Geçtiğimiz hafta “Gerçek huzurun İslam’da” olduğunu yazmıştık, gerçek Müslüman gerçek İslam’ı yani hurafelerden, bidatlerden uzak Kur’an-ı Kerim’e ve sahih sünnetten ayrılmadan hayatını tanzim edebilse her iki cihanda saadeti yakalayacağını söylemiştik. Bu yazıyı okuduktan sonra kimilerinin şu soruyu sorduklarını duyar gibiyim: Madem huzur İslam’da peki neden İslam coğrafyası; Suriye, Irak, Libya, Tunus, Cezayir, Mısır, Yemen vb. halkı Müslüman olan ülkeler bugün kan ağlıyor, yokluk ve sefalet içerisinde… Slogan haline gelen “Huzur İslam’da” ifadesi sonuna kadar doğru ama eksik kanımca… Doğrusu “Huzur İslam’da, huzursuzluk Müslüman’da” olmalıydı. Tekamüle ermiş bir dinde noksanlık olamaz, varsa cığız bir durum bu Müslümanların bizzat kendisinde. “Huzur dininin” coğrafyası; kan ve gözyaşıyla besleniyor şimdilerde. Küfre çekilmesi gereken tetik, namlusuna kardeşini hedef koymuş. Cihad şuuru ters tepmiş, kurşunlar dostun, kardeşin, aynı dinin mensuplarına sıkılıyor…

Batı ve ABD’nin kurduğu oyunun, çok iyi figüranları olmuş Müslümanlar. Senaryo tam da istendiği gibi oynanıyor. Filmin adı: Müslümanı Müslümana kırdırmak. İslam coğrafyasına atanan liderler, ümmeti kamplara ayırarak, göstermelik kahramanlıklarla yalan yanlış savaşlara sürüklüyorlar ve gerçekten uzak, sanal zaferler kutluyorlar… Ümmet birbirine giriyor, coğrafya kan deryasına dönüşüyor… Senaryo tıkır tıkır işliyor. Batı bir yandan taze fırından çıkmış senaryolarını dayatırken en önemlisi elinde kalmış silahları da ateş pahasına satacağı tezgahları kuruyor. Bizler de hazır kıta tezgaha gelmek için bekliyoruz…

Evet “Gerçek İslam” yaşansaydı, ümmet ve vahdet şuuru yerleşseydi aramıza, “Bütün Mü’minler kardeştir” düsturu dimağlarımızda ve hayatımızda yer bulsaydı, “Komşusu aç yatarken kendisi tok yatan bizden değildir” iz’anına sahip olabilseydik, “Müminler bir bedenin uzuvları gibidir, birisi rahatsız olsa diğerlerine sirayet eder” şuuruna varabilseydik huzurlu olabilirdik…Batının ve özellikle de ABD’nin İslam dünyasındaki kurduğu kumpaslara payanda olmayıp,  emperyalist emellerine figüranlık yapmasaydık, idarecilerimiz şahsi ikballerini şekillendirmek için tamamen pragmatik bir hissiyatla yalakalık yapmasaydı emperyalist dost(!)larına, gerçek ümmet olup şahlanabilseydik küffara karşı tek vücut, huzursuz olmazdık… Birbirimizin mezhebleriyle uğraşmasaydık, dini, tamamen reyting kaygısı olan, sadece programcıları, yapımcıları ve katılımcı hocaların kazandığı ama tartışma konusu olan dinin kaybettiği, anlaşılmasını karmaşık haline getiren, izleyenlerde zihin bulanıklığı bırakan TV hocalarından, akademisyenlerden öğrenmeseydik, Kuran’ı kendimiz okusaydık, okuduğumuzu anlasaydık, Hatem-un Nebi’yi (A.S.) kılavuz edinebilseydik, saf ve duru olanı hayatımıza aktarabilseydik, hülasa Kur’an’ı öpüp başımıza koymak yerine aklımıza koyabilseydik huzursuz olmazdık…

İslam İşbirliği Teşkilatı kendi misyonunu hakkıyla icra etseydi, kenetlenseydi ümmet birbirine, parçalanmışlıklar tamir edilseydi ve tek vücut eylem içerisine girilseydi, mezhepsel ayrılıklar bir kenara bırakılıp batının ve ABD’nin restine rest çekilseydi, senaryoları başlarına yıkılsaydı, dertlerin dermanı, Batı’dan aranmasa da kendi içinde hallolunsaydı ümmet huzursuz olur muydu?... Tabiki olmazdı!...

Son bir asırdır İslam coğrafyası evvela aralarındaki siyasi ilişkiler açısından, sonra cemiyetler daha aşağı indiğimizde fertler açısından gerilere doğru ilerlemekte… Atılan göz boyayan sanal adımlar hiçbir fayda getirmiyor. Her türlü imkanın zirve yaptığı bu dönemde  tarihi gerileyiş ve bozulma sürecini aşmada başarılı olunamıyor… Hala basit konular tartışılıyor ve birbirlerimizle didişmeler devam ediyor... Reçete aslında çok basit: Evvela samimiyet olmalı, her ülkede Müslümanlar birleşmeli ve bu birleşmeyle beraber diğer dünya üzerindeki Müslümanlarla da kenetlenmeyi başarabilirsek bugün yeryüzünün en kuvvetli ümmeti oluruz. Şunu unutmamak lazım: Ümmet oluşturulmadıkça İslami mücadeleyi kazanamayız. Ümmeti oluşturmak için her Müslümanın vatandaşı olduğu ulus-devletini aşmak zorundayız. Düşünmeli ve kavramalıyız  Müslüman olmanın ne demek olduğunu...

Peygamberimiz (A.S.) ve onun ashabı bize arkasından gitmemiz için ziyadesiyle emsal bıraktılar...  “Toptan Allah'ın ipine sarılıp ayrılmamak” (Ali İmran Suresi, Ayet 103), “hakikatı (hakkı) batılla değiştirmemek” (Bakara Suresi, Ayet 42) ve canıyla, malıyla Allah yolunda cihad (mücadele) etmektir. İslami mücadele devam etmelidir ancak Müslümanlar stratejilerini yeniden ele almalı, üzerinde kafa yormalıdır. Düşüncelerini aldıkları radikal kararlarla değiştirmeli ve taklidin kör yolunu değil, içtihat yolunu takip etmelidirler. Bütün Müslümanlar iman sahibi olduklarını söylerler. Ancak gerçek iman ancak amelle beraber vardır. Eğer amel yoksa, imanlarında kusur var demektir. Bundan dolayı Müslümanlar imanlarının parametrelerini yeniden gözden geçirmelidirler, iman yalnızca namaz, oruç ve zekat değildir, iman ümmetin, İslami devletin, kültürün ve medeniyetin oluşturulmasıdır, İslami mücadelenin gerekliliği bu yüzden hayati öneme sahiptir. Doğru bir düşünce ile aynı zamanda etkili ve başarılı olabilmek adına kısa orta ve uzun vadeli programlar, planlar yapılmalıdır… Ve tabi bu programlara ihanet etmeden sadık kalınarak samimi bir yaklaşımla istikrar içerisinde hayatiyet kazandırılmalıdır…


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Osman Baharçiçek 2019-03-01 08:30:28

EyvAllah üstat selam ve dua ile...

banner202

banner199