İslam Dinindeki hükümlerin güncellemesi meselesi yeni bir tartışma konusu değildir aslında. Peygamberimizin vefatından sonra sahabe, Kur’an ve Hadisin öğretileri doğrultusunda birtakım prensipler ortaya koymak suretiyle hükümleri kendi zamanlarına göre güncelleyerek uygulamış, şairimizin ifade ettiği gibi asrın idrakine İslam’ı konuşturmuşlardır. İslam hukukuna göre bunun adı “içtihad”dırve müessese olarak sahabeden bize kalmış bir mirastır.

İslam devletinin ikinci halifesi olan Hz. Ömer bu türiçtihadları en iyi yapan sahabedir. Onun meselelere kendi zamanına göre getirdiği çözümlerden birkaç örnek vererek bu faaliyeti anlamaya çalışalım.

1- Tevbe suresinin 60. ayetinde zekât verilecek sekiz sınıftan biri de müellefe-i kulûb dur. Yani Müslüman olmayıp kalbi İslam'a ısındırılacak olanlar. Hz. Peygamber (s.a.s)'in devrinde ve Hz. Ebubekir'in hilâfetinin ilk dönemlerinde devam ettiğini bildiğimiz bu uygulamayı Hz. Ömer kaldırmıştır. Gerekçesi ise artık İslamiyet ve Müslümanlar kuvvetlenmiştir dolayısıyla bunlara zekât verme ihtiyacı ortadan kalkmıştır. Diğer sahabelerle istişare ederek bu kararı veren Hz. Ömer bu uygulamasıyla ayetin hükmünü ortadan kaldırmamış, ayete muhalif davranmamış aksine bahsedilen zekat verilmesi gereken 8 sınıf seçeneğinden birini kendi zamanına göre tercih etmemiştir. Yani ayetin mübah kıldığı bir alana müdahale etmiştir.

2-Hz. Peygamber zamanında ramazanda teravih namazı cemaatle kılınmazdı. Oysa Hz. Ömer kendi zamanında teravihin 20 rekât ve cemaatle kılınması uygulamasını başlatmıştır. Zira o halife olunca halkın dağınık bir şekilde teravih namazı kıldıklarını görüp,  cemaatle kılınmasının daha hoş olacağını düşünmüş ve sahabelerle istişare ederek bu namazı cemaatle kıldırtmıştır. Halkın bir vecd içinde bu namazı kıldıklarını görünce de “ne güzel bir bid’at oldu” diyerek sevincini belirtmiştir. Hatta Hz. Ali   “Ömer mescitlerimizi teravihin feyziyle nurlandırdığı gibi, Allah da Ömer’in kabrini öyle nurlandırsın” diyerek ona dua etmiştir.

3-Kur'an-ı Kerim'de boşanma anlatılırken bunun bir defada yapılmamasına işaret ediliyor. Oysa Hz. Ömer, kendi döneminde erkeklerin, eşlerine kızıp bir defada birçok talak vermesini, cahiliye adetlerine dönüş ve talakın (boşamanın) yaygın hale gelmesine sebep olduğunu düşünerek bir defada kullanılan üç talakı bir değil, üç talak saymıştır. İnsanların boşama prosedürünün dışına çıkıp üç talakı aynı anda vermelerinden rahatsızolan Hz. Ömer, bir cezai tedbir olarak bu tür boşamayı üç boşama saymış ancak bu uygulamayı yapanlara dayak cezası vermiştir

4-Hz. Peygamber bir hadisi şerifinde : “Yollarınızı yedi zira olarak yapınız” buyurmuştur.Hz. Ömer Basra ve Küfe gibi yeni şehirler kurarken ana cadde ve sokakların dokuz zira genişliğinde yapılmasını istemiştir. Hz. Ömer bu hükmü verirken nüfusu ve mekânı göz önünde bulundurulmuş yani zamanın ihtiyaçları dikkate alınarak tabiri caizse Hz. Peygamber’in emrini güncellenmiştir. Çünkü o Hz. Peygamberin bu hadisindeki rakamın neden verildiğini biliyordu ve bu rakamın kendi zamanına göre yeterli olmadığını düşünmüştü. Aslında yaptığı bu uygulamayla peygamberin yaptığının aynısını yapmıştı

5-Kur’an’da hırsızlığın cezası el kesme olarak belirlenmiştir. Hz. Ömer halifeliği döneminde kıtlık ve açlığın hüküm sürdüğü yıllarda, hırsızlık yapana bu cezayı uygulamamıştır. Zira Hz. Peygamber döneminde meydana gelen bir olayda Abbad b. Şurahbil adlı sahabenin açlıktan dolayı yaptığı hırsızlığa karşı, Hz. Peygamber el kesme cezasını uygulamamış, üstelik bu sahabenin ihtiyacının gidermiştir. Bu olayı bilen HzÖmer sosyal adaletin sağlanamaması karşısında hırsızlık yapmak zorunda kalanlara bu cezanın verilmemesi konusunda içtihadını ortaya koymuştur. O bunu yaparken ayete muhalif (ters) davranmamış, zaruret durumunda ölü eti yemenin cezai bir sorumluluk getirmediğine kıyasen kıtlık ve açlık durumunda da başkasının malını çalmanın had cezası gerektirmeyeceğine hükmetmiştir.Yani dinin korunması gereken 5 prensibinden biri olan canın korunması ilkesiyle  hareket etmiştir.Hz. Ömer, ayetle belirlenen hırsızlığa ait cezayı ortadan kaldırmamıştır. Böyle bir yetki Hz. Peygamberde bile yoktur. O burada, hırsızlık suçunun oluşması için aranan şartların meydana gelmediğine kanaat etmiş ve “şüpheyle hadlerin(Allah’ın verdiği cezaların) düşmesi”ilkesini  de dikkate alarak Kur’anda belirtilen  hırsızlık hükmünü yeniden yorumlamıştır

6-- Hz. Peygamber, Hayber'in fethinden sonra ele geçirilen arazileri savaşanlar arasında taksim etmişti ancak Hz. Ömer, Kadisiye savaşından sonra Irak'ın Sevad arazilerini Resulullah'ın dağıttığı gibi savaşanlara dağıtmamıştır. Bazı faydalar gözetilerek  bu topraklar devlet mülkiyetine geçirilmiştir. Oysa bu toprakların savaş sonucu ele geçtiği için normalde "ganimet" statüsüne alınması bekleniyordu. Hz. Ömer bunu  kişilere vermeyip devletin hazinesine dahil etmiş ve   bu zengin topraklardan alınan vergilerle ordunun ihtiyacını karşılamıştır. Eğer o günkü şartlarda topraklar, Hayber'de olduğu gibi savaşçılar arasında dağıtılsa, her bir savaşçıya yerli halktan iki-üç aile düşecek ve bu aileler, bu şahısların malı olacak, feodaliteye zemin hazırlayacaktı.Hz. Ömer bu içtihadıyla İslam’ın ruhuna aykırı olan bu tehlikenin önüne geçmiştir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki;birkaç örnekle izah etmeye çalıştığımız islamın hükümlerinin güncellenmesi konusundan kasdedilen  şey naslar (ayet ve hadis) la belirlenmiş hukuki sınırları aşmadan insanların ihtiyaçlarına cevap verecek hükümler üretmektir. Bunun içinde en gerekli olan şey bu işi yetkin kişilerden oluşan hatta devletin yasal olarak onay verdiği bir iştişare gurubunun yapmasıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.