anda müslümanım diyenler ilk önce akıllarına fiili silahlı savaşı getiriyorlar.

Müslümanlar, öncelikle tüm insanların hidayete erişmeleri için mücadele etmelidirler.

***

Felsefe ve İman

Felsefe; insani aklın-varlığın anlam arayışıdır. Bu arayışı tevhid üzere inşa edebilirse hakikate ulaşabilecektir. Hz. Muhammed(s.a.v) her insan gibi imtihandan geçti. Bu imtihanın büyüğünü aklıyla verdi. Yaşadıklarına ve yaşananlara anlam yükleyip, bunu tevhide hasrederek büyük bir mücadele verdi. Bu meyanda Filozof Hz. Muhammed'i tanımalıyız. Hz. Muhammed çağının en büyük felsefecisiydi. Hz. Muhammed(s.a.v) var oluşunun metafizik boyutunu her daim anlamaya çalışmış, yaşadığı zamanda Hakikat'e denk düşmeyen unsurlardan uzaklaşmış, vahiy ile felsefe'yi bütünleştirmiştir.

Felsefe; hikmet bilgisi, Filozof; hikmet'i seven, hükmeden ve yaşayandır.

Müslümanlar; felsefi birikimi ve aklı yok saymaya devam ederek, Vahye ve Sünnete aykırı hareket etmektedirler. Felsefesi olmayan bir iman, kurtuluşa götüremez.

***

Tavırlarımız:

Hem şu, hem bu! Hem bu, hem bu! Hem şu, hem şu!
Ne şu, ne bu! Ne şu, ne şu! Ne bu, ne bu!
Ya bu, ya şu! Ya bu, ya bu! Ya şu, ya şu!

***

Hz. Muhammed kendisine ilk vahyin indiği 40 yaşına kadar müslüman mıydı? Peygamber genel algıda olduğu gibi salt olarak elinde hiçbir zaman olaylar üzerinde iradesi olmamış, hiçbir şeyle imtihan edilmemiş, Allah tarafından özel koruma ile hazırlanmış ve verilecek görevi bekleyen insandır. Her insan gibi doğmuş, çocukluğunu yaşamış, toplum ve sistem ile yüzleşmiş, ticaret ile geçinmiş, evlenmiş, yaşadığı zamanın putperest karakteri ile ilgisini kesmiş, cahiliye içinde hakikati aramış ve tevhidi gerçekliği aramıştır. Peygamberlikten önceki 40 yıl bir insanın fıtratın, aklın, kalbin, vicdanın, tarihin, tecrübenin ve sebepler rehberliğinde hidayete- hakikate ulaşabildiğini gösterir. Müslümanların aktif veya hâkim olmadığı yerlerde, insanın her daim hakikat ve hidayete ulaşması mümkündür.

***

İnsanları değerlendirirken, İman ve Emek ölçüsü esas alınmalıdır. Allah'a İman etmiştir ama Emek vermiyor. Allah'a İman etmiştir ve bunun Emeğini veriyor. Allah'a İman etmiyor ama Emek veriyor. Allah'a İman etmiyor ve Emek de vermiyor.

***

Habil: Hayvancılık- Çoban- Taşra- Çöl- Kenar- Köy- Dağ- Bozkır- Doğal

Kabil: Tarım- İşçi- Patron- Merkez- Şehir- Getto- Metropol- Endüstri

***

Ey Müslümanlar! Safları sıklaştırın! Safları kaynaştırın! Safların arasına insi ve cinni fitnenin girmesine izin vermeyin! Saflardaki boşlukları doldurun! Saflarda gevşeklik gösterenleri uyarın! Saflarınızı namazda, ticarette, mescidte ve Kabe'de gözden geçirin. Safları bozmakta ısrar edenleri aranızdan çıkarın! Saflarınızı tevhid, adalet, özgürlük ve emek için oluşturun! Saf saf cihada çıkın! Saflarınızı- safınızı belli edin! Saflarımız Allah için olsun!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199