İbadetlerden hedeflenen ilk gaye, rububiyyetin ubûdiyyet üzerinde hakkı olduğunu yani Rabb’in kulları üzerinde kendisine ibadet edilme hakkı olduğunu hatırlatmaktır. Bundan dolayı İslamî meselelerimizi özellikle İslamî Şeâir (namaz, oruç vs...) ile alâkalı sorunlarımızı şekil ve teferruata önem veren kuru mezhebi kitaplardan öğrenme yerine, ibadetlerin şekil ve suretlerini belirtmekle birlikte onların mana ve hikmetini, esrar dolu yönleriyle ahiretin azığı olduğunu beyan eden hadis kitaplarından öğrenmeliyiz. İbadette aranan huşu ve hikmeti, kalbi itminanı, rûhi yüceliği yansıtan, kalbe yumuşaklık, ruha gıda sağlayan ve nefsi tezkiye eden fıkıh kitaplarından fıkhı öğrenmeliyiz.. Bu özellikte olan bazı fıkhı eserler: Neylül-Evtar, Fıkhüssünne, Sübülüsselam, Tevdih-ul-Ahkâm, Er-Ravdat-ün-Nediyye ihya ulumuddin vs.

      Fıkhın, içerik yönünden erozyona uğrayan kavramlardan biri olduğunu, onun mana ve muhtevasını, işleyiş alanını belirtmeye çalıştık. Yine fıkıh kavramıyla ilintili olarak birçok insanlar tarafından algılana gelen bir yanlış da: İnsan idrakinin mahsûlü, Vahyden mülhem anlayıştan ibaret olan fıkha vahyin kaide ve hükümleri anlamına gelen "Şeriat" ismini vermiş olmalarıdır. Oysaki İslam şeriatı ile İslam fıkhı ayrı ayrı şeylerdir. Kaynakları itibariyle farklı olduğu gibi, hüccet ve bağlayıcılığı acısından da birbirinden farklıdır.

       İslam şeriatı, doğrudan doğruya Allah yapısıdır. Kaynağı Kur'an ve Sünnettir.  İşte ayet meali:"Sonra iş hususunda seni bir şeriat üzerinde kıldık. Ona uy, bilmeyenlerin hevalarına uyma!" . İlahi beyyine gereğince. İslam şeriatının bizzat Allah taralından vazedilen bir hayat sistemi olduğunu peygambere(s.a.v.) ve Onun şahsında bütün insanlığa uyulması emredilen bir nizam olduğu, ondan mülhem olmayan beşeri sistem ve düzenlerin heva ve hevesten ibaret olduğu açıkça anlaşılmakladır. Allah'a giden tek yol (şeriat), bu yoldur. Ona ters düşen, ondan mülhem olmayan yollar Allah'a götürmez, sapıklığa, dalalete götürür.

"Kuşkusuz bu, benim dosdoğru yolumdur, ona uyunuz. Başka yollar (beşeri sistem ve ideolojilere) uymayınız, zira onlar sizi Allah'ın yolundan ayırır."

"Hakk'dan sonra sapıklıktan başka ne var ki?...’’ . Yüce Allah'ın hükümleri anlamına gelen İslam şeriatı, insanlığın tek nizamı, hata kabul etmeyen yegâne İslam'ın hayat yoludur. Onun dışındaki tüm beşeri ideolojiler, doktrinler ve izimler cahilliktir, cahiliyye ürünüdür. 

"Onlar Cahiliyye hükümlerini mi istiyorlar? İnanan bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm koyan kimdir?" 

Görüldüğü gibi; İslam Şeriatı kanunları; fıtrat kanunları, tabiat kanunları, fizik-kimya kanunları gibi Allah (c.c.) kaynaklıdır. Şeriat kanunlarını kabullenmemek, onları reddetmek; ateşin yakıcılığını, suyun akıcılığını, insanların yeme-içme, kızma ve sevinme gibi fıtrat kanunlarını; atomun enerji saçan, toprağın hayat fışkıran kanunundan, güneş sistemi ve evrende olup biten tüm hadiseleri düzenleyen kevnî (tabiat) kanunlarına kadar ilahi düzeni benimsememek, ona karşı çıkmak kadar akıl dışı bir davranış ve gülünç bir durumdur.

      İslamfıkhına gelince, O ilahî şeriatın ürünüdür, ondan mülhem ve onun mahsûlüdür. Fakat onun kendisi değildir. Çünkü fıkh, İslam âlimleri-nin,anlayışlarına  tefsir ve yorumlarına göre şeriata bir şekil vermektir. Hem de Seyyid Kutup(R) dediği gibi, muamelata taalluk eden fıkıh, sadece muayyen bir zamanı, özel ihtiyaçları nazar-ı itibare alarak, içinde yaşadıkları zamanın durumlarını, birey ve toplumsal hayatın gaye ve hedeflerini dikkate alarak, eşya ve hadiselerin ön gördüğü maslahatlar doğrultusunda verilen bir sekil ve yapılan bir tefsirdir.

      Şeair-i İslam dediğimiz namaz, oruç, hac... gibi ibadetlere mahsus olan fıkıh daha sabit ve değişmezdir, fakat sosyal hayatın içinden gelen muamelat gibi medenî ilişkilere ait fıkha gelince o her zaman değişir ve tekamül etler. Zira sosyal hayatın ilişkileribir şekil üzere kalıplaşmadan daima değişen, yenilenen beşerî ihtiyaçlarla alakadardır ve daima bu ihtiyaçların tesiri altında kalır. Durmak bilmeyen zaman beraberinde insanî ilişkilerin değişmesine, hiç hesapta olmayan yeni sorunların ortaya çıkmasına, olayların dünkü normal ve tabii vasfını bugün yitirip anormal bir vasıf kazanmasına neden olması, içtimai hayatın ilahî bir sünneti gereğidir. Dolayısıyla bu yeni hadiseler veya şartları özellikleri değişen olaylar için değişen hikmeti karşısında İslam şeriatının rehberliğinde yeni hükümlerin ortaya çıkması hayatın tabiî ve zorunlu bir parçasıdır.

      İlahi nasslar tetkik edildiğinde görülüyor ki İslam şeriatının temeli, kulların maslahatı ve kamu yararı üzerine bina edilmiştir. Onun her hükmünün gerisinde bir hikmet, bir sebep yatmaktadır. Bunun içindir ki İslam şeriatının kendi toplumunun sosyal yapılarını, yaşadıkları zaman ve mekânlarını, güç ve zayıflık durumlarını dikkate almış; teşrii süreci içerisinde aynı konu hakkında zaman zaman değişik hükümler önerdiğini görüyoruz. Bazı fakihler bu olaya nesih - mensuh adını vermiş ise de aslında aynı konu hakkında varit olan her nassın kendi zaman ve mekânının muvacehesinde ayrı bir yeri, getirdiği hükmü getirirken ayrı bir nedeni vardır. Ya da birinci nass azimeti, diğeri ruhsatı ifade eder. Yahut biri vücub ve gerekliliği vurgularken daha sonraki hüküm mendup ve müstehabı ifade eder. Bazen de fert ya da toplumun güç ya da zayıflık durumu göz önünde bulundurularak farklı zamanlarda farklı hükümler ihtiva eden beyyinelerin, nebevi direktiflerin varit olduğu görülmektedir. Bu konuda bir sonraki yazımızda bazı örnekler verilecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155