Adı "fitne" olan bir düzende, fitneden başka bir ekin yeşermez. Bir fitne biçilir, bir fitne ekilir. Ekimin biçimi, biçimin ekimi takip ettiği bir döngüde, takvim sırada bekleyen "madımak" fitnesine gelip dayanmıştı.

Tarih 2 Temmuz 1993. Karanlık bir yılın, en karanlık günlerinden bir gün. Sivas, Sivas olalı böyle bir ihanet ve zulüm görmemişti. İdeolojik ve siyasi hesapların, insan canından daha değerli olduğu bir düzende, fitneler kol gezmeyecek de ne olacaktı.

Sivas, alevinin ve sünninin iç içe, sırt sırta yaşadığı bir kenttir. Sivas demek, barış demek, kardeşlik demek, bir ve beraber olmak demekti. Dostların dost, ihvanların ihvan, canların can olduğu bir kentin adıdır Sivas.

Lakin, Salih peygamberin dokuz baş çetesi yeniden çıkmıştı meydana. Meğer o meşhur dokuz baş çete ölmemiş kıtalar gezip, bu sefer de Sivas'a uğramıştı.

Kitabın neresine baksam günümüz hikâyelerinin en canlı ve en çağdaş olanını okurum. Demek ki her devrin bozguncularının karakter ve metotları aynıymış.

Bu dokuz baş çetede sadece simalar değişir lakin kafalar hep aynıdır. Kılıçdaroğlu'nun yürüyüşünden tutun da geriye doğru ta devletin ilk yıllarına hatta daha ötesine gidin, hep aynı zihniyet, aynı güç ve aynı dokuz baş çete.

15 Temmuz darbesi, 17-25 Aralık kumpası, 6-7 Ekim kalkışması, Gezi olayları, cumhuriyet mitingleri, muhtıralar, kapatmalar, 28 Şubatlar, 80'ler, 71'ler, 61'ler, İstiklalsiz  mahkemeler, Takriri Sükûnlar, Menemenler ve daha daha ötesi Lozandaki dokuz baş çetenin ihanet programı. Saymakla bitmez.

Bu sefer de parolanın adı 33'lüler idi. 33'lü Madımak, 33'lü Başbağlar, 33''lü askerler ve 33''lü idamlar.

Dedik ya karanlık yıllar. Üst üste gelen şehit haberleri var. Sivas, kumpasa ve ihanete günler öncesinden hazırlanıyordu. Birileri dedikodu furyası başlatmıştı. Toplum hassasiyetleri suistimal edilmişti. Artık oyun hazırdı. Bunları o dönemlerin canlı şahitlerinin kayıt altına alınan röportajlarından anlıyorum. Ve Madımak'ta İslami hassasiyetler kışkırtılınca zaten fazla birşey yapmaya gerek yok. Sonra kenara çekil 'vur patlasın çal oynasını' oynasınlar.

Tam bir Özel Harp Dairesi taktiği değil mi? Devletin içindeki günümüz versiyonlu dokuz baş çetesinin oyunları.

Günlerden cuma. Sivas'ta, Pir Sultan Abdal Derneği tarafından organize edilen, o günün saat 16.00’sında yapılması planlanan, "Pir Sultan Abdal Şenlikleri" diye bir program hazırlanmıştı. Ve o gün, Paşa Camii'nde Cuma namazı sırasında hoca hutbeyi okurken, daha önce hiç görülmemiş bir tip, cemaatin arasında ayağa kalkarak; "Ey Müslümanlar, Peygamberimizin ailesine, eşlerine hakaret edilirken susuyorsunuz" diye yüksek sesle konuşuyordu.

Namaz kılındıktan sonra bir Amerikan bayrağı ortaya çıkarılıyor ve yakılıyor. Oysaki görgü tanıkları, birkaç gün öncesinden şehirde bu fitnenin zeminini hazırlayanların, Aziz Nesin ve taraftarları olan marksist-leninist kesime yakınlığıyla bilinen insanlar olduğunu söylüyorlar.

O gün sözde "Pir Sultan Abdal Şenlikleri"ne gelenlerin başındaki adam ise, "Şeytan Ayetleri" adlı kitabın yazarı ateist Aziz Nesin idi. Hayatı, dine ve özellikle İslam'la mücadele ile geçmiş bu adam, İslâm'ı ve Müslümanları tahkir edici bir konuşma yaptığının haber alınması üzerine olaylar başladı. Bu konuşma üzerine onbinlerce Sivaslı, ateist yazar Aziz Nesin'i protesto amacıyla bir gösteri yürüyüşü düzenledi. Sivas'a dışarıdan getirtilen bazı ateist gençlerin protesto yürüyüşü düzenleyenlerin üzerine taşlarla saldırmaları ve hakaret etmeleri sonucu da çatışmalar başladı. Halk, Madımak Oteli'nin etrafını kuşattı. Bu kuşatma sırasında otelin önünde duran bir arabanın benzin deposuna ateş verilmesi sonucu yangın çıktı. Ve bu olay neticesinde 2'si otel personeli, 33 kişi de toplantıya katılanlardan olmak üzere 35 kişi hayatını kaybediyor.

Aslında olay bu kadar basit değil. Ölenlerin hemen hemen hepsinin otopsi yapılırken daha 2012'de basına düşen çekilmiş fotoğrafları incelendiğinde, hiç birinde yanık izi olmadığı, bazılarının kalp ve vücudun değişik yerlerinden akan kanların oluşturduğu kurşun izleri, olayın ne denli büyük bir plan olduğunu gösteriyor. Üstelik video ve kamera kayıtları ise emniyet kayıtlarına alınmayıp ortadan kayboluyor.

O dönemin birebir canlı şahidi olan Astsubay Galip Deniz, duyduğu vicdan azabıyla şok itiraflarda bulunmuştu. Deniz, 2 Temmuz 1993’te Ankara GATA’dan çok gizli bir timin Sivas’a götürüldüğünü, aralarında sağlık görevlileri ve doktorların da bulunduğu bu ekibin otel içerisinde bulunan provokatörler tarafından öldürülen kişilerin vücudundaki mermi çekirdeklerini çıkardığını belirtmişti. Meğer birileri işi riske etmemek için içerden işi bitirmişti. Sivas Numune Hastanesi Başhekimi’nin imzalamaya yanaşmadığı otopsi raporlarının da kendileri tarafından hazırlandığını vurgulayan Deniz, düzmece raporlarla, aydın kisvesi ardında saklanan provokatörlerin kollandığına değinmişti.

Sonuç olarak bu kumpasın masum kurbanları olarak yüzlerce kişi soruşturma geçirmiş, 10'larca kişiye idam kararı verilip müebbete çevrilmiş, birçok kişi uzun yıllar cezaevi yatmıştır. Halen içerde onlarca kişi çürümeye terkedilmiştir. Daha ötesi bunun üzerinden estirilen psikolojik hava, birçok katliama daha sebep olmuş, kan içiciler bu halkın ayağa kalkmasına bir çelme daha atıp, bir ihanetin görevini daha başarıyla yerine getirmişlerdi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178