Birini tanıyorum! 

Adam evlenmiş. Karısı 15 gün yanında kalmamış çıkıp gitmiş. Derken boşanma davası açmış ve herkesin bildiği o malum sonuç. 

Adam yemin ediyor. Evliliklerinin 15 günlük süresince karısına bir fiske dahi vurmadığını söylüyor. Karısına hiç bağırmadığını ve karısının kendisini niçin terkettiğine hiç anlam veremediğini söylüyor. 

Velhasıl bu adam üç yıldır nafaka veriyor ve bu nafaka masrafından dolayı, yeniden bir hayat kuramadığını yani evlenemediğini ve hayatının kendisine zehir olduğunu söylüyor..!

Aynı bu hale düşmüş başka birini daha biliyorum. Üstelik iyi tanıyorum. Eşi vefat etti. Haliyle bir yıl sonra bir daha evlendi. Buraya kadar normal. 

Bu yeni karısından iki çocuğu oldu. Bir gün bu kadın çocuklarını alıp gitti. Ardından kadın boşanma davası açtı ve ayrıldılar. Şimdi bu adam yaklaşık 8 yıldır aldığı emekli maaşının büyük çoğunluğunu bu kadına nafaka diye veriyor. Kadın ise şimdilerde dini nikahla başka biriyle beraber yaşıyor. Resmi nikah yapmıyor ki nafaka hakkı kesilmesin. 

Zavallı adam maaşından kalan 500 lira ile yaşamaya çalışıyor. Yaşadığı zulmü bir ben bilirim birde Allah..! 

Birini daha anlatayım mı? 

Adam emekli astsubay. Eşi vefat etmiş ve yeniden evlenmiş. Karısıyla biraz anlaşamıyordu ve ara ara tartışırlardı. Tamam her evlilik iyi gidecek değil. Hayatı zehir edecek bir evlilik olacaksa bazen boşanmak daha hayırlıdır. Buna bir şey dediğimiz yok. Fakat konu başka. 

Bu kadın yine bir tartışmada eşini polise şikayet ediyor. Polis gelip herkesin gözü önünde adamı alıp karakola götürdü. Üç gün eve yaklaştırmadılar. Adam haklı mı haksız mı, yoksa karısı mı haksız hiç soruşturmadılar. 

Bizim toplumun ananelerinde hiç mi hiç görülmemiş böylesi bir olaydan dolayı adam toplum içinde kendini aşağılanmış ve küçük düşürülmüş biri olarak görüyordu. Zaten çok geçmeden adam buna dayanamadı ve kalp krizi geçirip öldü.

Arkasından adamın maaşı karısına geçti. Karısı da adamın arabasını ve binbir emekle yaptığı evini satıp, gidip kendisine başka bir hayat kurdu. Biri mezara diğeri ise onun emeği üzerinden konforlu bir rant elde etti..! 

Sahi şimdi hangi yüzbinlerin hikayesini yazayım size. Hayat bu kadar birilerine basit, birilerine de zor olmamalı. 

Nedir bu Allah aşkına yahu. Kadını koruma mı yoksa aile kurumunu temelden ifsad edecek bir zulüm mü? 

Erkekler hiç bu kadar zavallı konuma düşmemişti. Politik hesaplardan dolayı, oy uğruna kadınların gönlünü hoş tutma adına düştüğümüz hengameye bakın. 

Lütfen yanlış anlaşılmasın. İmanı olan, vicdanı olan her kadın bu söylediklerimi anlar. 

Benim nazarımda kadınlar Allah'ın bize emanetidirler. Biz ise emanete hıyanet etmeyiz ve kadınlarımızın, kızlarımızın hal ve durumları hepimizin şahsi hesaplarından daha bir önemlidir. Burası böyle. 

Velakin Allah'tan daha merhametli olduğunu iddia edenler kimlerdir? Allah bu konuyu haşa eksik veya adaletsiz bir şekilde mi bize bırakmış. Ki beğenmiyorsunuz da, biz daha iyisini yaparız havalarında haddini aşanlara dönüşüyorsunuz. 

Allah kadının hakkını ve hukukunu tastamam ortaya koymuşken, güya bunu yetersiz görüp, kadını evinden çıkarıp hayatın merkezine yerleştirmeye çalışanlar, bunu hangi rıza-i ilahiye göre yapıyorlar. 

