ABD ve koalisyon ortakları yeni dünya düzeni kurmak amacıyla, içeriğinde bir çok oyunun döndüğü 11 Eylül 2001 saldırılarını bahane ederek İslam dünyasına saldırıya geçmişti.
Önce Afganistan'ı işgal ettiler, sıra Irak'ın işgaline gelmişti.
Bunun için Irak'ın kuzeyinden yürütecekleri hava ve kara operasyonu için, Türkiye'nin hava sahasını ve topraklarını kullanmak için izin istemişlerdi.

Aslında ABD ve koalisyon ortaklarının, yapacakları operasyon için böylesi bir izni almasına gerek yoktu.
Olay sadece uluslararası topluma karşı, işgallerine hukuki zemin oluşturduklarına, böylece yapacakları işgali uluslararası hukuku hiçe saymayan meşru bir müdahaleymiş gibi göstermek istemelerinden başkaca bir şey değildir.

Yoksa küresel gücün, o zamanki Türkiye'nin onayına ihtiyacı yoktu zaten.
Türkiye'nin de, kendi öz kurumlarıyla bunun karşısında duracak pozisyonda olduğunu düşünmek asla gerçekçi değildir.
Çünkü Türkiye'nin hava sahası aynı zamanda NATO'nun da hava sahasıdır ve yapmak istediklerini zaten bunun üzerinden de yapabilirlerdi.

Asıl amaç, halk adına alınmış bir meclis kararının gerekliliğiyle ilgiliydi.
Müslüman bir ülkenin meşru meclisinin alacağı böylesi bir savaş kararı, gerek uluslararası toplum açısından, gerekse de uluslararası hukuk açısından kendi işgallerine bir meşruluk katacaktı.
Yine böylesi bir kararla tarih karşısında bu işgalin meşruluğunu hüccetlendirmek istiyorlardı.

Erdoğan, 1 Mart tezkeresinin lehindeydi. Ama "hayır" oyu veren vekiller Erdoğan'ın tezkereyi kerhen desteklediğini, o dönemde ABD karşısında zor durumda olduğunu, onu bu zor durumdan da ancak meclisin kurtarabileceğini düşünüyorlardı.
Erdoğan da tezkerenin kabulü istikametinde kimseye baskı yapmamış, parti grubunda konuyu müzakereye açmıştır.
İstenilse grup kararı da alınabilecekken buna tevessül edilmemiş, bu da "hayır" oylarının daha fazla çıkmasını sağlamıştır.
Nihayetinde tezkere kabul edilmemişti.

Elbette ABD için bunun bir bedeli vardı ve bu bedeli Türkiye'ye ödetmek için elinde çok sayıda kartları vardı. Sonrası bu kartları sonuna kadar kullanacaklardı.

Tayyip Erdoğan, hiçbir zaman Amerika'nın güvenilir bir müttefik olduğuna inanmamıştır.
Hatta Amerika'nın, gerek Türkiye üzerinde, gerekse de özelde Ortadoğu genelde de İslam dünyası üzerinde hangi yıkıcı emellere sahip olduğunu çok iyi biliyordu.
Fakat ortada bir realite vardı, o da o zamanki Türkiye'yle bunun karşısında duracak bir imkanının olmadığı gerçeğidir.

Bir çok kesim tarafından eleştirilen BOP eş başkanlığı görevinde olması da, sürecin tamamen onların elinde olmasının bir nebze önüne geçilmesi ile alakalıydı.
Siz istediğiniz kadar dışarda durun, bu işte yokum deyin, bu onların yapacağı zulmü, fesadı eksiltmiyor.
Fakat sürecin içinde olmanız, inisiyatifi tamamen onlara bırakmama gibi bir şansınızın olduğunu, fırsatlar ve imkanlar dahilinde bu zulmü ve fesadı bozma, boşa çıkarma gibi bir imkanınızın her zaman var olabileceğini gösterir.
Zaten 2013'te, 1 Mart Tezkeresiyle ilgili kendisine sorulan bir soruya cevaben "engel olunamayacak bir işgalin karşısında, masa dışı bırakılmanın gerek Türkiye'nin, gerekse de bölge için daha yıkıcı ve yok edici bir anlam taşıdığını, bunun da genelde daha büyük bir yıkıma yol açacağı gerçeğini" bizzat kendisi ifade ediyordu.

Velhasıl, Türkiye yeni bir döneme giriyor ve bu yeni dönemin gerçekleriyle yüzleşmenin hiç de kolay olmadığını, geçen 17 yıllık süreçte çok iyi anlıyoruz.

Gün be gün Türkiye'nin analizini yaptığımızda, neler yaşandığını, hangi kumpas ve tuzaklara, hangi plan ve projelere karşı durmak durumunda olduğunu çok iyi biliyoruz.

Hakikat ki, bu süreçte Türkiye'nin ve Erdoğan'ın başına gelenlerin, pişmiş tavuğun başına gelmediğini, Batı'da bir kaç yüzyılda yaşanacakların, bu ülkenin sadece bir kaç yılına sığdırıldığına şahit olduk.

Evet, zaman görecelidir ve bu aynı zamanda içini nasıl doldurduğunuz ve başınıza neler geldiği ile alakalı karmaşık bir sayılsaldır.

Her yılımız bir asırdır bizim
Sabret gönül az biraz azim!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner202

banner199