Sahibinin her hareketine öğretilen tepkiyi veren itler, hayatı insana kolaylaştırırlar. Sevgili İvan Pavlov yaşasaydı deneylerini artık itler üzerinden değilde Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn gibi sahibinin eli, ayağı olan çakma devletler üzerinden yapardı. Böylece siyaset biliminde, sömürge devletleri kendi menfaatleri uğruna nasıl kullanmalı vizyonuna yeni bir soluk getirirdi.

Boşuna kızıp kendinizi üzmeyin lütfen. İnsan münafık olmaya dursun. Hemen kendine has iç güdüleri oluşmaya başlar. Ve böyleleri farkında olsunlar veya olmasınlar iç güdüleriyle hareket etmek zorunda kalırlar. İkiyüzlülüğün, ihanetin, arkadan vurmanın iç güdüsel olduğu bir siyasetten hakkın sesinin çıkmasını beklemek, abesle iştigaldir.

Düşünsenize kutsal toprakların başında, ipleri kafirlerin ellerinde olan münafık ve satılık bir zihniyet var. Bu ayıp ümmete yeterde artar bile. Halbuki ümmetin ortak kutsalı olan Hicaz, bir devletin hegomanyasına terkedilmemeliydi. Bu bölgenin, İslam ülkelerinden her birinin sırayla dönem başkanlığını yapacağı, özerk ve bağımsız bir komisyon tarafından yönetilmesi daha doğru olacaktı. Böylece bu kutsal bölge birilerinin siyasi istismarlarına alet olmayacaktı. Şimdi ise ümmetin hacılarından elde edilen döviz gelirleriyle, yarın bize karşı kullanacakları silahlar satın alıyorlar.

Elbette Katar'a yönelik yapılan diplomatik ambargoyu, günü birlik değerlendirmelerle anlamaya çalışmak isabetsiz tespitler ortaya koyacaktır. Bugünü anlamak için maratona yüz yıl öncesinden başlamak gerekiyor. Ki sözün ve yorumun en doğrusunu ve en adilini ortaya koyabilelim.

Lozan antlaşması imza edildikten sonra, İngiltere'de Avam Kamarası'ndaki bazı senatörler, "Türklerin istiklalini neden tanıdınız?" diye Lozan'da İngiliz heyetinin başkanlığını yapmış olan Lord Curzon'u eleştiri yağmuruna tutmuşlardı. Lord Curzon şu cevabı vermiştir: "İşte asıl bundan sonra Türkler bir daha eski ihtişamlarına kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz", demiştir. (Büyük Doğu/6 Ekim 1950)

O dönemin İngiliz basınında da yer alan bu ifadeler, Lozan'ın yakın tarihimizde çektiğimiz sıkıntıların, çilelerin, ızdırapların şifresinin yüklü olduğu bir ipotek antlaşması olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. İşte bu anlaşmaya binaen Türkiye ve Ortadoğudaki ülkeler ile ilgili ilişkiler yeniden dizayn edilmiş, bu ırkçı ve tarih reddedici anlayış 2000'li yıllara kadar devam etmiştir.

Son yıllarda yaşadığımız her olay, başımıza örülmek istenen her çorap birbirinden bağımsız değildir. Bütün sorunlar Tayyip Erdoğan vizyonlu Türkiye'nin, artık kendisine biçilen bu "lozan gömleğini" çıkarmak istemesi ile başlamıştır. Yoksa Türkiye ile alıp veremedikleri bir şeyleri yoktu. Herşey güllük gülistanlık bir hal üzereydi. Ne zamanki biz bağımsız olmalıyız dedik, tufanlar sardı her tarafımızı. 27 Nisan muhturasından tutunda, Cumhuriyet mitingleri, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı darbe planları ile, Oslo görüşmelerinin sabote edilmesi, Erdoğan'a suikast planları, Güneydoğu kalkışması, çözüm sürecinin sabote edilmesi, Pkk olayları, Gezi olayları, 17-25 Aralık operasyonları, Mit krizi ve en nihayet 15 Temmuz darbesi gibi daha sayamadığımız birçok gizli ve aşikar hadise ile, Türkiye'yi tekrar lozanda çizdikleri fabrika ayarlarına getirmek istediler. Lakin başaramadılar.

Şimdilerde ise, yalnızlaştırma politikaları ile en nihayet dostu kalmayan bir Türkiye'nin, bölge ülkeleriyle kırdırılması yoluyla yeniden tarihi misyonunu icra etmekten yoksun bir hale getirmek istiyorlar. Düşünsenize bir taraftan Ortadoğu'da herbiri bir Amerikan kolonisi olan devletçiklerle, diğer taraftan Orta Asya'da her biri birer Rusya'nın uydu devletçiği olan Türki Cumhuriyetleri arasında yapayalnız kalmak. Geriye kalan dostlar ise herbirinin başını aşan sorunları olan Azerbeycan, Barzani Kürdistan'ı ile Katar'dan başkası değildir.

Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife Al Sani'nin, Erdoğan'la iyi ilişkiler içinde olması ve vizyon bakımından bağımsız politika üreten bir anlayışı benimsemesi birilerini harekete geçirmiştir. Yine Katar son yıllarda Türkiye ekonomisine yaptığı yatırım ve destekle bir soluk olmuştur. Özellikle silah sanayisinde Türkiye ile olan münasebetleri, Türkiye'nin Katar'da askeri üs açması gibi projeler, bölgede hesapları olan emperyalist sömürgeci ABD'yi fazlasıyla rahatsız etmiştir. Truamp'ın Arabistan ziyareti sonrası böyle bir gelişmenin yaşanmasının tesadüf olduğunu söylemek saflık değil, bilakis art niyetliliktir. Katar'da her an askeri bir darbenin yapılması içten bile değildir.

Bunun için Türkiye, Libya'da yaptığı hatayı Katar'da yapmamalı ve desteğini asla Katar'dan çekmemelidir. Gerekirse uluslararası hukuka uygun düşecek bir şekilde, Katar'ın resmi davetlisi olarak Katar'a güçlü bir ordu sevkiyatı yapmalı, bununla yapılacak bir darbeyi veya bölge ülkelerinin olası müdahalelerini de önlemiş olacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner175

banner176