Oysa kadın anne, erkek ise baba idi. Anne evin işleyiş ve düzeniyle ilgilenecekti, erkek ise ev halkının ihtiyaçlarını karşılayıp, koruma ve iyi bir hayatla yaşatma imkanlarını sağlamaya çalışacaktı..!

Tamam kadını ilgilendiren her alanla ilgili kadın istihdamı olmalıdır. Buna birşey dediğimiz yok. Çünkü toplumun yarısı kadınlardan oluşuyor. Bunu kimse görmezlikten gelemez. Kadın polislerden tutun da, öğretmenlere, doktorlara, mühendislere kadar her alanda kadınlar olmalı. Bu hem gerekli hem de bir toplum için hayati önem taşır. 

Fakat anlatmak istediğimiz bu değil. Asıl sorun feminist bir zihniyetin, toplumda kadının cinsiyet rolünü ön plana çıkartıp ve böylece kadını asıl mecrasından çıkartacak sinsi bir plan icra ediliyor. İtirazımız bunadır. 

Zaten mahremiyet kuralları yerle bir edilmiş bunu geçiyoruz da, feminist düşüncelerle hareket edilen sinsi bir kadıncı hakimiyet git gide topluma pompalanıyor. 

Tv programlarında kadının bir materyal gibi kullanılması, saçma sapan evlilik programlarında ve kadın merkezli feminist çalışmalarda, kadının annelik görevinden çok cinsel bir objenin ön plana çıkarılması, dizilerde birbirini aldatan kadın ve erkek profilleri ile masumca işlenen sevgililik hikayeleri, toplumun erkeklerinin ve kadınlarının hem fikirsel hem de ahlaki bakışını ifsad eden birer şeytan işi pislik değilde nedir? 

Maalesef gidişat iyi değil. Gayri islami anlayışlarla toplumu ıslah edecek, hak ve hukuklarını garantiye alacak bir düzen tesis edilmeyeceğini anlamamız gerekiyor. 

Sorunların kaynağını iyi bilmeden yapılacak yüzeysel çalışmalar, kanserini dışa belli etmeyen adamın hali gibidir. Oysa o kanser kesin öldürecek.

Hayatı, kadın erkek eşitliği üzerine kurgulayanlar bir şeyi anlamıyorlar. O da ADALET'tir.

Sahi eşitlik mi adalet mi? 

İki şeyin birbirine eşit olmadığını söylemek, birinin diğerinden üstün olduğu anlamına mı geliyor? Böyle olmadığı halde bundan kadının aşağılandığı anlamını çıkaranlar aslında bu tavırlarıyla eşitsizliği kabullenmişler demektir. 

Vida somuna eşit değildir. Ama hangisi daha üstündür? Bir hüküm verilebilir mi? 

Burada eşit davranmak mı daha akıllıcadır yoksa adaletli davranmak mı? 

Batılı bir düşünürün dediği gibi: "Tüketim uygarlığı kadınları ikiye bölüyor, gittikçe de daha fazla bölecek. Tüketen kadın ve üreten kadın. Birincisi kadınlıktan gün geçtikçe dişiliğe, ikincisi kadınlıktan gün geçtikçe erkekliğe doğru kayıyor." Tespit on numara doğru. 

Elbette tarihi süreç içerisinde özellikle batıda olmak üzere, doğu felsefelerinde de kadının rolüyle ilgili insanlık dışı tarif ve tanımlamaları iyi biliyoruz. Kadının tarih boyunca maruz kaldığı zulüm derecesindeki haksızlık ve hukuksuzluklar, zamanla hak arama girişimlerine konu oldu. Lakin ne yazık ki bazı olumlu gelişmelerden sonra, geldiğimiz nokta "ifratların tefritleri doğurduğu" bir yerdedir. Maalesef bir cinsin hakimiyeti, yerini öbür cinsin hakimiyetine devretmeye doğru gidiyor. 

Tarih, fıtrata karşı çıkanların helâk olaylarıyla doludur. Çünkü fıtrat aynı zamanda adaletin diğer adıdır. Tabiat, kendi kanunlarına karşı çıkanların gayretlerini sonuçsuz bırakır. Evet, dere yatağında akmalıydı. Yoksa taşkınlık an meselesidir. 

Velhasıl kadına yakışan en güzel meslek baba gibi olmak değil, bilakis ANNE olmaktı. Ah bunun hem dünyada hemde ahiretteki faydasını bir bilselerdi..!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.