Aslında bu işi Türkiye'nin üzerine yıkacaklardı. Sonra da avazı çıktığı kadar bağırıp, Türkiye'ye 'vahşi doğu' diyeceklerdi. Yine bununla Türkiye'nin uluslararası kamuoyundaki meşruiyetini sorgulayacaklardı. Kanunun, nizamın, hukukun olmadığı çadır bir devlet imajı vereceklerdi. Tıpkı Brunson'un yargı süreci dışında, adalete alenen yapılacak bir müdahale ile serbest bıraktırmak istemeleri gibi.

Ve kurguladıkları oyun yine ters tepti. Bize atacakları bomba ellerinde patladı. Güya bir taşla iki kuş vuracaklardı ama olmadı. Attıkları taş bumerang olup döndü kendi başlarına çarptı. Şimdi kan-bere içinde çırpınıyorlar. Bu işten nasıl sıyrılırız diye saçma sapan açıklamalar yapıyorlar. Farkında değiller ama yaptıkları her açıklama 'bu işi biz yaptık' tarzından arzı endam ediyor.

Oysa Suudiler Cemal Kaşıkçı'yı, Suudi Konsolosluğunun dışında faili meçhul bir şekilde infaz etselerdi, Suudi Arabistan 'benim vatandaşımı Türkiye öldürdü' diye şimdi dünyayı ayağa kaldırmıştı. Amerika ise Türkiye'yi köşeye sıkıştırmanın mutluluğunu paylaşacaktı dünyaya. Zaten bu işin içinde Amerika'nın olmadığını söylemek ahmaklık değilse nedir. Kâfirlerle münafıklar birbirlerinin velisi değil miydi?

Hesapları çoktu elbette. Hem bir muhalifi ortadan kaldırmanın mutluluğunu yaşayacaklardı, hem de Türkiye'yi bununla hizaya çekeceklerdi. Sonrası uluslararası davalar, tazminatlar, yaptırımlar... Böylece hem uluslararası kamuoyunda yitirilen bir meşruiyet ile hemde müslüman toplumlar nezdinde kaybolmuş bir itibar ile bize geri adım attıracaklardı. Pazarlıklar ardı ardına olacaktı. Fetö, Pkk/Pyd, Suriye ve Irak'ı pazarlık konusu edeceklerdi. Ne koparırlarsa o kardır hesabı yapacaklardı.

Şimdi ise tam tersi uluslararası kamuoyunda Suudi Arabistan'ın bir meşruiyeti kalmadı. Dünya halkları nezdinde Suudiler artık şerli insanlar. Hangi müslüman halk bu devletten nefret etmiyor ki. Artık Arap halkları Amerika'nın satılık köleleri olan Suudilerin yerle bir olacağı günü dört gözle bekliyorlar.

Onlar bir şeyi unutmuşlardı. Evet, Allah'ın tuzak kuranlara karşı tuzak kuranların en hayırlısı olduğunu unutmuşlardı. Yaptıkları işlerde Allah'ı hesaba katmayanların rezil ve rüsvay olmalarından başka bir yol var mı? Hayır. Şüphesiz hesapları tersine çeviren her daim O'dur!

MUTLU OLMAK İÇİN ÖNCE İNSAN SONRA DA MÜSLÜMAN OLMAK BİZE YETER!

Herşeyin teoride kaldığı, anlamların tersyüz edildiği, bizi biz yapan dinamiklerin demoralize olduğu bir dönemi acıyla yaşıyoruz. Bunu eğitimden tutun da, sosyo-kültürel bakışımıza, heyecanlarımıza kadar bütün alanlarda görebiliriz.

İşte bütün bunların tek müsebbibi eğitimdir. Uzun zamandır bizden olmayan bir eğitimle bizi terbiye etmeye çalıştılar ama nafile. Düşünün ki aynı halkın çocuklarını kendi düşünce ve ideolojinize göre eğitime alıyorsunuz. Ve bu eğitim sürecinin sonunda kimi hırsız oluyor, kimi katil, kimi terörist, kimi komünist, kimi faşist kimi bilmem ne bela oluyor ama hidayeti bulan birileri olmuyor.

Halbuki bizi terbiye edecek olan Er-Rab olan Allah'tı. Allah'ın 'terbiye edici' vasfını başka birilerine vasfettiğiniz an, hidayet bulmaz bir toplum oldunuz demektir. İşte 'LA' demenin sırrı da aslında burada yatıyor.

Bu yüzden yeryüzünün gelmiş, geçmiş ve gelecek en büyük devrimcisi Hz.Muhammed(sav)'dir. Biz ancak onun açtığı yolda, gösterdiği hedefte yürüyeceğimize 'AND' içeriz. Aksi düşünce, yol ve hedef; 'tanrı yaratıp, yaratılan tanrının peşinden gitmekten' başka bir mana ifade etmez.

Varlığımıza gelince, o sadece tüm varlıkların sahibi Allah'a armağandır. Birilerinin uyduruk ve düzmece tanrılarına değil. Ve biz ancak önce insan, sonra da müslüman olduğumuz için mutlu olabiliriz. Mutluluğumuz cahiliye toplumları gibi hangi ırktan olduğumuz ile ilgili değildir.

DAYAKTAN KAÇIP İDAMA SIĞINMAK!

Birileri sürekli içki içenlerin, zina yapanların, gaylerin, faizcilerin, İslama küfredenlerin, Allah tanımazların; namaz kılanlardan, oruç tutanlardan, zekat verenlerden, camiye gidenlerden daha dürüst, daha adaletli ve daha erdemli olduğunun algısını pompalıyor.

Sürekli dindarları ve islamcıları suçlayıp, aşağılamaya çalışanların ne menem bir kompleks ile malul oldukları ortadadır. Oysa daha dün diyeceğimiz günlerde içinde bulunduğumuz yozlanmışlıklardan daha vahim, daha ciddi vakalar ile yüzyüze olduğumuz gerçeğini nasıl unutabiliriz.

Tamam maziden gelen tüm bu gerçekler şuan içinde bulunduğumuz kirleri meşru göstermeyecektir. Elbette bunun farkındayız. Fakat bize çözüm olarak sunulanların da gerçekte ne olduklarını hiçbir zaman unutmadık, unutmayacağız da.

O halde çözüm, dayaktan kaçıp idama sığınmak değildir. Bilakis kendi dönüşümsel devrimimizi kendimiz yapmalıyız. Bu sebeple eleştiri kültürünü tekraren diriltecek, tutucu zihniyetten kopmuş devrimsel öğeler ortaya koymalıyız.

Örgütlü sivil toplumumuz, onuru ve izzeti çiğnetmeyecek kalemlilerimiz ve fikrine pranga vurmamış akademyalılarımız, bu eleştirinin önderliğini yapmalıdırlar. Yoksa gerçek olan birşey var, o da; 'Allah'ın bize ihtiyacının olmadığı' gerçeğidir. Ve hiç zor değil O'nun için, bir topluluğun gidip yerine başka bir topluluğun gelmesi..!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.