Çocuğumuz dünyaya gözünü açtığında onun mutlu bir hayat sürmesini isteriz. Bu nedenle mümkün olduğu, gücümüzün yettiği kadar onun için her şeyi yapmak isteriz. Tüm imkânları onun önüne sereriz. "Evladım fazla zorluk çekmesin", "Ben yaşamadım, o yaşasın" diye maddi manevi tüm imkânlarımızı yavrumuz için seferber ederiz. 


Ne var ki, bu iyi niyetli düşünce o yavrunun zarar görmesine ve sağlıklı bir psikolojiyle büyümesine engel oluşturmaktadır. İnsanı ruhsal olarak sağlıklı olmasını tanımlayan durumlardan birisi de hayatta bir zorlukla karşılaştığında o zorlukla mücadele etme becerisidir. Küçüklüğünde hiç bir zorluk kendisine gösterilmeyen, tüm aile fertlerinin kendisi için seferber olduğu durumlarda o yavru kendisi için zorluklarla baş etme becerisi geliştirmiyor ve yetişkin olduklarında birer büyümemiş çocuk olarak toplumda yerlerini alıyorlar. Ebeveyn olarak her ne kadar çocuklarımızı korumak istesek de o yavrunun her zaman başında duramayacağız. Evladımız hayatta yaşayacakları zorluklarla çoğu zaman kendisi mücadele etmek zorunda kalacak. Bu nedenle ebeveyn olarak asıl yapmamız gereken görevlerden birisi "aman çocuğum hiçbir zorluk görmesin değil", tam tersine "bu hayat zorluklarla ve mücadelerle dolu bir hayat, ben olmadığımda da evladım kendi başına bu hayatta var olsun" diye ona öğretmenlik yapmak, onu yaşayacağı zorluklara önceden hazırlamaktır. Kendisine zorlukla karşılaştığında mücadele etmesi öğretilmeyen çocuklar birer yetişkin olarak değil, tam tersine bağımlı bir birey olarak toplumda yerlerini almaktadırlar. 


Bu düşüncenin ikinci zararlarından birisi de elde olan nimetlerin, hediyelerin değerinin kaybolması ve her şeyin kıymetsizleşmesidir. İnsan evladı yapısı gereği emek verdiğine kıymet verir. Zahmetsiz, kolay yoldan elde ettiği eşya dünyanın en pahalı nesnesi de olsa o çocuk için anlamsızdır. İstedikleri anında olan ve hiçbir emek verilmeden kolay yoldan elde eden çocuklar her nimeti kendisinin hak ettiğine inanır ve sahip olduklarının kıymetini anlamakta zorluk çekerler. Bu şekilde de yetiştirilip toplumda birer yetişkin olarak yerlerini aldıklarında da benzer tavrı sürdürerek çalışmayı sevmeyen, sahip olduklarının kıymetini bilmeyen, kolay yoldan istediklerini elde etme eğiliminde olan bireyler olarak varlıklarını sürdürüyorlar. 
Özetlersek küçüklüğünde her istediği olsun diye yetiştirilen çocuklar yetişkin olup, hayatın zorluklarıyla karşılaştığından mücadele etme becerisi geliştirmeyen birer büyümemiş çocuk, bağımlı yetişkin olarak toplumda yerlerini alıyorlar. Bundan ilave küçüklüğünde her istediğini hep emek vermeden, zahmetsiz elde eden çocuklar yetişkin olduklarında da bu davranışlarını sürdürüp sahip olduklarının kıymetini anlamakta zorluk çeken, aynı zamanda da çalışmadan, kolay yoldan menfaat elde edip mücadele etmeyi sevmeyen, topluma ve sevdiklerine birer yük olarak toplumda yerlerini alıyorlar.  Mücadele etmeyi, emek vermeyi öğrenmek belki de insan fıtratı için en zor olan bir beceridir. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155