Din ve siyaset ilişkisine dair yaklaşımlar son yüzyılların en önemli tartışma konularından birisidir. Modernleşme süreci bu tartışmaların ana merkezinde yer almaktadır. Kapitalizm, laiklik, sosyalizm, modernizm, sekülerizm, liberalizm gibi düşünsel, siyasal, ekonomik ve sosyal ideolojiler bu tartışmayı her daim beslemiştir.

Son yüzyıllarda Laiklik merkezli düşünce çizgisi İslam’ın siyaset başta olmak üzere ekonomik, kültürel, sosyal yaklaşımlarına ilişkin sınırlayıcı, yok edici, yok sayıcı ve zaman dışı ilan ederek daraltmaya çalışmaktadır. Tüm bu tartışmaları içerisine alan bir eser üzerinden İslam’ın siyaset teorisinin varlığına dair tartışmaları ele almaya çalışalım.

Ebulfazl İzzeti’nin İslam’da Siyaset Teorisi(İnsan Yayınları- 2014) eseri üzerinden İslam- Siyaset ilişkilerinin seyrine bakalım. Yazar ‘İslam’ın Siyaset Felsefesi ve Hukukuna İlgi Gösterilmeyişinin Nedenleri’ adlı ilk bölümde meseleyi farklı boyutları ile ele almaya çalışmaktadır.

İslam ve siyaset ilişkisini birbirinden çok uzaklaştıran veya yakınlaştıran yaklaşımlarla birlikte bu ilişki ne yazık ki zayıf tutulmuştur. “İslam’ın siyasi hukuk ve felsefesine bir bilim ve nizam olarak ilgi gösterilmeyişinin temelinde büyük olasılıkla şu faktörler söz konusudur:

  1. İslam’ın siyasi hukuk ve felsefesiyle, Müslüman ümmet arasında ve de yönetsel yapı ile hâkim nizam arasında kopukluğun olması.
  2. İdeolojiye dayanan, kendi hedefini daima adalet ve hakikatin kurulması addeden ve bir bakıma hakkın hakimiyet ve galibiyeti olarak bilinen İslam’ın siyasi hukuk ve felsefesi, hâkim ve galip olan düzene yönlendirildi.
  3. Yunan kaynaklarından çok sayıda eserin Arapça’ya çevrilmesiyle Müslüman toplumunda gayri İslami çeşitli ilimlerin neşriyatı ve bunlara rağbet gösterilmesi neticesinde özelde felsefeciler olmak üzere çok sayıda Müslüman düşünürün gayri İslami ilimlerden etkilenmeleri.
  4. Sömürgecilik, İslam coğrafyasına ve İslam ümmetine hâkim koşul be faktörlerle modern zamanlarda kolonyalizmin oluşumu ve bunun sömürgecilik çerçevesinde neo kolonyalizme dönüşmesi; politik- kültürel emperyalizmin sonucunda, sömürgeci güçlerin gayri İslami felsefe ve düzenlerinin kapsamlı bir etkisi altında kalınması.
  5. İslam’ın diğer dinlerle karşılaştırılması sonucunda, siyasi ve yönetsel düzlemlerde öteki dinlerin eksiklik ve karmaşıklığı; kendisi de bir din olduğundan dolayı İslam’a da nisbet edilebilmesi.
  6. İslam’ın siyasi fıkhı, İslam fıkhının içerisinde araştırma ve inceleme konusu kılınmış, ancak bağımsız olarak tam bir biçimde ilgi görmemiştir.
  7. Batılı siyasi düşüncelerin İslam dünyası üzerindeki nüfuzu ve İslam dünyasında siyasi hukuk alanındaki politikacı ve uzmanların, bilgilerini daha çok Batılı siyasi düşüncelere dayandırmaları; söz konusu yöneticilerin Avrupalı üniversitelerden bilgilenerek buralardan mezun olmalarından dolayı Müslüman coğrafyalarında siyasi ve Batılı düzenlerin az-çok uygulanması…”(Sayfa/ 14- 15)

İzzeti, son iki yüzyıllık süreçte İslam dünyasının batıyı taklit ederek aşmaya çalıştığı bu krizi aşamadığını da belirtir. Batı medeniyeti geleneği de temel edinerek kendisini yenilemeye çalıştı. Bu yenilenme ile ortaya çıkardığı sistemin oluşturduğu krizler görmezden gelinerek idealize edildi. İslam’ın siyasal duruşu, aklı ve felsefesi her daim görmezden gelindi. Ve dahi inkâr edildi. En önemlisi de Müslümanları İslam ve siyaset üzerinde düşünmekten ve iddia ortaya koymaktan utanır hale getirdiler.

