Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı ile Mondros Ateşkesi yapılmış, bu ateşkes gereğince ordu terhis edilip, silahların itilaf devletlerine teslim edilmesi hüküm altına alınmıştı.

Ateşkes sonrası birliklerin terhis edilip, silahların teslim alınmasını icra etmek için itilaf kuvvetlerine ait müfrezeler, Anadolu'daki birliklere gidip terhis işlemlerini yerinde gözlemliyor ve silahları teslim alıyorlardı. Lakin Kazım Karabekir Paşa'nın komuta ettiği 15.Kolordu Komutanlığında çok ilginç bir hadise yaşanıyor.

Trabzon'dan 200 kişilik bir İngiliz müfrezesi, 15.Kolordu'nun terhis edilip edilmediğini gözlemlemek ve silahları teslim almak için Erzurum'a doğru yola çıkıyor. Karabekir Paşa, kendi kurguladığı bir oyunla orduya sivil elbise giydirip, halka karışmasını sağlıyor. Böylece ordunun terhis edildiği görüntüsünü vermiş, müfreze gelince de silahları İngilizlere teslim etmiştir. Silahları teslim alıp yola çıkan müfreze, daha önce halkın arasına karışan sivil kıyafetli askerler tarafından dar bir geçitte önü kesilmiş, böylece silahların hepsini tekrar teslim almışlardır.

Bu olay Osmanlı hükümetine ve işgal kuvvetlerine milis eşkiyaların bir terör eylemi olarak rapor edilmiş, böylece 15.Kolordu hem varlığını hemde silahlarını muhafaza etmiştir. Daha sonra ise Kurtuluş Savaşı bu ordu üzerinden inşa edilmiştir.

Şimdi bunun İdlip ile ilişkisi nedir derseniz şöyle derim:

HTŞ, eski ismiyle El-Nusra, koalisyon ülkeleri tarafından terör örgütü olarak kabul edilmektedir. Bu ise ilgilisine bulundukları bölgeye müdahale etmek için hukuki bir fırsat sunmaktadır. Halep düştükten sonra tüm muhalif unsurlar son savunma hattı olan İdlip'e toplanmışlardı. Bu süreçte Astana görüşmeleri başlamış ve nihayet Türkiye, İran ve Rusya arasında bir dizi anlaşma sağlanmıştı. Bu anlaşma gereği çatışmasızlık bölgesi ilan edilen İdlip'e müdahale kararını çözümleyen HTŞ, hemen harekete geçerek diğer muhalif unsurları devre dışı bırakıp, İdlip'i kontrol altına almıştı. Lakin böyle bir hareketin Amerika için bölgeye müdahale fırsatı verdiği hesap edilmemişti.

HTŞ böyle bir hareketi Suriye direnişi adına yapmıştı lakin bu realiteye uymuyordu. Çünkü hesap içinde hesabın olduğu bir süreçte olay sadece bir Suriye direnişi perspektifinde değerlendirilemezdi. Şöyle ki;

- Türkiye'nin desteklediği muhalifler en son Halep'te kesin bir yenilgiye uğramıştı. İkinci bir karşı saldırı yapma imkanı artık kalmamıştı.

- Bu haliyle yenilen taraf durumunda olan Türkiye'nin, Astana'da elinde savunma yapacak güçlü bir dayanağı kalmamıştı. Bundan dolayı hesaplarını yeni oluşan durum üzerine tekrar yapmak zorunda kalmıştı.

- Bu yeni strateji ile Suriye'nin kuzeyinde, Pyd eliyle yapılmak istenen bir Kürt koridoru ile hem Türkiye'nin önünü kesmek, hemde Türkiye'yi başedilemez güvenlik sorunlarıyla başbaşa bırakmak isteyen Amerika'nın oyunlarını bozacak hesaplar öncelendi.

- HTŞ'nin kontrolündeki İdlip'e müdahale için eline fırsat geçen Amerika'nın, daha önce El-Bab'ta önü kesilmiş olan koridorun, bu sefer El-Bab'ın güneyinden geçerek İdlip'le birleşmesi riskinin var olması.

- Dört milyon insanın yaşadığı İdlip'e yapılacak bir müdahaleyle, yeni göç dalgaları oluşturup bununla Türkiye'yi boğmak gibi ciddi risklerin olmasından dolayı, İdlip'i HTŞ'den temizlemek kaydıyla müdahale hakkı Astana'da Türkiye'ye verildi.

HTŞ'nin, çok az bir unsuru hariç Türkiye ile bir çatışmaya gireceğini sanmıyorum. Umarım bu temennimiz doğru olur. Nitekim HTŞ'nin, Afrin sınırını çatışmasız bir şekilde TSK ve ÖSO'ya devrettiği, yine bölgeden gelen güvenilir bilgilere göre TSK unsurlarının, HTŞ ile gizli görüşmeler yaptığı ve "savaş hiledir" anlayışıyla Karabekir Paşa'nın yüz yıl önce kurguladığı kurguya benzer bir oyunla, hem Rusya ve İran'ın hemde Amerika'nın beklentileri boşa çıkarılmış olunur. Böylece bölgede bir kardeş kanı da dökülmemiş olur. TSK'nın böyle bir tecrübeye sahip olduğuna inanıyorum.

Türkiye'nin, sırf Rusya ve İran böyle istiyor ve onlara muhtaç olduğu için İdlip'e girdiğini düşünenlerden değilim. Bilakis uluslararası arenada bir terör örgütü olarak kabul edilen Nusra Cephesine, Amerika ve Rusya tarafından bir müdahalenin meşru zeminini ortadan kaldırmak ve saydığımız riskleri tolere etmek için müdahale yapılıyor inancındayım. Elbette her ülkenin kendi menfaatlerine göre hareket ettiği aşikar. Türkiye'nin de mevcut koşullar içinde İdlip'e müdahale etmek zorunda kaldığı ve bu müdahalenin de yerinde olduğu ortadadır. Temennimiz el altında HTŞ unsurlarıyla anlaşılarak, bunun kardeş kanı dökülmeden halledilmesinden yanadır. Tüm bunları hesap ettiğimizde HTŞ'nin kendini feshedip çatışmadan çekilmesi en efdal yoldur diye düşünüyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178