Yaşadığımız hayatın bir simülasyondan ibaret olduğunu düşünenler var. Simülasyon bir şeyin gerçek olmaması taklit edilmesi demektir. Bunu iddia eden günümüz teknolojik dehalarına (!) göre yaşadığımız hayat daha gelişmiş olan bir toplum tarafından oluşturulmuş bir bilgisayar oyunundan başka bir şey değildir. Taklit edilen bir evrende sadece yaşadığımızı zannediyoruz. Gerçekte ise boyutları yüksek bir teknolojik oyununun içindeyiz.

Dünya merkezli ve sadece akılla yön bulmaya çalışan insan grubunun bu akılalmaz düşüncesini bir kenara bırakırken haklı oldukları bir konuyu da yabana atmamak gerekir ki oda hakikatin bilgisini araştırmak. Elbette ki insan hakikati aramalıdır. Hakikatin en önemli konusu da insan ve dünya ilişkisidir. Peki yaşadığımız hayatın  gerçek olup olmadığının  bilgisine ne ile karar verebiliriz? Sadece dünya içerisinde yaşamış insanların varsayımlarıyla bunun doğruluğuna ulaşabilir miyiz? Ki sonuçta bu gün gelinen noktada bilim adamları her gün yeni bir varsayım ileri sürerek dünya ile ilgili fikirler ileri sürerler. Son zamanların dâhilerinden sayılan ünlü evren bilimci Stephen  Hawking bile dünyamızın bir gün uzaylılar tarafından istila edilebileceğine ve bu tehlikeye karşı hazırlıklı olunması gerektiğine dair beyanatlar veriyordu.

 Şu insanoğlu ne gariptir ki evrenin dışında bir yerden- yaratıcıdan- gelen ilahi bilgi yerine aklın peşinden giderek hayatını anlamlandırmaya ve kendini mutlu etmeye çalışır. Her bir canlının hayatını devam ettireceği muhteşem bir düzenle kurulmuş evrenin bir yaratıcısı olma gerçeğini kabul etmezken kendinden daha üstün teknoloji kullanan bir ırkın kendini yönetebileceğine inanır. Bunların durumu yarasanın görmesine benzer. Yarasa güneş ışığında açık seçik ve net olan şeyleri göremez.Rabbimiz Kur’ın-ı Kerimde bu insanlar için şöyle buyurur: “ İnsanların çoğu hakikatten yüzçevirirler. Onlar onu (kuran ayetlerini) işitmezler ve derler ki  (ey peygamber) bizi çağırdığın şeylere karşı kalplerimiz akıllarımız kapalıdır, kulaklarımız da da bir ağırlık var; seninle bizim aramızda bir perde bulunmaktadır.” ( Fussilet, 41/4-5)

Enteresan bir şekilde Rabbimiz de Kur’an-ı Kerim’de dünya hayatından bahsederken onun bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu buyurur.(Enam 6/ 32) Yalnız bu oyun ve eğlence hayatın yaşanabilir gerçekliği değil insanı gerçek yurdu olan ahirete hazırlanmaktan alıkoyan bir oyalanmadır. Vahyin bize bildirdiği hakikat şu dur ki: İnsan dünyaya gerçek varlığın yani Yüce Allah’ın varlığını, birliğini ve esmasını bilmek için gönderilmiştir. Kendi varlığının sebebi budur. Bunun içinde devamlı düşünmesi, akletmesi ve kendisine gönderilen ilahi emirlere uyması gerekir.Böyle bir zeminde hakikatin bilgisine ulaşan insan faziletli insandır ve dünyada elde edebileceği bundan daha kıymetli  hiçbir şey yoktur.

Hakikat şudur ki;İnsan kendi yaratılışına ve tabiattaki düzen ve ölçüye bakarak medeniyet inşa edebilecek düşünsel bir zemin içerisinde olmalıdır. Maalesef ki Müslümanlar olarak tarihte bu özelliğimizi kaybettiğimiz günden bu yana maddi ve manevi yenilgi ve zaaf içerisindeyiz. Oysa Müslüman akıl her varlığın bir sebeple yaratıldığı bilgisinden hareket ederek bunun Kurandaki karşılığı olan hikmeti aramalı ve devamlı surette bunun için mücadele etmelidir. Atalarının yaptığı gibi medeniyetler inşa etmeli, insanlığı düştüğü karanlıktan aydınlığa çıkarmalıdır.

Yine hakikat şu dur ki; İnsanı fazilete götüren yol arzularını ve isteklerini öldürmekten geçer.Bu günün insanlarının yaşadığı en büyük yanılgı aklını arzularının ve isteklerinin peşinden sürüklemesidir. Faziletli insan kendini tanıyan bilen insandır. Nefsinin isteklerine karşı duran insan temiz aklın önderliğinde yürüyen haddini bilen insandır. Bu insan da dünyevi beklentilerini dünyada iken yok etmiş demektir.Böyle iken hem Rabbinin hem de kulların rızasına mazhar olmuş dahası gerçek hayat olan ahireti kazanmış olur.

Son sözlerimiz Kerim olan kitabımızdan olsun;

Dünya hayatının geçimliği pek az ve değersizdir; buna karşılık sakınanlar için ahiret hayatı daha hayırlıdır ve bu hususta insanlara kıl kadar haksızlık edilmeyecektir. (Nisa 77) İnsanların çoğu yeryüzünde taşkınlık ederek sadece geçici dünya hayatının menfaatini elde edebilirler (Yunus 23) oysa dünya hayatı gökten indirilen suyla gelip gürleşen sonrada kuruyup kalan bir bitkiye benzer (Yunus24, Kehf 45).Yine de Allahın rızkıyla bollaştırdığı kimileri dünya nimetleriyle şımarmaktadır (Rad,26) Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve onun eğrilmesini isteyenler derin bir sapıklık içinde olup azaba uğratılacaklardır (İbrahim 3, Hahl 107)

Rabbim bizleri dünyayı ayaklarının altına aldıkça yükselenlerden eylesin. Dünyanın ayakları altında kaldıkça yerin dinine batıp aşağıların aşağısına dönüşenlerden değil

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.