Vitaminini, gıdasını almamış bir vücut, önemsiz bir hastalıkla hemen mikroba yenik düşebilir ve bir daha kendisine gelmesi zor olabilir. Bunun gibi  imanını salih amellerle zikir ve itaatlerle, kemale erdirmeyen, güçlendirip kuvvetlendirmeyen de heva hevesinin esiri olur, şeytanın esareti altına girebilir ve bu mağlubiyeti sonucu imanını ciddi anlamda zedeleyebilir.

Bir nasihat sözünde şöyle denilmiştir: " İnsanlar helak oldu, alimler hariç! Alimler de helak oldu, ilmiyle amel edenler hariç! Bildikleriyle amel edenler de helak oldu, ihlaslı olanlar hariç! İhlaslı olanlar da bir tehlike (gösteriş uçurumu) ile karşı karşıyadır!" Bu nasihat sözünden anlaşılan: ihlaslı kişiler ihlasını nefesleri gibi beraberlerinde bulundurmaya gayret etmelidirler. O halde sorun sadece amel edip etmemede değildir. Yani, amel etmekle iş bitmiyor, bir insanın namazı, zekatı, orucu, haccı, sadakası, misafirperverliği, fakir fukaraya yardımı mümkündür ama bunlar kulluğun ikinci derecedeki ibadetleridir. Kulluğun birinci derecede yer alan en büyük ibadet ihlastır, ihlas bütün ibadetlerin ruhudur. Ruhu çekilmiş bir bedende hayr kalmadığı gibi ihlassız ibadetlerde de hayr yoktur. İhlassız bir namaz, ihlassız bir hac sahibinin vs. kumar, şarap, faiz benzeri günahların atıldığı "siccin" denilen yere atılacağını bazı sahih haberlerden öğrenmiş bulunuyoruz.

Bir hadiste: " Şüphesiz melekler bir kulun amellerini Allah'a kaldırıp götürürler, onun bu amelini tezkiye edip büyütürler. Allah (C.C.) onlara: Siz kulumun amelini muhafaza ediyorsunuz ben ise onun nefsinde olanı kontrol ediyorum. Benim kulum amelini ihlasla yapmadı, onu "siccin"e (günahların yazıldığı kitap) bırakın diye vahiyde bulunur. Başka bir kulun da amelini Allah'a yükseltirler fakat onu küçük görürler. Allah (C.C.) onlara: Siz kulumun amelini muhafaza ediyorsunuz, ben de onun nefsinde dönüp dolaşanı kontrol ediyorum. (Küçük gördüğünüz) Onun bu amelini bir kaç kata katlayınız ve onu illiyyine koyunuz, der." (Minhac el-Kasıdin)

Her işinde ihlaslı (gösterişten uzak) olmaya çalışan bir gönül ehlinin şöyle söylediği anlatılır: Bir gün ihlaslı yaşamak sabahtan akşama kadar taş çekmekten bana daha zor geliyor, bir ömür boyu ihlas sıfatını taşımak yine bir ömür boyu taş çekmekten daha zordur. Çünkü şeytanın her ibadete müdahalesi vardır, ihlas hariç! Dolayısıyla ihlasta şeytanın payı olmadığı için onu yaşamak gerçekten zordur.

Dünyanın gelip geçici süsü, cazibesi, lüks bir hayatı yaşama tutkusu fertleri, toplumları Allah'ın zikrinden, Allah'ın istediği gibi bir hayat yaşamaktan uzaklaştırdı. Canlarının istediği gibi bir hayatı yaşamaya koyuldular. Dolayısıyla amelsiz bir iman, ahlaksız bir hayat dürüst olamayan bir ticaret, adil olmayan bir hukuk, iffetsiz bir hayat yaşayanlar oldu. Tarihte maddi hayatın, akılcılığın Müslümanlara egemen olduğu bir zamanda maneviyata, ruhi hayata önem veren bazı insanlar; dünyeviciliğe, maddi hayata, tepkilerini koyarak münzevi bir hayat yaşamayı tercih ettiler, yeme-içmelerinde, giysilerinde onlardan farklı bir yaşamı benimsediler. Bazı insanlar çeşitli kumaşlardan hatta giyinmesi dinen uygun olmayan ipekten elbiseleri giyerken bu ruhani adamlar yün anlamına gelen "suf"tan dokunmuş kalın kaba elbise giyindiler. Bir görüşe göre bundan dolayı "mutasavvıf" yani yünden elbise giyinenler olarak tarihe zühd ve takva damgasını vurdular.

Yusuf Karadavi Sufiyye'nin zuhur etmesinin sebebini şöyle açıklar: Müslümanlar, fetihleriyle beraber mal mülk çoğaldığı, ekonomik hayat yüksek bir seviyeye ulaştığında ayrıca vahye iman yerine felsefe, kelam ve cedel ilimleri girince ruhi itmi'nana susadılar, fıkıh bile dinin dış görüntüsüyle ilgilenip, dinin batıni yönünü ihmal etti. Dinin fiziksel yönünü ele alıp, kalbi amellerden bahsedemez bir hale geldiler. İbadetlerin gözle görülen maddesini işlerken, onların ruhi ve manevi tarafıyla ilgilenmediler. İşte bu ortamda sufiler ortaya çıktı. Kelamcıların meşguliyetten yapamadıklarını, fakihlerin dolduramadıkları bu boşluğu sufiler doldurdular. Bir çok insanların hissettikleri ruhi açlığı bir tek sufiler doyurmaya başladı. Çünkü onlar görünen kısımdan önce iç kısmını; özü arıtmaya, nefsi temizlemeye, ruhi hastalıkları tedavi ile uğraştılar. Kalbi amellere öncelik verip ruhi ve ahlaki terbiye ile meşgul oldular…

Yazımıza önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah…

Rabbimiz bizleri muhlislerden kılsın !…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner195

banner194