Ebulfazl İzzeti, Hz. Muhammed’in hicret ile birlikte kurduğu Medine Devleti’nin örnekliği üzerinden İslam’ın siyasal anlayışının temel parametrelerini şu şekilde ifade eder:

“1- Medine’de Hz. Peygamber’in rehberliğindeki bir İslami yönetimin kurulmasıyla ilgili öncüller hazırlanmaktaydı.

  1. Demokratik bir biçimde İslami hükümetin kurulması ve Hz. Peygamber’in Medine’ye davet edilerek rehberli seçilmesi, halk tarafından söz konusu toplumsal sözleşmelerin- muahedelerin benimsenerek onaylanması ve daha sonra da tüm Medine halkının Hz. Muhammed’i rehber olarak kabul etmesi.
  2. İslami hükümetin kurulması.
  3. Hz. Peygamber’in Mekke’de İslam’ın tebliğine yönelik mücadelelerin neticesinde, Medine halkının Hz. Peygamber’in tebliğlerinin etkisinde kalarak bir hükümet kurma fikrini kazandıkları söylenebilir.
  4. İslami hükümetin kurulması özel bir coğrafyaya bağımlı olmayıp zorunlu olan koşulların gerçekleştiği her yerde söz konusu olmaktadır.
  5. İdeolojik İslam toplumunun kurulması ırk, renk, millet ve diğer türden yapay özelliklere gereksinim duymamaktadır.
  6. İslami siyasi hükümet hızla kurumamış olsa beşeriyet dini olan İslamiyet, evrensel bir yapı arz etmeyecekti.
  7. Dini siyasetten ayırmaması ve Müslüman topluma kendi siyasi bağımsızlığını kazandırması İslami bir sünnet olarak tanımlanabilir.
  8. İslam ve İslam Peygamberi, Müslüman toplumun siyasi bağımsızlığının önemini baştan beri öngörmüşlerdi.”(Sayfa/ 69- 70- 71)

İzzeti, İslami siyasi hukukun kaynakları olarak öncelikle Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas(akıl) yanında yardımcı kaynaklar vardır: 1- Raşid Halifeler dönemi, 2- Siyasi nizam hakkında yazılan eserler, 3- Müslüman toplumların örf, adet ve gelenekleri, 4- İslami siyaset fıkhı hakkındaki eserler, 5- İktisat, vergi ve benzeri konularda yazılan eserler, 6- Uluslar arası özel ve genel hukuk alanında yazılan eserler, 7- Siyaset ve siyaset felsefesini ele alan eserler, 8- İlahi hükümet alanında yazılan eserler, 9- İslam tarihi alanında yazılan eserler. Yardımcı kaynakların son yüzyıl yaklaştıkça yen eserlerin ve tecrübelerin de katıldığını görüyoruz.

İslam’ın var oluşunu sadece muhalefet ile sınırlayan anlayışlar Laiklik ürünüdür. Toplumsal değişimi hedefleyen ancak bunu hiçbir zaman siyasal projeye dönüştürmeyen, mabet merkezli olarak toplum ilişkilerini sınırlayan, siyaset ve ekonomi başta olmak üzere birey dışında bir müdahale imkânı tanınmayan bir din anlayışı teklif edilmektedir. Sivillik ve kamusallık arasında dinin geçişine hiçbir zaman izin verilmemektedir. Dinin ifadesini mümkün kılacak bir anlayışı ifade etmeye cesaret edemeyenler, “Adalet Devleti” demek suretiyle bir kavram değişimi hedefleniyor. Bir Müslüman laikliğin çizdiği sınırlara kendini indirgediği zaman İslam’ın hâkimiyet imkânlarını da inkâr etmiş olmaktadır.

Günümüzde İslam denildiğinde ilk akla gelen sorulardan biri olan “İslam’da siyaset teorisi, felsefesi var mı?” sorusunun cevabı verilmelidir. Siyaset teorisi olmayan bir din, din olamaz. İslam’ın doğduğu günden bugüne siyaset tecrübesi çok büyüktür. Ancak hem Müslümanlar hem de Müslümanlara saldıranlar ilk olarak İslam’ın siyasal yönünü boşaltmaya ve anlayışını tehdit gibi göstermeye çalışmaktadırlar. İslam’ın diğer yönlerinde olduğu gibi siyaset teorisi ve pratiğini ilişkin yine İslami temelde bir anlayışı oluşturmak zorunludur. Bu konuda yazılmış çağdaş eserler başta olmak üzere geçmişte yazılmış külliyatında okunması, tartışılması ve yenilenmesi gerekmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner187

banner186