Üsküdar Üniversitesi Biyoloji profesörü Sinan Canan tabiat ve insan ilişkisinden bahsettiği bir konuşmasında bu cümleyi kuruyor “insanı tabiattan çıkarın işte size cennet.”

İnsan! Yeryüzünde kan döken bozgunculuk çıkaran insan! Meleklerin yaratılışına itiraz etttiği ve haklı çıktıkları, zalim, cahil, aceleci, yaratıcısına ve diğer insanlara karşı nankör olan, yaşadığı dünya hayatıyla ahirete kendi cehenneminin ateşini taşıyan, mala mülke aşırı hırslı, nefsinin arzularının peşinde köle olan, yoksula yetime ikram etmeyen, helal haram demeden miras yiyen, kıskanç ruhlu, Allah’ın başkalarına verdiği güzelliği hazmedemeyen, kibirli, cimri, cüssesine bakmadan dağlarla ululuk yarışına giren, şeytanın ayak oyunlarına çabucak kanan insan!

Allah’ın onu en güzel fıtratla yaratmasıyla meleklerden de üstün bir mertebe olan Ahsen-i Takvim’e ulaşması gerekirken, nefsinin ve şeytanın peşinden koşarak hayvanlar ve bitkilerden de aşağı bir mertebe olan esfeles-safiline inen insan. 
Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de haber verdiği üzere, zalim insanlar  (cehennemlikler) yüzleri kapkara olarak diriltilecekler. Ateşe atıldıklarını anlayınca feryat figan edip birbirlerini suçlayacak ve bu defa mümin olarak yaşamak için dünyaya tekrar geri dönmek isteyecekler. Kendilerini bekleyen azabı gördükçe ondan kurtulmak için anne babalarını, çocuklarını, eşlerini, fidye vermek isteyecekler oysa topluca cehennem yatağına atılmaktan kurtulamayacaklardır. Suçlarına göre cehennemin çeşitli kapılarından ebedi olarak kalacakları ateşin içine kınanmış ve kovulmuş olarak girecekler. Susadıkça kaynar su içerilecek acıktıkça dikenli bitkiler yedirilecek, dünyadayken haram yedikleri mallarla vücutları dağlanacak, derileri ateşten yandıkça yeri göğü dolduran inlemelerine bakılmadan daha fazla acı çekmeleri için yeni deriler verilecek. “Keşke toprak olsaydık da hiç yaratılmasaydık” diyecek nice cezalara müstahak olacaklardır.

Bütün bunlar neden? Çünkü insan dünyada iken haddini aşmıştır. Nefsinin isteklerine sınır çizememiştir. Hâlbuki insan olmak sınırlamakla başlar. Sınırlandırmanın insana verdiği en önemli güç belirsizliğin giderilmesidir.Yani kendisine bir alan çizen insan bualanın içi ve dışıyla ilgili bilgiye hakiki olarak ulaşmış demektir.Bu da hem sınırın içi hemde sınırın dışını güvenli hale getirmektir. Ülkeleri düşünelim sınırları olmazsa oluşabilecek kaosu tahmin edebilir miyiz? Kim nereyi yönetecek? Kimliğini nasıl adlandıracak? Yaptığı işlerin sonucunu nasıl görecek? Kontrol edilemeyen sınırsız alanda hangi suçlu nasıl yakalanacak? İşte insanın kendisine sınır koymaması da böyledir. Nerede durmasını bilmeyen insan hem kendi hem de yeryüzü için bir felakettir.Kendisiyle diğer varlıklar arasına sınır koyan insan ise mâkul bir yaşam sürüyor demektir. Makul yaşam; Allah’ın ve kulların razı olduğu kabul edilebilir,  anlaşılırnet bir yaşamdır. Sınır çizmek kendini diğer varlıklardan korumaktan daha fazla diğer varlıkları kendinden korumak içindir.İslamda sınır “had” kelimesinde ifade bulmuştur. Türkçe de kullandığımız “haddini bilmek” deyiminin anlamı buradan gelir.Haddini bilen kendini bilir.
İnsan en çok malla arasına bir sınır koymalıdır. Hakikatte bu kendisi için de bir güvenlik alanı oluşturur. Mesela tarlasına bir çit yapan çiftçi kendine bir güvenli alan oluşturmuş komşusuyla çatışmaya veya kavgaya meydan vermeyecek bir davranış sergilemiş olur.Tıpkı bunun gibi kendi yaşamanın sınırlarını çizen insan hem dışardan gelecek tehlikelere karşı sığınacak bir alan oluşturmuş hem de dışarıdaki alana göz dikmemiş olur. Dolayısıyla insan yeryüzüne sınır koymayı değil kendi nefsine sınır koymayı öncelemelidir. Bu sayede yeryüzünü kendinden korumuş olur.

 İnsan nefsinin iştahlı olduğu iki alan daha vardır; Yeme- içme ve cinsellik. İslam dininin emir ve yasakları bu alanları sınırlamaya yönelik pek çok tedbirler içerir.Bu iki alana karşı aşırı tutku insanı aşağıların aşağısına düşürebilir. İnsanın canının her istediğini yemesinin israf olduğunu bildiren Hz. Peygamberimiz yeme-içme ile ilgili bu sınırı çizmiştir. Yaşadığımız çağda sınırsız yeme içmenin açlık kadar ölüme sebep olduğunu hepimizin malumu. Yeme içme konusunda irade gösterememenin cezasını daha dünya da iken çekiyoruz. Cinsellikle ilgili sınırsızlık ise tüm insanlığın ortak sorunudur. Diğer canlılarda içgüdüsel olarak kontrol altına alınan cinsellik insanın akıl ve iradesine bırakılmıştır. Dolayısıyla akıl ve iradeden yoksun olan insan cinsel dürtülerine sınır getiremediği ölçüde topluma zarar verecektir.İslam dininin sosyal hayatta getirdiği pek çok sınırlamanın sebebi insanın bu cinsel dürtülerini kontrol altına almaya akıl ve iradeyi en etkin biçimde kullanmaya yöneliktir. 

Sözlerimizi bir ayet-i kerime mealiyle nihayetlendirelim. “Sakın Allah’ın sınırlarını aşmayın. Kim Allahın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerin ta kendileridir” (Bakara 2/229)
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.