Hucurat Suresi 7. ayetinde Rabbimiz buyuruyor ki : “ Ey İman edenler! Allah size imanı sevdirdi ve onu gönlünüze sindirdi. İnkârcılığı, fıskı ve emre aykırı davranmayı size çirkin gösterdi. Allah tarafından bahşedilmiş bir lütuf, bir nimet olarak doğru yolu bulmuş olanlar işte onlardır.

Ayeti kerime belki de çoğumuzun duyduğu hatta ezbere bildiği bir ayet. Ancak oldukça enteresan olan mesajlarını anlamadığımız çok açık. Şöyle ki; Allah imanı akılla değil sevgiyle yani duyguyla bağlantılı kılmış. İmanın yerleşmesini bilgiye değil kalbin sevgisine bağlamış, dahası bunun  da herkese nasip olamayacak  bir nimet olduğunu bildirmiştir. İman ve sevgi her ikisinin de kaynağı da kalptir. Kanaatimce günümüzde İslam’ı tebliğ anlamında özellikle gençlere karşı yaptığımız yanlışların en büyüğü budur. Kalplere değil, sadece akıllarla hitap etmeye çalışmak. Sevginin gücünü rolünü, etkisini göz ardı etmek.

İslam’ın önemli kavramlarından biri olan sevgi tarih boyunca tartışılmış, üzerine pek çok edebi ve felsefi eserler yazılmıştır.  Ünlü filozof Platon’un  “sempozyum” diyaloğu sevgi ve güzellik üzerine yazılmış en önemli çalışmalardan biridir. Pek çok yönüyle de Fuzuli’nin  “Leyla ve Mecnun” Mesnevisi ile benzerlikler gösterir. Fuzuli bu eserinde pek çok söz sanatını kullanarak ve bir öykünün etrafında mecazi bir anlatımla gerçek sevginin mahiyetini ortaya koyar. Bu gün o görüşlerden yola çıkarak sevginin mahiyeti ve iman ile olan bağlantısına bakalım.

Filozoflarımızın tartıştığı ilk konu sevilen şeyin güzel olması gerektiğidir. Sevgi güzelliğin ve iyiliğin dışında düşünülemez. İnsan fıtraten kötü ve çirkin olana meyletmez. Eğer iman insan fıtratı açısından güzel bir şey olmasaydı Allah onu emretmezdi. İman bir insanın sahip olabileceği en güzel şeydir. Eğer bu güzelliğe kendimiz inanmazsak başkalarını inandırmamız zor olacaktır. Dünyada sahip olmak istediğimiz ve güzel gördüğümüz her ne varsa (makam, mevki, mal –mülk, fiziksel güzellik) hepsi sanal bir yanılmadan ibarettir. Gerçek güzellik imandadır ve iman insanı sevgi sahibi yapar

İkinci olarak insanın yeryüzünde sevgi ile sergilediği güzeli arama eğilimi aslında onun sonsuzluk ve ölümsüzlük özlemini yansıtır. Bu da insanı aktif ve üretken hale getirir. İman bir insana ebedi huzuru ve mutluluğu (ölümsüzlüğü) vaat eder. Dolayısıyla ölümsüzlüğü hak etmek isteyen insan üretken olmak zorundadır. Mümin tembel olamaz, tembel olursa ölümsüzlüğü yani ahireti hak edemez

Üçüncüsü; sevgide asl olan onun ızdırap yüklü olmasıdır derler. Gam, hüzün, keder, acı insanı olgunlaştıran güçtür. Olgunlaşan ruh terbiye edilmiştir artık. Iztırabı tatmayan kişi sıradan bir hayat sürer. Öyle ki Mecnun Leylaya kavuşma fırsatı bulmuşken onu reddeder. O kendisini olgunlaştıran o acının peşindedir.İman edenler için de dünya hayatı güllük gülistanlık değildir.Aksine acının ıztırabın, mücadelenin olduğu bir alandır.Bu yüzdendir ki Yüce Rabbimiz devamlı surette musibetlere  sabretmeyi ve acılara direnmeyi hatta bizzat kendi emirlerine karşı sabırlı olmayı öğütler.(İnsan Suresi 24) Hak yolunda ayağına taş değse mükafatlandırılacak olan mümin bu acılarla aslında ruhunu terbiye eder, bu yolda giderken  yaşadığı her acıya “başım gözüm üstüne diyerek” içten teslimiyet gösterir.

Son olarak filozoflarımız sevginin bir takım aşamaları olduğundan bahsederler. İlk aşamada kişi sevdiği şeyle arasında bir iletişim kurmalıdır. Kendini o sevgiye layık edebilmeli bunun için ona güzel sözler söylemeli onunla ilgili güzel düşünceler içerisinde olmalıdır. İkinci aşamada kişi sevdiğini mutlu etmek için bir adım daha ilerleyerek düşüncelerini temizlemeli arıtmalıdır. Tıpkı mecnunun şiddetten zulümden kaçıp insanları terk edip çölde insanlığı dürüstlüğü fedakârlığı öğrenmesi gibi. Üçüncü aşamada kişi bu öğrendiklerini artık eyleme dönüştürmeli. Devamlı iyi işler yaparak kötülüğü unutmalı. Dördüncü aşamada artık bilgi güzelliği aşamasına gelmiştir, hakikatin varlığın ve özün bilgisine ulaşır. Son aşamada ise insan bilginin en üstü olan Allahın varlığının bilgisine ulaşır. Bir hayatı yaşanmaya değer kılacak sevgi ve mutluluk işte budur.

Demek ki bal bal demekle ağız tatlanmıyor, iman ettim demekle de iman etmiş olmuyoruz. İmanla aramızda bir sevgi bağı kurup bu aşamaları geçmek gerek.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178