Buhari ve Müslim’in tespit ettikleri bir haberde Allah Resulü bir gün Muaz’a (r.a.) hitaben:                                                                                              -Ey Muaz! Allah’ın kullar üzerinde, kulların Allah üzerindeki hakkını bilir misin? Muaz diyor, dedim ki: Allah ve Resulü daha iyi bilir. Allah Resulü buyurdu: Allah’ın kullar üzerindeki hakkı, kullar O’na ibadet edecekler ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmayacaklar. Kulların Allah üzerindeki hakkına gelince, Allah’a şirk koşmayanları azap etmemesidir. Muaz diyor:Ey Allah’ın Resulü insanlara bu müjdeyi vereyim mi? dedim. Allah Resulü: Hayır, buna dayanıp dururlar, buyurdu. Bir ayette de: ‘’Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.’’ (Zariyat Suresi/56)                                               Tefsirciler, ayetin sonundaki ‘Li ya’buduun’ cümlesini ‘Li yuvahhiduun’ yani beni Tevhid etmeleri için yarattım anlamına geldiğini söylüyorlar. Bu kelime Tevhid anlamında yorumlanmasa bile, yani ibadet anlamında alınsa dahi, ibadetin başı ve birinci basamağı Tevhid olduğu için bütün cinlerin, insanların yaratılmalarının sebep ve illetini ifade eden ibadet, elbette 1.derecede olan Tevhid ibadetidir. Tevhid ibadeti 1.sınıftır, diğer bedeni ibadetler 2.sınıftır. 1.sınıfı geçmeyen bir öğrenci 2.sınıfa geçmeye hakkı yoktur.
     Bunun gibi Tevhid ve akaidi, Kur’an ve sünnetin öngördüğü istikamette değilse bedeni ve mali sahada yani namaz, oruç, zekât, hac vs. ibadetleri yerine getirmeye çalışması yanlış bir şeydir. ‘Şeair’ dediğimiz bu bedeni ve mali ibadetleri eda etmeye hak kazanabilmek için Tevhid barajını aşmak lazımdır. Aksi takdirde ameli sahadaki ibadetlere kayıt yapamaz. Kendi kendine ‘akaid, tevhit’ barajını aşmadan ibadetlere başlasa dahi, Allah’tan, onların kabul ve geçerli diplomasını da alamaz. Binaenaleyh, her insan inancını, tevhidini yeniden gözden geçirmeli, iman iddiasında bulunanlar, iman ve itikatlarını Kur’an’la test etmeleri gerekir. Doğru ise ne ala! yanlış ise muaccel bir şekilde Kur’an’a göre iman ve itikatlarını, tashih etmeleri gerekmektedir.
      Yüce Allah bir ayetinde: “Ey iman edenler Allah’a ve Resulüne…. iman ediniz…”(Nisa suresi/136)  buyurmaktadır. Yani insanların iman ettim iddiasının yansıttığı imanla, Allah’ın onaylayacağı, kabul edeceği iman farklı olabilir. Ana- babadan, toplumdan hatta okul ve medrese ortamından algılanan iman ve itikat geleneği ile Allah ve Resulünün insanlardan istedikleri iman ve itikad, tamamen ayrı olabilir. Bir örnekle bunu izah edelim:
     Allah’ın dinine iman ve itikat ettiklerini söyleyen bazı insanlar, evliyadan olduğunu zannettikleri bazı türbelerin üstünü kaldırıp, kubbe yapmaları, içinde namaz kılınabilecek şekilde onu mescid haline getirmeleri için halktan para topladıklarını, Allah’tan sevap ve ecir almak için o kubbenin inşasına büyük paralar harcadıklarını zaman zaman işitiyor ve görüyoruz. Biri böyle yapmalarına karşı çıktığı zaman onu itikatsızlıkla, evliya düşmanlığıyla itham ediyorlar. İşte bu, geleneksel iman ve itikadın örneklerinden bir tanesidir.
     Şimdi Allah Resulünün tebliğ ettiği ve bize gelen sünnetinin önerdiği akideyi görelim.  Ebul-Hayyac El-Esedi dedi: “Ali Bin Ebu Talip bana dedi ki: Allah Resulünün bana verdiği bir vazife ile seni görevlendireyim mi? Gördüğün her heykelin ağız ve burnunu kazıyıp silmek ve dümdüz etmek ve yerden yükseltil-miş kabirleri yerle bir etmektir.” dedi. Allah Resulü başka bir hadisinde: “Allah’ım! Kabrimi tapılan bir put haline getirme! Peygamberlerinin kabrini mescid haline getiren bir topluma Allah’ın gazabı şiddetli oldu.” buyurdu.(Muvatta/hadis sahihtir)
     Birçok insanlar, Allah’ın velisi diye bilinen veya şehid diye tanınanların kabirlerinde namaz kılmak, onlara dileklerinin yerine gelmesi için yalvarmak, kabirlerini tavaf etmeyi imanın ve doğru bir itikadın gereği olduğuna inanıyorlar. Oysa biraz önce gördüğümüz sahih hadislere göre bu davranışın, değil iman ve akidenin gereği olması, tersine imansızlık ve akidesizlik olduğunu görüyoruz.
     Cündüb Bin Abdullah El Beceli (r.a.) diyor ki: “Vefatından beş gün önce Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Muhakkak sizden önce, peygamber ve Salihlerinin kabirlerini mescid edinen kimseler vardı, dikkat edin, siz kabirleri mescid haline getirmeyin, ben sizi bundan men ediyorum.” (Buhari-Müslim) Görüldüğü gibi halktan bize miras kalan iman ve itikat başka şeydir. Allah ve Resulünün bizden istediği iman ve itikat başka bir şeydir. Tam birbirinin tersidir. Toplumumuzun büyük bir kısmı, bunların içinde halkı irşat görevini üstlenmiş birçok zevat da bu ve buna benzer bir dizi batıl ve bozuk itikatları iman ve İslam adına benimsemiş durumdadırlar.
      Allah kalbimize ihlas, dilimize hakkı söylemeyi lütfetsin, söylediklerimizi uygulamaya muvaffak kılsın amin!... 
Yazımıza inşallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun, Rabbimiz Cuma'nın feyzinden nasibdar kılsın...
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.