İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Aksi halde rahatsız vicdanların devinimi içerisinde dönüp dolaşmak insana büyük ızdırap verir. Bana kalırsa Türkiye'deki muhafazakâr Müslümanlar, seküler hayata razı olmuş, evirilmenin evrimini tamamlamış bir şekilde, "Tevhid"in umurlarında bile olmadığı bir hayata razı olmuşlardır. Bırakın umursamaz halleri, artık "Tevhid" kavramından bile rahatsız olacak kadar olaya yabancılaştılar.

Hadi muhafazakâr Müslümanları ve her çeşit düzene uyum sağlayan narkozcuları hariç tutalım. İstisnası olmakla beraber, Kemalist ve laik sisteme muhalif olduğunu söyleyen İslamcılar tevhidi duruşun neresinde duruyorlar? Son 15 yılda ciddi bir ekonomik seviye yakalamış Türkiye İslamcılarının, rahatlık önceleyen bir metoda evirilmelerini nasıl yorumlamalıyız? Duyuyor gibiyim "ne diyor bu?" deyişinizi ama gözlerimizi kapamakla hakikatten kurtulacağımızı mı zannediyorsunuz? Güneşin balçıkla sıvanmayacağını hep söyleriz de, kaybedişe giden bir yolculuğa karşı da kafamızı kuma gömmemeliyiz değil mi?

Doğrudur, gelişmelere kayıtsız kalamayız, gündemsiz olamayız, konjoktürel dengeleri gözetecek reaksiyonlarımız olmalı. Peki, Allah'ın dengesini bu işin neresine koyacağız? Elbette bize hayat hakkı tanıyanla tanımayanı, ibadet, ifade ve tebliğ özgürlüğü sunanla sunmayanı, düşüncemizi ve inancımızı yok etmek isteyenlerle bizi himaye etmek isteyenler arasında bir ayrım yapacağız, yapalım da, lakin tüm bu işlerin neresinde durmamız gerektiğine dair ciddi çelişkiler içinde değil miyiz?

Biliyorum birileri yine kızacak ama Allah'ın kızması karşısında bir tercih yapma zorunluluğumuz var. Laik ve seküler tüzüklerle oluşturulmuş bir hareket, Müslümanlara iyi ve rahat bir hayat sunabilir. Hatta başındaki adam gerçekte de laik mantığın savunduğu "Allah işlerimize karışamaz" düşüncesinde olmayıp, bilakis "Allah bizim her şeyimize karışır" inancında da olabilir. Lakin bunu yinede Hz. Âdem’den beri hiç şaşmayan ve Hz. Muhammed(as) ile beraber evrenselleşen bir metot olarak sürekli kalacağımız, duracağımız bir yermiş gibi telakki edemeyiz. Şimdi nerden çıkardın bunu demeyin. Maalesef evrilme bu yöndedir ve bu ciddi bir "akide" tehlikesi oluşturuyor.

Tamam, politik dili bilmeliyiz, şiddet sarmalına yönlenmemeliyiz, bu doğru. Velâkin tüm bunlarla beraber esas gayenin ne olduğunu iyi anlamamız gerekiyor. Hani Firavunun avanesi, Firavun hiddetlenip Musa(as)'ı dinlemeden kısa yoldan işini bitirsin diye, Musa(as)'ya "bizden önceki atalarımız ne durumdadır" diye soruyorlardı ya. Musa(as)'da, Allah'ın daha önceden kendisine "yumuşak konuş" diye öğrettiği metoda binaen, "onların ne akibette olduğunu Rabbim daha iyi bilir" deyip, Firavunun hiddetini önlediği o dili iyi öğrenmeliyiz. Fakat iş bununla bitmiyor. Gerektiğinde bu dili kullanmasına kullanacağız da, nihai hedefin Firavuna düzenlerin yok edilip, El-Adil'in adaletini tesis edecek bir düzen kurmak gerektiğini bilmemiz gerekiyor.

Arkada durmakla yanda durmak aynı şeyler değildir. Biz İslamcılar kimsenin arkasında duramayız, lakin adalet, hürriyet ve zulme karşı durma noktasında birilerinin yanında durabiliriz. Bu perspektif anlaşılmadan tarih bize yeniden yeryüzünün iktidarlığını göstermeyecektir. Koskoca Allah'ın dinini gelip geçici döngülere ipotek edemeyiz. Yeryüzüne adalet vaad eden mefkûremizi bu kadar ucuza düşüremeyiz. Yoksa bizden sonra gelen nesilleri, seküler kavramların zehirleyici ve helâk edici devinimlerine atmış oluruz ki, o zaman bizlere vay ki vay olsun!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner177

banner178