Etiği, en geniş ifadeyle, ahlak ve ahlakilik üzerine düşünme, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verme ve seçim yapma ve bu seçimleri temellendirme ile ilişkili bir alan, bir araştırma disiplini olarak tanımlayabiliriz. Sözgelimi haber yapmakla ilişkili olarak, bir haberi yapma ya da yapmamanın, henüz daha nasıl yapmanın değil de yapıp yapmamanın etiği üzerine düşünmek; konuyu, "kamunun bilme hakkı" gibi bir hak ya da kriterle ilişkili bir meşrutiyet temeline oturmayı gerektirir. Oysaki kamunun bilme hakkının mahiyeti ve bu hakkın sınırının nerede başlayıp nerede bittiği kadar, tekil durumlar, olaylar ya da kişisel konuların bilme hakkı çerçevesinde bir kamusallaştırmanın konusu olmasına kimin ve nasıl karar vereceği de-ayrıca-etik bir perspektiften kararlaştırılabilecek konulardır (http://www.bianet.org/05.07.2014).

Gazetecilik etiği için ortaya atılan düşüncelerin tarihi gelişimine baktığımızda, doğrudan tarihsel koşullar içinde biçimlenmiş bir dizi ilke ile karşılaşmaktayız. Bu ilkelerin temelinde yatan " düşünce ve ifade özgürlüğü" fikri Hobbes ve Locke `un toplum sözleşmesi kavramına uzanmaktadır. Her bireyin istenci ve katılımıyla oluştuğu varsayılan "sözleşme" de bu özgürlükler, devletin karışmaması ancak koruması gereken bir alan içinde tarif edilmiştir (Çaplı, Tuncel, 2010: 28).

Basın özgürlüğü kavramının tarihsel gelişimini inceleyen Keane (2010), özgürlüğe bu şekilde yaklaşan - erken dönem - liberal kuramcıların ve özellikle faydacıların önceden görmedikleri gelişimleri ve tartışmaksızın benimsedikleri kabulleri sorgularken, gazeteciliğin tanımına her şeyi bilen gören ve rasyonel karar alabilen bir birey varsayımının egem olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca serbest piyasaya, rekabet koşullarına aşırı güvenin, ileride mülkiyette oluşacak yoğunlaşmaları tamamen gözden kaçırdığını belirtmiştir. Keane` in işaret ettiği üçüncü sorun ise, basın özgürlüğü düşüncesinin ve basının etik ilkelerinin Batı demokrasilerinin tarihi gelişme süreci içinde ortaya çıkmış olması ve bu tarihsel koşullar dikkate alınmadan evrensel ilkeler olarak bütün dünyaya nerdeyse diretilmesidir (Keane`denakt. Çaplı, Tuncel, 2010 :29).

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti`nin Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildigesi`nin (1960), "Gazetecinin sorumluluğu" başlıklı maddesinde gazetecinin mesleki sorumluluklarının önce geldiği ve bilgi ve haberin diğer mal ve hizmetlerden farklılıkları belirtilmiştir: " Gazetecinin halka karşı sorumluluğu, başta işverenine ve kamu otoritelerine olmak üzere, öteki tüm sorumluluklardan önce gelir.Bilgi ve haber ile özgür düşünce, her hangi bir ticari mal ve hizmetten farklı olarak toplumsal nitelik taşır. Gazeteci, ilettiği haber ve bilginin sorumluluğunu üstlenir ve paylaşır." "Gazetecinin hakları" başlıklı . maddesinde gazeteci-işveren ilişkisinin niteliği şöyle belirtilmektedir: "Gazeteci, çalıştığı basın ve yayın organın kendisiyle yaptığı sözleşmede kaydedilmiş olması gereken temel çizgisini esas alır. O temel çizgi dışındaki ve onunla çelişen veya orada açıkça belirtilmemiş olan tüm telkin, öneri, istek ve talimatı reddetme hakkına sahiptir (Demir, 2006:215). Kısacası haber üretiminin hemen her aşamasındaki en doğru konumu almayı güçleştiren etik sorunlar yanında, bütün bu karar aşamalarında gazetecinin esasen karar vermede özgür olmadığı; bir sınırlılıklar alanı içinden karar aldığı ve seçimler yaptığı hakikati sıklıkla göz ardı edilmektedir.

Dahası, "haber" dendiğinde yüzlerce seçenek arasından hızla ele geçirilip en uygun biçimde servis edilmediği takdirde bayatlayabilecek bir "şey" den söz ediyor olmak, etik davranışı da gazetecinin bireysel istemine, ahlaki önceliklerine bağlı bir karar verme, seçim yapma meselesi olmaktan çıkarır. Bu çerçevede liberal etik felsefe üzerine temellenen basın etiğine getirilen pek çok eleştiri vardır. Bu konuda en bilinen eleştiriler arasında John Keane`in görüşleri yer almaktadır; Kean`in  dikkat çektiği sorunları İnal şöyle özetler (2010 :28-29): Erken dönem liberal kuramcılar ve özellikle faydacılar gazeteciliğin tanımına her şeyi bieln, gören ve rasyonel karar alabilen bir birey varsayımının egemen olduğunu vurgulamıştır.

Serbest piyasaya aşırı güvenle ileride mülkiyette oluşabilecek yoğunlaşmayı tamamen gözden kaçırmışlardır. Basın özgürlüğü düşüncesi ve basının etik ilkelerinin Batı demokrasilerinin tarihsel gelişme süreci içinde ortaya çıkmış olması ve bu tarihsel koşullar dikkate alınmadan evrensel ilkeler olarak bütün dünyaya nerdeyse diretilmesidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.