Bir yandan seviyor bir yandan da nefret ediyoruz. Bir yandan nefret ettiğimizi söylüyoruz diğer yandan da acaba seviyor muyum diyoruz? Bir yandan yapmak istemiyoruz ama kendimizi de yapmaktan alıkoyamıyoruz. Bir yandan çok zengin olmak istiyoruz ama diğer yandan neredeyse har vurup harman savuruyoruz. Bir yandan en iyi olmak istiyoruz ama diğer yandan çalışmak zorumuza gidiyor. Derken zihnimizde sayısız çelişkiler yaşıyoruz. Bunun bir nedeni kafa karışıklığı olabilir. Ne istediğimizi tam olarak bilemiyor olabiliriz. Ya da isteklerimiz sağlam mesnetlere dayanmıyor olabilir. Bütünleme sınavına kalan bir öğrenci “tek bir kişi geçecekse o ben olacağım” şeklinde düşünmesi kesin kararlılığının ifadesidir. Dolayısıyla isteklerimizde tam kararlı olmamak çelişkilerimizin bir nedeni olabilir.  

Çelişkilerimizin bir başka nedeni özenti olabilir. Buda tam olarak isteyip istemediğimizi bilmiyoruz, belki başkaları istediği için biz de istiyoruz. Aslında futbolla ilgilenmiyorum, sinema hiç ilgimi çekmiyor ama arkadaşlarım ilgileniyor o halde ben de ilgilenmeliyim. Sadece onlar için yapmak yeterli bir neden olmayabilir. Motivasyon eksik kalınca yapıp yapmama konusunda arada kalabiliriz. Diğer yandan gündemden haberdar olmak, gelişmeleri takip etmek, arkadaş ortamında da yabancı kalmamak için kararlı bir şekilde ilgileniyor olabiliriz. Bu yapmacıklık değil adaptasyondur. Adaptasyon insan olmanın vazgeçilmez bir koşuludur. 

Ambivalans aynı insana-nesneye zıt duyguların beslenmesi anlamına gelmektedir. Çocuk annesini çok sever, korktuğunda onun kucağına koşar. Ama istediği balonu, şekeri veya oyuncağı almayınca “sen çok kötü bir annesin”, “seni hiç sevmiyorum” diyebilir. Burada çocuğun annesine öfke duygusu geçicidir ve esas olan sevgidir. Tabii ki yetişkinin çelişkileri çocuğa kıyasla çok daha karmaşık olabilir.  Biz yetişkinler bazılarımız makarnayı bir yandan çok severken diğer yandan nefret edebiliriz. Arabamızı bir yandan çok severken diğer yandan satmak isteyebiliriz. Bu şekilde belki birçok çelişkimiz normal sınırlarda olabilir. 

Nesnelere karşı bu şeklide zıt duygular beslerken nasıl olur da insanlara karşı beslemeyelim? Aslında bu konu şu şekilde aşılabilir:  Tamamen iyi insan ya da kötü insan yerine iyi özellik ve kötü özellik vardır. Dolayısıyla aynı insanın iyi huyları sevilir; kötü huyları da sevilmez. Bazı fikirleri desteklenebilir, bazı fikirleri de desteklenmez. Günlük hayatta da karşılaştığımız manzaraları bu bakış açısıyla değerlendirebiliriz. Canını sıkan bir arkadaşınla küsmek yerine örneğin şöyle diyebiliriz: Aslında sen yardımsever ve cömert birisin bu özelliklerini seviyorum. Fakat yaptığın bu davranış, beni üzdü, canımı sıktı. Eğer sık tekrarlayacak olursan seninle olan arkadaşlığımı gözden geçirebilirim. 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner156

banner155